06 Aralık 2009 00:00

NOT

‘Açılım’ tartışmaları başladığından bu yana her yeni gelişmeyle haklılığı daha bir pekişen bir soru vardı ortada:‘Açılım’, çözümün neresinde?Bırakalım köklü bir çözümü, çözüm yolunda kayda değer nispi bir katkısı olacaksa eğer, açılım siyasetinin biribiriyle iç içe iki konuda tereddütsüz olması, geleneksel devlet yaklaşımını değiştirmesi gerekiyordu.

Paylaş

‘Açılım’ tartışmaları başladığından bu yana her yeni gelişmeyle haklılığı daha bir pekişen bir soru vardı ortada:
‘Açılım’, çözümün neresinde?
Bırakalım köklü bir çözümü, çözüm yolunda kayda değer nispi bir katkısı olacaksa eğer, açılım siyasetinin biribiriyle iç içe iki konuda tereddütsüz olması, geleneksel devlet yaklaşımını değiştirmesi gerekiyordu.
Birincisi, her sorun gibi Kürt sorununun da tarafları vardı ve Kürtleri taraf olarak görmeden sorun çözülemezdi. Dolayısıyla Kürtlerin siyasal temsilcilerinin bir şekilde muhatap alınması bir zorunluluktu, hesaplar buna göre yapılmalıydı.
İkincisi, yılların ‘terörle mücadele konsepti’ terk edilmeden, bu konsept üzerinden oluşturulmuş şoven ‘toplumsal atmosfer’ dağıtılmadan, Türk halkını barışa hazırlamadan, Kürtleri ve Kürt hareketini ‘terör’ ezberinin dışında bir realite olarak algılatmadan, ‘Açılım’ adına tek bir somut adım bile atamazsın. ‘Terörizm’ koşullanması üzerinden inşa edilmiş “hassasiyetlerin” korunması ile ‘Açılım’ ve çözüm iddiası arasındaki çelişki çözülmedikçe, ortaya çıkacak sonuç da İzmir ve Bayramiç linçleri oluyor işte...
…
Evet, Kürtler muhatap alınmalı, Türkler barış ve çözüme hazırlanmalıydı.
Çözümcü açılım ancak böyle mümkün olabilirdi.
İkisi de yapılmadı!
Hükümet bu ikisinden de özellikle uzak durdu.
İmajla herkesi idare edebileceğini zannetti.
Ama sorunlar imajla çözülemiyor ne yazık ki.
Kandil’e yeni harekat tezkeresi çıkarılarak…
DTP’ye operasyon çekerek…
Öcalan’a tecriti ağırlaştırarak…
Açılım olmaz!
Bunlarla kanıtlanan tek şey, hükümetin ve ‘Açılım’ çerçevesinin Kürt tarafını ‘taraf’ olarak görmek istemediğidir.
Aslında ‘Açılımcı’ AKP ile yüzde yüz kapanımcı M.C.HP koalisyonuna kadar, hepsinin ortak paydası da budur.
PKK liderinin İmralı’daki koşulları da bu açıdan değerlendirilmelidir.
…
Sorun, santim sütun hesabı değildir.
Anlayış ve yaklaşım meselesidir.
“Bizim için özel bir tutuklu değildir” deniliyor…
Sorun bu yalancılık, bu takiyyeciliktir işte!
Özel olmasa, tamamen ‘özel’ bir hukukla yıllardır bir adada tek başına tutulur muydu?
Bugün milyonlarca dolar harcanarak onun için ayrı bir hapisane yaptırılır mıydı?
Kaldı ki, sizin için olmayabilir ama toplumun bir kesimi için oldukça ‘özel’ olduğunu bilmiyor musunuz?
‘Hassasiyet’ dediğiniz, sadece “vatandaş tepkisi” diyerek geçiştirdiğiniz, anlaşılır kıldığınız ırkçı faşistlere özgü bir özellik olmasa gerek!
Açıktır ki, Öcalan Kürtlerin önemli hassasiyetlerindendir.
Çözüm niyeti olan bir ‘açılımcılık’, bu durumu bile bile, Öcalan’a “öylesine bir mahküm” muamelesi çekmez.
Açılım imajıyla idare edelim, temsilcilerini yok sayalım ama Kürde şirin görünelim, DTP kapatıldığında da Kürt birikimini çözüp hesabımıza geçirelim hesabı yaparsanız…
“PKK’ymiş, Öcalan’mış tanımam, ben yaparım olur” derseniz…
Santimci açılımınızı bir haftadır kaynayan Kürt sokaklarında toplayamaz olursunuz böyle.
Ancak nal toplarsınız oralarda!
VEDAT İLBEYOĞLU
ÖNCEKİ HABER

Erdoğan önemli gündemlerle ABD yolcusu

SONRAKİ HABER

Belediye İş İzmir Şubeleri #izmirküllerindendoğacak kampanyası için çağrı yaptı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa