Sendika ayrımı değil emekçilerin birliği

Sendika ayrımı değil emekçilerin birliği

25 Kasım grevinde Adana emek örgütleri ortak birliktelikleriyle, hastanesinden okuluna, vergi dairesinden sokaklara akın ederek buluşma noktalarına doğru hareket etmişlerdir.


25 Kasım grevinde Adana emek örgütleri ortak birliktelikleriyle, hastanesinden okuluna, vergi dairesinden sokaklara akın ederek buluşma noktalarına doğru hareket etmişlerdir. Grev gününün ve saatinin yaklaşması ile birlikte heyecanımız da doruğa çıkmaya başlıyordu; çünkü o “anlamlı günü” dört gözle bekliyorduk.
İşyerlerinde yaptığımız çalışmaların da bir yerde semeresini görmek istiyorduk. Çünkü 12-13 gezi grubu oluşturup okul gezileri yapıyorduk. Ve yüzlerce işyeri gezdik. İşyerlerini örgütlemeye, kamu emekçilerini somut talepleri etrafında örgütleyip alana çağırıyorduk. Biraz da bundan heyecanlanıyorduk. Sadece bizim gezi grubumuz 20 civarında işyerini gezdi.
Yapılan işyeri gezilerinde gördük ki, eğitim emekçileri işyerlerinde birlikten yana hareket etmeye, birlikten yana olumlu sinyaller vermeye dünden razıydılar. Bu iş bırakmadan çok da memnundular. Ancak valiliğin okulları bir haftalık tatil etmesi, grevimizin etkisini ve umutlarımızı kırdı. Biz bu tatilin olabileceğini tahmin ediyorduk. Çünkü gittiğimiz işyerlerinde buna benzer sorular soruluyordu. Aslında sürpriz de olmadı diyebiliriz. Eğitim emekçilerini kitlesel katılım bakımından olumsuz etkiledi.
Bu meşakkatli işi bir bal arısı sabrı ve özeniyle günbegün örgütlemek durumundayız. Yapılan işyeri gezi çalışmalarının bize iki faydası vardır. Birincisi; ilk defa sendikamızda, diğer dinamiklerin de içinde yer aldığı okul gezileri yapılması. Birbirimize karşı olan önyargıların kırılması ve birlikte iş yapma kültürünün geliştirilmesi. İkincisi ise işyerlerinden kopan bağlarımızın yeniden güçlenmesi.
Sendikalar için en temel yaşamsal gereksinimlerin başında örgütlenme gelir. Örgütlenmede başarıya ulaşmak, sendikal örgütlenmeye yönelik stratejiler oluşturmaktan, bu alana ilişkin olarak ciddi plan ve projeler belirlemekten geçer. Süreklilik ister. Öyleyse biz emekçiler de sermayenin saldırıları karşısında; her gün ama her gün kendimizi, araç ve gereçlerimizi, yöntemlerimizi yenilemek zorundayız. Yeniden örgütlenmeli, organize bir şekilde işyerlerine hızlı bir şekilde hareket edilmeli. Bu 25 Kasım’dan sonrasını da birlikte planlamalıyız. Rehavete kapılmamak gerekir. Bu adımı daha ileriye götürmek gerekir.
Sendikaların bundan sonraki hedefi, “Biz çalarız onlar dinler”den öte, bulmaktır; birlikte çalıp dinlemenin, birlikte çalıp söylemenin yolunu. Öyleyse herkesin bildiği şarkıları söylemeli. Onlar çalar biz dinleriz yerine “Birlikte çalalım birlikte dinleyelim” diye açarlar kollarını.
Bu kararın alınmasında elbette yanlışlıklar vardı. Bunlar; grev kararının alınma biçimi, grevin gerekçeleri konusunda emekçilerin ve toplumun yeterince bilgilendirilmemiş olması. Bu alınan yanlış kararların eleştirisini de doğru zeminde yapar ve gerekli kurullarımızda gerekli olan cevabı söyleriz. 25 Kasım grevinin en önemli yanı da, “üzerine ölü toprağı serpilmiş” olan kamu emekçilerinin yeniden canlanışı olmuştur. Eğer bu canlanma doğru yol ve yöntemlerle belirlenen hedeflere doğru kanalize edilirse, Türkiye emekçileri adım adım hedeflerine ulaşırlar.
İlimizde ilk grev demiryollarında saat 24.00’te başladı. Yine arkadaşlarla diğer sendika ve kitle örgütlerinin temsilcileriyle birlikte desteğe gittik. Buradaki ilk grevin coşkuyla geçmesi, sabahın grevinin de güçlü geçeceğinin işaretini veriyordu. Fiili olarak grev yapılıyordu.
Biz emekçileri mutlu eden bir gelişme de ilimizde iki konfederasyonun bu eylemi-grevi birlikte örgütlemesi ve alanlara birlikte yürümesiydi. Bu birlikteliği ileriki süreçlerde de devam ettirmek gerekir. Burada bırakmama gerekir. İlimizde bu tür çalışmaların altyapısı ve birlikte iş yapma alışkanlığı vardı. Kamu emekçileri açısından da olumlu bir birliktelikti. Yine işyerlerinde gördüğümüz başka bir olumlu yanın da konfederasyonların birlikte iş yapmasıydı. İşyerlerinde sendikal rekabetin çalışanlara zarar verdiğini deneylerimizle görüyorduk. Sendikal rekabeti ortadan kaldırmak gerekiyor. Birlikte yapılan bu tür eylem ve etkinlikler sendikal rekabetin panzehiridir. Aynı zamanda kitleye güvenen, mücadele kararları alan, kendini kadrolarla sınırlamayan bir mücadele hattının hayata geçirilmesidir.
Emekçilerin ana gövdesini mücadeleye katan ve biri diğerini güçlendiren eylemlerle talepleri kazanana kadar, kararlılıkla sürdürülecek mücadele hattının izlenmesi son derece önemlidir. Kamu emekçilerinin, mücadeleye katılmaları kadar, sendikal politikaların oluşturulması ya da işyeri örgütünün karar süreçlerine katılmaları da sendikaların yeniden inşasında belirleyici rol oynayacaktır.
Bu dönem emek mücadelesini ilerletecek gerekli kararları alan ve buna uygun bir mücadele hattı konusunda gerekli çağrıları yapan sınıftan yana tüm güçleri birleştirmeyi ve harekete geçirmeyi amaçlayan bir hat izlemek gerektiği ortadadır.
Gerçekten güçlü bir sendika olabilmek, sendika üyelerinin sendikal politikalara doğrudan katılması, bu politikaların oluşmasında temel belirleyici olması, sendikaların en geniş emekçi kesimin iradelerini yansıtmak gibi somut uygulamaları hayata geçirmesi ile mümkündür. Uzun mücadeleler sonucunda kurduğumuz sendikalarımız, ancak o zaman birer örgütlenme, dayanışma ve mücadele merkezleri olabilir.
Bunun için her gün yeniden örgütlenen; kesintisiz, günlük, yığınların hareketinden öğrenen ve onu geliştiren bir anlayışla, aydınlatma çalışması ve taleplerinin savunulmasından hareket eden bir mücadele yürütülmelidir.
Çözüm; temeli işyerlerine ve üretim birimlerine dayalı olan, örgütlü, etkili ve kararlı bir mücadele ile bu hakka işlerlik kazandırmaktır. Bu ise kendi meşruiyetini kendisi sağlayacak olan fiili mücadeledir. Toplusözleşme için üretimden gelen gücün kullanılmasıdır: Grevdir. Yaşasın iş, ekmek, özgürlük mücadelemiz!..
ORHAN ALICI Eğitim Sen İşyeri Temsilcisi (Adana)
www.evrensel.net