05 Aralık 2009 00:00

YENİ DÜNYA

Ekonomik krizle birlikte hükümetlerin devreye soktuğu genişletici para politikaları ve artan devlet harcamaları birçoklarınca Keynes’in geri dönüşü olarak selamlanmıştı.

Paylaş

Ekonomik krizle birlikte hükümetlerin devreye soktuğu genişletici para politikaları ve artan devlet harcamaları birçoklarınca Keynes’in geri dönüşü olarak selamlanmıştı. Krizin başlangıç noktası olan ABD’de de durum farklı değildi. Krugman başta olmak üzere Keynezyen iktisatçılar bu dönüşüm karşısında kendi “ideolojik” zaferlerini ilan etmekte gecikmediler. Bu dönüşüm geleneksel olarak kamunun ekonomide daha etkin rol almasını savunan Demokratların seçim zaferiyle de çakışınca ekonomik zorunluluklardan ziyade politik tercihlerin rolü ön plana çıkarılmaya başlandı.
İşin aslına bakıldığında bu gelişmeler pek de yeni sayılmamalı. Hatırlayacaksınız, 2001 yılında işbaşına gelen Bush hükümeti karşısında hızla daralan bir ekonomi bulmuştu. Clinton döneminde büyüyen ekonominin motoru sayılan, bilgisayar, yazılım ve İnternet şirketlerinin piyasa değerleri aynı hızla gerilemekte yaratılan teknoloji balonu hızla sönmekteydi. Nasdaq ya da dot-com krizi olarak adlandırılan bu süreç 2000-2002 yılları arasında ülkenin teknoloji endeksi olan Nadsaq’ın yüzde 78 dolayında değer kaybetmesiyle sonuçlandı. Nasdaq krizine Bush hükümetinin tepkisi de bugünkünden farklı olmadı. O dönemki FED Başkanı Greeenspan hızla faizleri düşürdü, kredi piyasalarını canlandırdı. Düşük maliyetli kredilerle tüketici talebi ve yatırımlar hareketlendirildi. Ve belki de hepsinden önemlisi yeni bir balon yaratıldı: Emlak balonu.
Ne var ki, hükümetin krize tepkisi para politikaları ile sınırlı kalmadı. 11 Eylül 2001 tarihinde yaşanan saldırıların ardından önce ülkede büyük bir güvenlik paranoyası oluşturuldu. Daha önce alınan güvenlik tedbirlerinin yetersizliğine yapılan vurgu öncelikle bireysel güvenliğe yönelik yeni bir sektörün doğmasına yol açtı. Bu dönemde gaz maskelerinin yanı sıra gökdelenlerde çalışanların saldırı anında kullanması için paraşütler de televizyonlarda reklamı dönen ürünler arasında yer almaktaydı. Elbette bunlardan da önemlisi hızla tırmanan kamu harcamalarıydı. Bush hükümeti terör bahanesiyle güvenlik harcamalarına büyük ivme kazandırırken, her gün yeni saldırıların korkusuyla panik içerisinde yaşayan Amerikalı çoğunluğun desteğini de arkasında bulmaktaydı. Ulusal güvenlik harcamalarını, uluslararası “terörist” avı izledi. ABD hükümeti önce Bin Ladin’in peşinde Afganistan’a, sonra da kitle imha silahları peşinde Irak’a girdi. İşin sonunda elde ne Bin Ladin vardı ne de kitle imha silahları. Ama bu arada dev bir sektör yaratılmış, güvenlik harcamaları ve silah sanayii büyümenin yeni motoru haline gelmişti. Bu sektörün bir diğer önemli niteliği ise hemen hemen tümüyle Cumhuriyetçilerin elinde bulunmasıydı. ABD ordusunun çamaşırından yemeğine kadar her türlü ihtiyacını karşılayan Başkan Yardımcısı Dick Cheney’nin Halliburton’ının yanı sıra özel güvenlik şirketinden bir paralı orduya dönüşen Blackwater da bu süreçte ön plana çıkan şirketler arasında yer almaktaydı.
Yeni güvenlik önlemleri ve küresel “önleyici darbe” politikası (pre-emptive strike) sonucunda Clinton döneminde sürdürülen bütçe fazlaları da Bush döneminde eksiye döndü ABD hükümeti o dönemden bu yana bütçe açığı vermektedir.
Dolayısıyla, bütçe denkliği prensibi bu krizden çok önce zaten terkedilmiştir. ABD ekonomisi savaş ve güvenlik harcamaları yoluyla bir yandan kendi vergi gelirlerini diğer yandan da Irak’ın petrol gelirlerini kendi silah endüstrisine, inşaat, lojistik ve güvenlik şirketlerine kaydırmıştır. Bu yolla içeride kendine yakın sermaye kesimlerinin lehine bir yeniden dağılım gerçekleştirdiği gibi, savaş harcamaları yoluyla bütçe açığı pahasına istihdam yaratmıştır. Ve elbette yüz binlerce insanın yaşamları pahasına…
MURAT BİRDAL
ÖNCEKİ HABER

Adliyede ‘paşa’ mesai!

SONRAKİ HABER

Mansur Yavaş'ın istifa çağrısı yaptığı Halk Ekmek Genel Müdürü istifa etti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa