04 Aralık 2009 05:00

Bu işte bir Kiremitçi’lik var

Ne kadar ilgi alanınızdaydı bilemiyorum, ama Tuna Kiremitçi roman yazmayı bırakmış.

Paylaş

Ne kadar ilgi alanınızdaydı bilemiyorum, ama Tuna Kiremitçi roman yazmayı bırakmış. Geçen yıl bir müzik albümü çıkarmıştı. Bu yıl da ilk filmiyle karşımızda. Adını Sen Koy.
Şahsen, Tuna Kiremitçi’nin müzisyenliğini yazarlığına tercih edenlerdenim. Belli ki bu ikili arasında kendisi de aynı tercihi yapmaya karar vermiş. Yönetmenliğini soracak olursanız, galiba şimdilik bu ikisinin ortasında bir yerde. Ama çok yönlü bir sanatçı için, kendini geliştirmeye açık bir alan olarak sinema, gelecek vaat ediyor.
A.S.K. NEYİN KISALTMASI?
Adını Sen Koy’un konusunu anlatınca, genç kızlar için yazılmış bir Tuna Kiremitçi romanını andırdığını fark edeceksiniz.
Yer, Eskişehir. Esas oğlan, aşık bir adam. Olay, kısa süre içinde evlenecek olması. Diğer kahramanlar, tabii ki evleneceği kız, nikah şahidi ve aynı zamanda en yakın arkadaşı, onun abisi, aileler falan. Bu en yakın arkadaş, uzak bir yerlerden gelecek ve içine kapanık, sorunlu bir insan olacak.
Özetin özeti, bir “arkadaşımın aşkısın” meselesi. Nikah şahidi arkadaş gelin adayına aşık olunca, herkes eteğindeki taşları döker. Uzak bir kentte yatılı okuma halleri, çocuk yaşta anne babasını kaybetme, bunun için kendini suçlama (Bu, abi için geçerli), kaçıp uzaklara gitme, aşka inanmazken aşık olma gibi, herkesin bir hikayesi var ve ortaya saçılıyor.
GİTME KENDİNİ ÇOK ANLATMADAN
Yani film, bir Tuna Kiremitçi romanı hafifliğinde gitmiyor. Melis Birkan’ın hep aynı kadına benzeyen oyunculuğu olmasa, çok da Issız Adam’ı hatırlatacak bir film değil. Derli toplu derdini anlatıyor işte, ne gerek var öyle benzerlikler kurmaya.
En ciddi sorunu şu: Bu en yakın arkadaş, gelin adayına neden fotoğrafını görür görmez aşık oluyor, ondan başka şey düşünemez oluyor? Bunu bize hiç anlatmadan geçiyor. Filmin çok önemli bir meselesi olduğu için, izleyicinin buna ikna edilmesine daha çok uğraşmakta yarar vardı. Filmdeki hikayeleri buna göre yerli yerine oturtmak daha kolay olurdu.
Hem de, bizi “Ilgaz da pek içine kapanık olmuş”a ikna etmeye uğraştığı kadar uğraşmasına gerek yoktu. Bu örnek, biraz yazarlık alışkanlığını sinemada sürdürmenin yarattığı bir sıkıntıya dair. Ilgaz’ın sıkıntıda olduğunu zaten perdede görmüşken, on kere de diyalogda söyletmeye gerek yok, örneğin.
Anlatılacak yeri eksik bırakan, halihazırda anlaşılan meramı tekrar eden bir denge problemi varsa da, bu bir ilk film için, büyütülecek mesele değil.
ŞEHRE BAKANLAR
Adını Sen Koy, bir Eskişehir filmi. İstanbullu esas kızın koşarak Eskişehir turu atmasıyla başlıyor ve bizi ondan itibaren ara ara şehirde gezintiye çıkarıyor. Bir şehri sinemada gösterebilmek için bilmek yetmez, bu yüzden bunu herkes beceremez. Şehri anlatırken, oraya büyük şehirden gelen birilerini, oradan kaçmaya çalışan birilerini, çocukluğunu orada geçirip uzaklara gitmiş ve dönmüş birilerini kullanmak, gayet başarılı bir sonuç vermiş.
Kiremitçi’nin Eskişehir’i, filmin görüntü olarak da en güzel kısımları. Onun dışındaki planların görüntüyü kellelere boğması, bir dezavantaj. Çünkü insanı dizi havasına sokma ve dolayısıyla “Behlül o odada, Bihter öteki odada, koca beriki odada” kıvamında bir konak aşk-ı memnusu aroması yaratma riski var.
Diyaloglardaki birkaç klişe cümlenin sarkmasını (“Aşk ne biliyor musun? Tek bir kadın için, dünyadaki bütün kadınlardan vazgeçebilmek” gibi) ve Melis Birkan’ın Issız Adam’ın Ada’sını hatırlatma çabalarını saymazsak, oyunculuklar, son dönem sinemamızın ortalamasının üzerinde. İki arkadaştan fırlama olan Ali İl ve sessiz olanı Cemal Toktaş, tam olarak ne kadar deli olduğunu anlamadığımız deli abide Ahmet Mümtaz Taylan, başarılılar.
Sahici karakterler üzerine kurulu bir hikaye izliyor olmamız, işin en gelecek vaat eden yanı.
FİLMLER KALICIDIR, UMARIZ
Bir müzisyenden insan daha müzikli bir film bekliyor. Onun yerine, filmin içinde, Kiremitçi’nin ‘90’lardaki grubu Kumdan Kaleler’in bir şarkısının, Eskişehirli bir grup tarafından yorumlanmış halinden kısa bir parça var. Bir de filmin adını alan bir Melih Kibar bestesine Demet Sağıroğlu sözü.
Yönetmen müzikten çok görüntüleri konuşturmuş, ondan da çok diyaloglara yer vermiş sinemasında. Tuna Kiremitçi, diğer sanatlarla bugüne kadar daha çok ilgilendiyse de, eğitimi sinema üzerine. Liste şöyle; Ayabakanlar ve Akademi şiir kitapları, Git Kendini Çok Sevdirmeden, Bu İşte Bir Yalnızlık Var, Dualar Kalıcıdır, Küçüğe Bir Dondurma romanları, A.Ş.K. Neyin Kısaltması denemeleri, Denize Doğru Kumdan Kaleler grubuyla yaptığı albümün adı, Kendi Halinde ise son solo albümünün. Şiirleriyle ödül almış, müzik grubuyla albüm yapıp adını duyurmuş, romancılığa geçmiş biri kendisi. Müzisyenlikte değil de romancılıkta “popçu” mertebesine ulaşıp, özel hayatıyla gündeme gelir olmuştu.
Aslında bu filmde, neredeyse her Tuna Kiremitçi kitabından ve şarkısından bir iz bulmak mümkün. Bu yüzden de, bugüne kadar ki sanatçılık serüveninin zirvelerinden birini temsil ediyor sayılabilir. Çünkü düzgün, ayakları yere basan bir aşk ve bu aşka dair bazısı fazla süslü olan cümleler, babayı kaybetme meselesi, üç kişilik aşklar, kaçış, birlikte kurulacak geleceğe dair umutlar, az ya da çok tanıdık Kiremitçi temaları.
Sinemada sabun köpüğü değil, derli toplu bir işle seyirci karşısına çıkması, belki Tuna Kiremitçi’nin sinema tercihinin sadece seyirci için değil, onun için de daha hayırlı olacağı anlamına geliyordur. Ne mutlu..
[email protected]
Adını Sen Koy
Yönetmen: Tuna Kiremitçi
Senaryo: Tuna Kiremitçi
Oyuncular: Melis Birkan, Ali İl, Cemal Toktaş, Ahmet Mümtaz Taylan

BUNLAR DİĞER YENİLER

DÖNÜŞÜM
Bir Kafka’nın Dönüşüm’ü değil belki ama ilginç bir hikaye olduğu belli. Evli ve iki çocuklu bir yazar olan Jeanne’ın bedeni değişmeye başlamıştır ama etrafındaki hiç kimse bunun farkında değildir. Ailesi onun korkularını, yeni kitabını yazmakla ilgili stresine bağlasa da, Jeanne daha derinlerde başka bir şeyler olduğunu bilmektedir. Annesinin evinde bulduğu bir fotoğraf onu İtalya’da bir arayışa sürükler. Sophie Marceau ve Monica Bellucci oynuyor.
“Ne Te Retourne Pas” Yönetmen: Marina de Van

ZAMANIN TOZU
Yeni Angelopoulos filmi. Süresi o kadar uzun değil, meraklıları için izlenebilir konumda. İçinde bir yönetmen, Sovyetlerdeki bir çalışma kampı, geçmiş, günümüz, çocuklar, torunlar, sevgililer var. Biraz fazla karmaşık. Filmde, siyasi görüşü ve hayatı itibariyle net olan tek adam Stalin, en başta ölüyor. Sonra, hem mülteci devrimcilerin arasında yer alan, hem de onların içinden birini “kurtarıp” Amerika’ya götürmeye çalışan, ama kadınla seviştiği için çalışma kampına gönderilen adamın ve en az bunun kadar belirsiz ve saçma hayatların hikayeleri geliyor. Willem Dafoe o yönetmen.
“I skoni tou hronou” Yönetmen: Theo Angelopoulos

ABİMM
Yağmur Adam’a fena halde benzetilen bir acıklı komedi. Levent Üzümcü ve Mustafa Üstündağ’lı film, çok iddialı.
Yönetmen: Şafak Bal
Çağdaş Günerbüyük
ÖNCEKİ HABER

Ulucanlar’ın duvarları sadece Türkçe mi dile gelir?

SONRAKİ HABER

27. Musa Anter Gazetecilik Ödülleri sahiplerini buldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa