06 Aralık 2009 05:00

SÖZ OLA TORBA DOLA

Torbayı doldurmak için sözleri topladığım kara kapaklı defterin sayfalarına göz attım bugün için. Neler neler birikmiş orada. En çok da Gökmen Özdemir’in deyişleri. Başlı başına bir yazı boyutuna ulaşmış.

Paylaş

Torbayı doldurmak için sözleri topladığım kara kapaklı defterin sayfalarına göz attım bugün için. Neler neler birikmiş orada. En çok da Gökmen Özdemir’in deyişleri. Başlı başına bir yazı boyutuna ulaşmış. Gökmen Özdemir, G.Saray üzerine uzmanlaşmış bir Vatan yazarı. Söylediklerini derleyip toparlarken kendisinin düşünme ve yazma eylemi arasına bir uyum sorunu olduğu izlenimi edindim. Biri diğerinin gerisinde kalıyor sanki. Çünkü, yazdıklarında düşündükleri görülemiyor. Kuşkusuz, ömrümde hiç görmediğim, yazısını okurken köşesindeki resmine bile doğru dürüst bakmadığım adamın beynini okuyor değilim. Ama birazcık beyni olan insan, onun diyemediklerinden ne demek istediğini çok kolay anlar. O, her şeyi ile Galatasaray’ı yazarken ulaştığı sinir kat sayısı sözcüklere ulaşmasını engelliyor gibi. Ya da sözcüklerin ona...
“1000. Musibet”i anlattığı yazısında “.... ‘topu ayağına alan yıldız futbolcu 11 rakibi birden, sonra da golü atsın’ olmaz, olmamalı” diyordu da o yıldız oyuncunun 11 rakibi birden ne yaptığını söyleyemiyordu örneğin. 11 rakibi ipe dizmiş olabilirdi, bellerini kırmış olabilirdi, en azından çalımlamış olabilirdi. Oyuncu, 11 rakibi birden çalımlarken Özdemir’in eli de beynine yetişemeyince, çalım sözcüğünü yazmayı unutuyor, kendine bir çalım atmış oluyordu.
Bir de o yıldız oyuncunun 11 rakibini birden bir şey yapması var ki, o yanlışına bir neden bulmak oldukça zor. Sanki, o oyuncu bir şey yapmış ve on bir kişinin on birini birden şey etmişti. Oysa, olabilecek olanı ve güzel olacak olanı o on bir kişiyi teker teker şey etmesiydi. Bir sözcük atlanarak okurların hepsi birden çalımlanmış olunabilirdi de, on bir kişinin hepsini birden çalımlamak olacak bir iş değildi.
“Barış Bozulur” dediği yazısında ise “G.Saray’ ın geniş kadrosunda her zaman kullanmak isteyeceği futbolcularını ve Frank Rijkaard tarafından oturtulmak oyun tarzının takım tarafından ne kadar özümsendiğini masaya yatıralım…” derken olası bir barışı bozuyordu Barış bozulmasa da... Çünkü, “ …Rijkaard tarafından oturtulmak istenen oyun tarzının takım tarafından…” biçiminde kurgulanması gerekiyordu tümcenin orta alanının. Dar alanda iki kez tarafından sözcüğünü kullanmış olsa bile araya istenen, istenilen gibisinden oyun kurucu bir sözcüğün konuşlandırılmaması tümceyi bozuyordu. Yine el beynin gerisinde kalmıştı demek ki.
Okudukça görülmektedir ki Gökmen Özdemir’in yazılarında alışılagelmiş bir durum bu. Çünkü, bir başka yazısında da yine bilmediğini bilmediği bir sözü yine yazmak istemiş ve yine becerememişti. “Böyle zekayı özlemişiz” dediği yazısının bir yerinde “... bu hareketiyle takımının ari menfaatlerini koruyordu” diyordu. Derken de ne tür bir çıkar uğruna öncesinde fair playi, sonra da ari menfaatleri kullandığı anlaşılamıyordu bir türlü. Hadi, Türkçe karşılığını bilmediğini, bilemediğini düşünerek fair play sözünü geçelim de, ari menfaatlere ne diyelim ve nasıl diyelim. Var sayalım ki menfaatin de arisi bulunsun; ama kullanılan sözün aslı ali menfaattir ve kullanılamayan yüksek çıkarın Arapçasıdır. Çıkar yerine menfaat demekten ne gibi bir çıkar ummuştur da işin içine bir de ari katmıştır bilinmez. Gerçekten özlemişiz böyle zekayı.
Özü de sözü de demir gibi ağır sözlerle dolu “Güldürme Kalli” dediği yazısında okuru gülmekten kırıp geçirdiği görülmektedir. Soruyor özü, sözü demir: “Peki, önümüzdeki sezon teknik direktörünü Feldkamp’a seçtirmek ne demek?” Arkasından da kızıyor ve kınıyor: “Göz var, nizam var.” Her şey var. Nizam, intizam, tertip, düzen, ne ararsan var da izan yok izan. O sözün neresinde olması gereken izan? Nizam, düzen demektir de o sözün içinde, gözle bağlantısı yok denecek denli azdır. İzan ise anlayış yeteneği anlamına gelmektedir ki, sözün içindeki gözle çok sıkı bağlantısı vardır. Özdemir, işin özüne inmeden izam yazmış olsa yanlış harfe bastığı ya da sözcüğü yanlış bildiği düşünülebilir de nizam yazınca sözün aslını da, astarını da bilmediği görülüyor. Bilmediğini bile bilmediği bir şeyi yazmaktan da çekinmemiş üstelik.
Bütün bunlar, düşüncenin eyleme geçirilmesinde beyin ile el arasında bir sorun olduğunun belirtisi sayılabilir. El mi beyni dinlemiyordu, beyin mi ele yeterince komuta edemiyordu bilinmez; ama Hasan Ali Yücel’in “Bir hadise var can ile canan arasında” demesi gibi bir sorun vardı orayla bura arasında. Umarım ve dilerim, geç saatte biten karşılaşmalar sonrasında yazıyı baskıya yetiştirme kaygısından kaynaklanıyordur bütün bunlar. Yoksa gerçekten bir sorun var öz ile söz arasında!..
ÜSTÜN YILDIRIM
ÖNCEKİ HABER

ÇİZGİ DIŞI

SONRAKİ HABER

Aliağa Emek ve Barış Şenlikleri'nde emek mücadelesi öne çıktı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa