02 Aralık 2009 05:00

KESK ve Kamu-Sen’in 25 Kasım grevi ve gösterdikleri

İşçi ve emekçilerin dağınık olduğu böylesi bir süreçte 25 Kasım grevi önemli bir dönemeç oldu.

Paylaş

İşçi ve emekçilerin dağınık olduğu böylesi bir süreçte 25 Kasım grevi önemli bir dönemeç oldu. 25 Kasım’da ülke düzeyinde ortaya çıkan bir sınıf tavrı, tutumu yaşanmıştır. Sendikalı, sendikasız ayırımı gözetmeden emekçiler birlik sağlayarak, acil talepleri etrafında birleşmişlerdir. Kamu emekçileri iş bırakarak alanlara çıkmış ve kamudaki hizmeti durdurmuşlardır.
KESK ve Kamu-Sen’in kararıyla gerçekleşen 25 Kasım grevi, Adana’da farklı sendikalarda örgütlü kamu emekçilerini kendi talepleri etrafında bir araya getirmiştir. Kamu emekçilerinin gücünü bölen ve sermaye karşısında ortak hareket etmesini engelleyen rekabetçi tutumlar, Adana’da KESK ve Kamu-Sen yöneticilerinin disiplinli ve olgun tutumları ile aşılmıştır.
“Kamu-Sen ve KESK bir araya gelmez”, ya da “Biz Kamu-Sen ile niye birlikte grev yapalım, onlar zaten grev yapmaz en fazla sevk alırlar” eğilimleri kırılmış ve bu yaklaşımların doğru olmadığı görülmüştür.
Kamu emekçileri Adana’da öncelikle kendi işyerlerinin önünü miting alanına çevirmişler, ardından Uğur Mumcu Meydanı’na (miting alanına) yürümüşlerdir.
Kamu emekçileri iş yerlerinde iş disipliniyle çalışmış, bir birine güven duygusuyla hareket etmişlerdir. Ülke genelinde olduğu gibi Adana’da da greve katılım tahminlerin üstünde olmuştur. KESK ve Kamu-Sen’in aynı ciddiyetle işe sarılması Memur-Sen üyesi ile örgütsüz kamu emekçilerinin de grev sürecini desteklemesini sağlamıştır.
Adana’da KESK ve Kamu-Sen’e bağlı değişik iş kollarında örgütlü sendikalar, 25 Kasım grevinin örgütlenmesinin her safhasında birlikte davranmışlardır. İşyerinde kurulan birlik, ortak işyeri toplantıları, greve birlikte çıkmayı, alanda ortak eylem yapmayı beraberinde getirmiştir. Bu süreç, birçok ön yargıyı kırdığı gibi, emekçi gücün birikmesine ve grevin etkili olmasına vesile olmuştur.
Adana’da demiryollarında örgütlü olan KESK’e bağlı BTS’nin bir grev geleneği, iş bırakma deneyimi öteden beri var. Daha önceki grevlerde BTS beş trenden üçünü durdururken ikisinin çalışmasına engel olamıyordu. 25 Kasım 2009 grevinde Kamu-Sen ile ortak davranması bütün trenlerin durdurulmasını sağlamış, deyim yerindeyse kuş uçurtmamışlardır. Aynı örneği sağlık, eğitim, maliye ve haberleşme iş kolları için vermek de mümkündür.
KESK ve Kamu-Sen’in greve çıkmak üzere birleşmesi başka bir etki yaratmış, işyerlerinde kamu emekçilerinin genel kitlesi üzerinde olumlu sonuçlar doğurmuştur. Birleşme yolunda atılan doğru adım ve bir güç merkezinin oluşturulması; biriken tepkiyi açığa çıkardığı gibi emekçilerin kendi taleplerine sahip çıktıklarını da göstermiştir.
25 Kasım grevi herkese şunu göstermiştir:
1-) Kamu çalışanları; kendilerini mücadeleye sevk edecek, sınıf kardeşiyle birbirinden ayırmayacak mücadele ve örgüt biçimlerine ve sendikal anlayışlara ihtiyaç duyuyorlar. İşyerlerinde bütün üyelere seslenen, sendikalı, sendikasız, farkı gütmeyen ve sendika fraksiyonculuğu yapmayan, herkesin içinde yer alacağı iş yeri çalışması bugünün en acil sorunudur.
2-) Kamu emekçilerinin kendi aralarındaki rekabete son vermesi, “bölünme” ve “rekabet”in ortadan kaldırılması konusunda 25 Kasım grevi ile önemli bir mesafe alınmıştır.
3-) Kamu emekçileri arasındaki rekabeti kışkırtan eğilimlere karşı mücadele; dolayısıyla her sektör ve statüden kamu emekçilerinin arasında rekabeti değil birlik ve dayanışmayı esas alan ve talepler etrafında bir mücadele bugünün ana stratejisi olmalıdır.
Sendikal hareketin içinde bulunduğu durum, yüz yüze olduğu sorunlar ve hepsinden önemlisi sınıf ve güç ilişkileri ve buna bağlı olarak kamu emekçilerinin örgütlülük ve bilinç düzeyleri dikkate alınarak bir değerlendirme yapmak gerekirse; birlik sorunu ve işyerlerinde her sorun karşısında ortak davranma ve giderek ülke düzeyinde bir birliği kurmak öncelik haline gelmiştir. Bunun uzun soluklu ve her işyerinde adım adım verilmesi gereken bir mücadeleyi gerektireceği ortadadır. Sınıfın ana kitlesinin mücadeleye katıldığı bir sendikacılık tarzıyla; sendikal hareket yenilenecek kendi ayakları üzerine dikilecektir.
Sınıfın en geniş kesimlerinin kendi talepleri etrafında mücadeleye çekildiği ve bunun üzerinden bir değişim ve dönüşümün sağlandığı bir sendikacılık tarzı ve kültürü yeşertilmelidir.
25 Kasım’da bunun güçlü adımları atılmıştır. Ancak hem sağdan hem soldan sekter, ayrıştırıcı ve birliği engelleyici yaklaşımlar, çeşitli ayak bağları 25 Kasım’da da açığa çıkmıştır.
Biz burada kendi ittifak güçlerimizin ve müttefiklerimizin tutumunu ele alacağız.
Emekçilerin birliği ‘solcu’ parti ve örgütleri rahatsız eder mi? Adana’da kamu emekçilerinin işyerleri, hizmet ve üretim birimlerinden başlayarak güçlerini birleştirmeleri ‘solcu’ parti ve örgütleri rahatsız etmiştir. Başta ÖDP, Halkevi ve TKP olmak üzere birçok ‘sol’, ‘sosyalist grup’, Kamu-Sen ile birlikte grevin gerçekleşmesinden rahatsız olduklarını açıkça dile getirmişlerdir. Ancak kamu emekçilerinin sürdürdüğü emekçi karakterli somut çalışma milliyet, mezhep, sendika farkı, ‘sağ’, ‘sol’ gibi emekçileri bölen hiçbir ayrımcı tutumu kabul etmemiştir. Söz konusu ‘sol’ örgütlerin bu yaklaşımı sendika yöneticisi arkadaşları tarafından da kabul görmemiştir.
Yapılan toplantı ve değerlendirmelerde, Kamu-Sen’in provokasyon çıkaracağı, eylem alanını Türk bayraklarıyla içeriğinden uzaklaştıracağı, şoven sloganlarla alana hakim olacağı şeklinde kaygılar dile getirilmiş, solcuların ve sosyalistlerin buna izin vermemesi gerektiği ve tutum almaları istenilmiştir.
Partimiz bu tutum ve tarzın doğru olmadığını, 25 Kasım grevinin emekçiler arasında sıcak bağlar gelişmesine hizmet edeceğine işaret etmiştir. Halkevleri, işi daha da ileri götürerek Kamu-Sen ile birlikte yapılıyorsa alana ayrı yürüyeceklerini ve Kamu-Sen konuştuğu sırada bu durumu protesto ederek alanı terk edeceklerini belirtmişlerdir.
Söz konusu bu parti ve siyasi anlayışlar diğer kesimleri de yanlarına alarak iki ayrı tutum açığa çıkarma çabasında olmuşlardır. Özellikle sendikaların siyasi parti ve örgütlerin kamu emekçileriyle ilgili talepleri yazdıkları ve kendi imzalarını attıkları dövizlerle gelmeleri kararını tanımayacaklarını, uymayacaklarını, ne pahasına olursa olsun, eylem alanına kendi bayraklarıyla gideceklerini ve bayraklarını dalgalandıracaklarını ifade etmişlerdir. Nihayetinde de böyle yapılmıştır. Ama sınıf dışı, emekçilere yabancı tutumlarından dolayı, alana emekçilerden ayrı bir şekilde yürümüşlerdir.
Söz konusu siyasi hareketler, kendilerini kamu emekçilerinin yerine de koymuşlardır. Biz olmadan bu iş nasıl olur, bize nasıl sorulmaz yaklaşımı ile hareket etmişlerdir. Bize sordular mı, bizim düşüncemizi aldılar mı? Bu yaklaşımlarıyla sendikalarla bir rekabet içine girmişler ve kendi sendikacılarının da içinde olduğu ve bütün sendikaların ortak çıkardığı programlara aldıkları kararlara ve aylardır iş yerlerinde sürdürdükleri çalışmaya ortaya koydukları emeğe uymayacaklarını belirtmişlerdir.
Özellikle bir alan fetişizmi yapılmış, işyerlerinde yapılan grev, ortak iş bırakma çok önemsenmediği gibi, burada KESK ve Kamu-Sen’in birlikte davranılmış olmasının çok önemli olmadığı eğilimi ortaya konulmuştur. “Alanda ortak olunmaz, biz Kamu-Sen ile birlikte görünemeyiz, alanlar, sokaklar bizimdir” duygusuyla hareket edilmiştir. Bu yanlış eğilim ve tutumların yaşanarak mahkum edilmesi, kamu emekçilerinin birliği ve emekçilerin sermaye karşısında taraf olması bakımından önemlidir. Hükümete ve egemen güçlere geri adım attıracak tek yol da budur.
25 Kasım greviyle, en geniş kamu emekçileri birliği sağlamış ve grev hakkı yasal olarak tanınmamış olmasına rağmen, hükümetin karşısına ‘Grev hakkı grev yapılarak kazanılır’ anlayışıyla en ileri ve sonuç almaya yönelik bir mücadele örgütlemiştir. Bu emekçi politikasının bir kazanımıdır. Bundan sermaye ve onun partilerinin rahatsız olması gayet doğaldır. Ancak sermaye düzeninin yıkılmasını, emekçilerin bir güç olarak ortaya çıkmaları ve belli sınavlardan geçerek pratik mücadelenin eğiticiliğiyle bilinç edinmelerini savunan sosyalistler niye bu durumdan rahatsız oluyor. Bizim yapmamız gereken emeğe ve onun taleplerine bağlanmak ve oradan ilerletmek değil mi? Bu dar, sekter ve “solcu” tutum hareketi bölmüyor mu? Özellikle bizim birleştirici ve kapsayıcı olmamız gerekmiyor mu?
Emek mücadelesi ve sınıf kaygısı duyan herkesin, sendikal zemindeki parçalanmışlığa son vermek; tabanın iradesi ve ihtiyaçlarını gözeten bir yaklaşım içinde olması gerekir. 25 Kasım grevi pratiğiyle bir kez daha bize bunu göstermiştir.
HALİL İMREK Emek Partisi GYK Üyesi
ÖNCEKİ HABER

Munzur özgür akmıyor

SONRAKİ HABER

Mersin Valiliği kayyum eylemlerini 15 gün süreyle yasakladı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa