AVRUPA GERÇEĞİ

AVRUPA GERÇEĞİ

  • Haftalık Der Spiegel dergisi, bu haftaki kapağından doğrudan bu soruyu soruyor.Soru elbette bir ihtiyacın üzerinden yöneltiliyor.


    Haftalık Der Spiegel dergisi, bu haftaki kapağından doğrudan bu soruyu soruyor.
    Soru elbette bir ihtiyacın üzerinden yöneltiliyor. İhtiyaç, dünyanın birçok bölgesinde elde silah dolaşan Bundeswehr’in elini rahatlatmaktan kaynaklanıyor. Çünkü, bu kadar bölgeye tank ve toplarla “piknik yapmaya” gitmeyen Alman askerlerinin, gerektiğinde insan öldürmesi açık ya da üstü bir şekilde dillendiriliyor. Der Spiegel’in soruyu kapaktan sormasının maksadı, elbette“öldürebilir, ama ne zaman”ı meşru kılma çabasından başka bir şey değildir.
    Daha önce değişik vesilelerle gündeme getirilen Alman ordusunun da diğer ülkelerin ordusu gibi savaş bölgelerinde öldürme hakkına sahip olması gerektiği yönündeki tartışmalar, öneriler, Der Spiegel tarafından Afganistan’ın Kunduz kenti yakınlarında çok sayıda sivilin Alman albayın emri üzerine katledilmesi dolayısıyla yeniden tartışmaya açıldı.
    Hatırlanacağı gibi 4 Eylül’de Kunduz Nehri’ne saplanan iki tanker, Alman albayın emri üzerine NATO’ya bağlı savaş uçakları etrafında toplanan siviller ile birlikte bombalanmıştı.
    Taliban tarafından kaçırılan, tankerlerin etrafına toplanan köy halkının tek derdi, birkaç litre benzin almaktı. Bir bidon benzin almaya giden çocuklardan, kadınlardan, erkeklerden geriye, bombalanmış, yanmış, kömüre dönmüş cesetleri kaldı.
    Bremen’de avukatlık yapan Afganistan kökenli Karim Popal, bizzat bölgeye giderek bombalama sırasında kaç sivilin öldürüldüğünü belgeleriyle ortaya koydu. Buna göre Alman albayın emri üzerine 139 sivil öldürülmüş, 20 sivil kayıp, 20 sivil de yaralanmış. Yaralıların tanıklığına başvurulmuş, olayın nasıl meydana geldiği ayrıntılarıyla belgelenmiş.
    Yani, Alman albayın emri 179 kişinin canını hedef almış.
    Hem bombalamayı gerçekleştiren pilotların hem de bombalama emri veren albayın, tankerlerin çevresinde sivillerin bulunduğunu bildikleri, daha olayın gerçekleştiği 4 Eylül ertesinde ortaya çıkmış; ancak bu yöndeki bütün iddialar, hem de en üst düzeydeki yetkililerce yalanlanmıştı.
    Her savaşta olduğu gibi Afganistan savaşında da gerçekler kurban edilmiş, gizlenmiş, yerine yalanlar öne çıkarılmıştı.
    Almanya’da bir haftadır, savaşın üstünü örttüğü gerçeklerin; yani o zaman ordu içindeki resmi yazışmalarda, ölenler arasında sivillerin olduğunu ortaya koyan yazışmalar olduğu halde, neden gizlendiği tartışılıyor.
    Gerçeklerin gizlendiği ortaya çıkınca bir genelkurmay başkanı, bir bakan ve bir müsteşar istifa etmek zorunda kaldı.
    Almanya, karartılan gerçekler ortaya çıktığında nasıl sarsıcı olduğuna bir kez daha tanık oldu.
    Şimdi muhalefet ve basın haklı olarak, sivillerin katledilmesinin genel seçimlerden önce bilinçli olarak mı gizlendiği sorusunu yöneltiyor.
    Ve Başbakan Angela Merkel’in bu gerçeklerden haberdar olup olmadığını...
    Eski Savunma Bakanı Jung’un bilinçli olarak kamuoyundan sakladığı sivillerin öldürülmesinden Merkel’in haberdar olmamasına pek ihtimal verilmiyor.
    Genel seçimler öncesine denk gelen olay ve tartışmalar, aslında seçimlerin kaderini etkileme özelliği taşıyordu. Alman halkı arasında Afganistan’daki askerlerin geri çekilmesi gerektiği yönündeki isteğin yüzde 70-80’lerde olduğu göz önde bulundurulduğunda, bu olasılığın hiç de az olmadığı kendiliğinden ortaya çıkıyor.
    Bu yüzden de gerçeklerin gizlenmesinden Merkel’in ne kadar haberdar olup olmadığının açığa çıkarılması önemli.
    Ama bugüne kadar olup bitenlerin kendisi bile, Afganistan işgalinin Almanya’yı büyük bir bataklığın içine sürüklediğini göstermesi bakımından yeterlidir.
    ABD ve İngiltere’den sonra Afganistan’da en çok asker bulunduran ülke konumundaki Almanya’nın da sivilleri öldürdüğü, öldürme emri verenlerin ya da tetiği çekenlerin yargılanmadığı son Kunduz olayında bir kez daha görüldü. Yani, Alman askerleri için öldürmenin yeni bir durum olmadığı ortada. Şimdi fiili olarak işleyen bu duruma hukuki bir çerçeve aranıyor. Hatta bazı Alman hukukçular, şimdiden “terörle mücadele” kapsamında uluslararası hukukta yeni düzenlemeler yapılarak, teröristlerin öldürülmesinin normal hale getirilmesini savunuyorlar. Uluslararası hukukta devletin terörle mücadele adı altında karşısındakini öldürmesi yeniden tanımlanmak isteniyor.
    Böylece, ABD başta olmak üzere birçok ülke tarafından devletin sınırsız bir şekilde “terörist” öldürmesinin meşru olarak görüldüğü günümüzde, aynı standartların Almanlar için de geçerli olması için zemin hazırlanıyor.
    Bu elbette, aynı zamanda dünyanın yeniden paylaşımı konusunda silah ve öldürmenin artık meşru, sıradan bir hale getirilmek istendiği anlamına geliyor. Bombaların hedefi haline gelen çocukların, kadınların ve diğer sivil insanların cansız bedenleri ise hiç kimsenin umurunda değil.
    YÜCEL ÖZDEMİR
    www.evrensel.net