03 Aralık 2009 00:00

Şiiri meta olarak görenler, boşuna girişmesin

ŞAİR Bedrettin Aykın’ın, şiir üzerine yazdığı denemelerden oluşan “Şiirin Arka Odası” adlı kitabı Belge Yayınları tarafından yayımlandı.

Paylaş

ŞAİR Bedrettin Aykın’ın, şiir üzerine yazdığı denemelerden oluşan “Şiirin Arka Odası” adlı kitabı Belge Yayınları tarafından yayımlandı. Bedrettin Aykın’la yeni yapıtı üzerine söyleştik.
Toplumsal olaylarla, sanat akımları arasındaki bağdan söz eder misiniz?
Sanat akımlarının genelde ya gündemde olan sanat akımına karşı bir tepki ya da toplumdaki köklü bir değişime, yükselen ya da düşen tansiyona koşut olarak şekillendiğini görüyoruz. Bu değişimlere göre şiirin sesi kimi kez yükselip alanları doldurduğu gibi, kimi zaman da kısılarak yatağına çekilip, söylemini derinleştirdiğini görmekteyiz.
“Şiirde aranması gereken, yalınlık değil gizemlilik, kapalılık, yoğunluk olmalıdır” diyen Bedrettin Aykın’ın nasıl bir şiir serüveni var?
1940’lı-50’li yıllarda bir Anadolu kasabasında şiir olarak gezici halk şairlerinin saz eşliğinde söyledikleri halk şiiriyle tanıştım önce. Daha sonraları ortaokulda bir türlü sevemediğimiz, anlamadığımız aruz şiiri çıktı önümüze. Uzun bir süre koşmalar yazdım. Serbest koşukla yazdığım, yayımlanan ilk şiirim 1962 yılında “İmece” dergisinde yer aldı. Sonrası sürüp giden uzun bir koşu… Yalınlık konusuna gelince; konuşma dilinin, düzyazının öykü ve romanın dilidir yalınlık. Bunu birçoğumuz hiç anlayamadı. Kimilerimiz de benim gibi, koşulları gereği geç anladı. Yalınlığın şiirimize “Garip Şiiri” ile girdiğini, “Toplumcu Gerçekçi” şiirimizle sürdüğünü görüyoruz. “İkinci Yeni” akımı ile de şiirinin yalın olamayacağı, yalınlığın düzyazı ve konuşma dilinin söylemi olduğu öne çıkmıştır. Günümüz şirinin ise “İkinci Yeni” şiirinin bir süreği olduğunu söyleyebiliriz. Günümüz şiirinde yalınlığın bu denli istenmeyen, şiir dışı bir olgu olarak algılanmasına karşın, çoğu öykü ve romancılarımızın yapıtlarında, şiirsel dilden yararlanıldığı görmekteyiz.
okurun da o gizemi algılayabilecek düzeyde bir poetik kültür birikimi almış olması gerekiyor.
OKUR POETİK KÜLTÜR BİRİKİMİ ALMIŞ OLMALI
“Şiirin Arka Odası” adlı kitabınızdaki şiirle ilgili görüşlerinizi, kendi şiirlerinize de aktardığınızı söyleyebiliyor musunuz?
Güzel bir soru. Son kitaplarımda yer alan şiirlerimde aktardığımı söyleyebilirim. Ancak burada “İkinci Yeni” şiirinin anlamı büsbütün dışladığı gibi bir kanıya varılmaması gerekiyor. Hiçbir söz sanatı anlamı dışlayamaz. Anlamın örtülü oluşu, dışlanması değil, bir tür gizlenmesidir. Şiiri şiir yapan da o kapalılık, o gizemdir diyebiliriz. Bu bağlamda günümüz şiir okurunun da o gizemi algılayabilecek düzeyde bir poetik kültür birikimi almış olması gerekiyor.
Şiir kitapları, diğer türlere göre az satıyor. Sorun şairde mi, okurda mı?
Beklediğin yanıt bu değil biliyorum. Ama sorun ne şairde ne de okurda sevgili Kadir. Sorun sistemde, varlıklı kesim salt farklı görünmek, sevgilisine hava atmak için kitap alır, okumak için bile değil. Yoksul ise akşam evine ekmek götürebilme derdindedir. Oysa en çok da yapıtlarımızı onların okumasını isteriz. Okuyup uyanmalarını…
Aklıma şu soru geliyor ister istemez: Biz bugüne kadar şiir niyetine okullarda ne okuduk?
Yanıtım senin için yeterli olur mu bilemiyorum. Ama sanırım koşuk biçiminde yazılmış olmakla birlikte şiir düzeyine ulaşamamış, sanat değeri taşımayan, Arapça ve Farsça “manzume”ler okuduk. Bunun farkına varanlarımız, önceden öğretilenleri bir kenara iterek çağdaş söylemi yakalamaya çalıştı.
Şiiri anlamak için okurun nasıl bir birikime sahip olması gerekiyor?
Kanımca öncelikle çok iyi bir okur, dahası şiir okuru olması, poetik kültür birikimi edinmesi gerekiyor.
Bu anlattıklarımızın ışığında şunu söyleyebilir miyiz? Şair bir şiiri üretmek için aylarca çalışıyor. Ortaya çıkan o şiirin birkaç dakikada okunması -sistemin deyimiyle-“tüketilmesi” mi rahatsız ediyor şairi?
Böyle bir rahatsızlık duyduğumu söyleyemem. Dahası, şiirin-şiirimin farklı zamanlarda, farklı topluluklarda, farklı mekanlarda adımın anılarak okunması yüceltir, mutlu eder beni. Çünkü bu olgu bir tükenme değil, çoğalmadır. Ancak, yazarı dışında bir kişinin okuması durumunda, etik olarak şairinin adının anılması koşuluyla… Ülkemizde yaşarken şiirinden kazanç sağlayabilen kişi milyonda bir bile değil, yok denecek kadar az... Şiiri bir meta olarak görenler, boşuna soyunmasınlar şairliğe.

Kadir İncesu
ÖNCEKİ HABER

İçeriyle dışarı arasında köprü kuruyor

SONRAKİ HABER

Kısa vadeli dış borç yüzde 5 artarak 122.9 milyar dolar oldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa