03 Aralık 2009 05:00

ÖZGÜRLÜKLER

Geçen hafta sonu 27-29 Kasım’da, Almanya Köln-Bonn’da bir toplantı vardı.

Paylaş

Geçen hafta sonu 27-29 Kasım’da, Almanya Köln-Bonn’da bir toplantı vardı. Almanya Demokratik Hukukçular Birliği, Azadi ve Maf-Dad gibi hukukçu örgütlerinin düzenlediği bir toplantıydı. Avrupa’nın pek çok ülkesinden (İngiltere, İtalya, Fransa, Almanya, Danimarka, İsveç, Finlandiya) hukukçuların katılımı vardı. Kürt hukukçulardan da çok sayıda katılım vardı. Onların büyük çoğunluğunun yaşları 30’un altındaydı. Ya Avrupa ülkelerinde doğup büyümüşler ya da çok küçük yaşlarda o ülkelere gelmişlerdi. Toplantının konusu, AB’nin terör listeleri, Interpol uygulamaları ve bu konularda yapılabilecek hukuki girişimlerin neler olabileceğiydi.
Beni de genel bir sunuş için davet etmişlerdi. Açılışta “Türkiye’de son 10 yılda yapılan hukuki reformlar ve sorunlar” başlıklı 7 sahifelik konuşma metnimin kısaltılmış halini okudum. Dört dilde çeviri yapılıyordu. Son 10 yılda 76 yasada değişiklik yapan yüzlerce madde olduğunu, toplam 63 yeni yasa çıkarıldığını, ama bütün bu yasalara rağmen Türkiye’nin demokratik bir ülke olarak nitelendirilemeyeceğini, sistemin otoriter özünün değişmediğini ifade ettim. İfade özgürlüğü, işkence, cezaevleri sorunları, adil yargılanma hakkı, Kürt sorunu gibi başlıklarla sınırlı bir sunuş yaptım. Sonuç olarak yeni ve demokratik anayasa ile insan hakları hukukuna uygun yasalar çıkarılmasına ve bu yasalara uygun bir uygulamaya ihtiyaç bulunduğunu belirttim. Toplantıda, çeşitli uzmanlar, terör, savaş, Interpol uygulamaları konularında dünya ve Avrupa deneyimleri hakkında görüş açıkladılar.
AB terör listesi hazırlamıştı. Bunda 11 Eylül 2001 saldırısının etkisi büyüktü. Listeye Türkiye’den de bazı silahlı örgütleri almışlardı. O arada PKK-Kongra Gel’de listedeydi. Bu listenin önemi, hem günümüz açısından hem de geçmişe dönük olarak temel hak ve özgürlüklerin tehdit edilmesiydi. İltica başvurusu kabul edilmiş ve oturum almış kişiler terör örgütüne üye olduğu için sınır dışı edilme riski altında tutuluyorlardı. İltica kabul kararları geri alınabiliyordu. Türkiye uygulaması da ilginçti. Çok uzun yıllar önce işlendiği iddia edilen suçlar nedeniyle Türkiye Interpol’e başvuruyor. Anılan kişi hakkında soruşturmalar açılıyor, gözaltı ve sınır dışı işlemleri yapılıyor. Yargı genellikle kişiler lehine kararlar veriyor. Ama Interpol’e gönderilen ve çıkarılan kırmızı bülten diğer ülkelerde işlem görüyor. Kişi sözgelimi Almanya’daysa başka ülkeye gidemiyor; çünkü her ülkede aranıyor ve gittiği her yerde hukuki durumunun aydınlatılması için uğraş vermek zorunda kalıyor. Türkiye, Interpol’e başvurusunu çekmiyor. Hukuki olarak yapılabilecekler konuşuldu. Avrupa çapında hukuki girişimler…
Siyasi olarak şöyle söylenebilir: Siyasi hareketleri siz terörist hareketi olarak niteleseniz de onlar çalışmalarına devam ediyorlar. Ama hukukçular öyle düşünmezler. Çünkü sonuçta bireylere dönüyor iş. Bireyler sınır dışı ediliyor, işsiz kalıyor, güvencesiz kalıyor. Mallarına, mülklerine terör desteği bahanesiyle (gerekçesiyle) el konuyor ve benzeri… O nedenle giderek artan bir ciddiyet kazanıyor konu. Güncel ve yakıcı bir sorun. İnsanlar için hayat-memat meselesi… Interpol dernek statüsünde, Fransa yasalarına göre kurulmuş bir kurum. Ama devletler onun etkinliğini tanımışlar. Herhalde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi bir yargı kurumundan karar çıkmalı ki, bülteni çıkaran ülke (sözgelimi Türkiye) arama-yakalama kararını geri almasa da Interpol bu işlemi ortadan kaldırabilsin. Konu doğrudan insan haklarıyla ilgili. Bireyin haklarıyla…
Terör listeleri işte bu işe yarıyor. Muhalif bireyler baskı altında tutuluyor. Muhalif siyasal örgütlere yaşam alanı tanınmıyor. Bahane hazır: Bütün otoriter sistemlerde muhalifler terörist olarak nitelendirilmiyor mu? Al işte sana terör listesi! Tek taraflı olarak yaz yazabildiğin kadar suçu onların hanesine. Senin gizli açık servislerin bombalamalar yapsın, yaptırsın; her tür uyuşturucu işinde senin servislerin ve ajanların olsun. Yık muhalif siyasal örgütlerin üstüne… En aşağılık suçlamalarda bulun.
Türkiye’nin yaptıkları bu saydıklarımızdan aşağı değil. Milletin dilini dinini yasakla. Yap işkenceni, sür milleti köyünden, mezrasından. Evleri yak, köyleri yak, ormanları yak, yık. Dünyanın uyuşturucu merkezi olsun savaşın en ateşli yeri… Sadece Hakkari-Van arasında on bir yerde arama noktan olsun. Kuş uçmasın. Sonra da de ki; “Teröristler uyuşturucu işi yapıyorlar”.
Bütün bu yakma yıkma işlerini yapan devlet, terörist olmayacak ama muhalifler terörist olacak…
Sonuçta mesele yakınma meselesi olmaktan çıkıyor. Çözüm için arayışlar gündeme geliyor. Her yerde insan hakları sorunlarının hukuk boyutu var. Kant’ın dediği gibi, insan hakları konusu son tahlilde hukuk konusudur. Şimdi Avrupa ölçeğindeki bir konu, terör listeleri konusu, daha acil ve etkili bir şekilde hukukun konusu haline getiriliyor.
HÜSNÜ ÖNDÜL
ÖNCEKİ HABER

Tersane işçisi isyan etti

SONRAKİ HABER

Mersin Valiliği kayyum eylemlerini 15 gün süreyle yasakladı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa