06 Aralık 2009 05:00

ÇİZGİ DIŞI

Teknik adam konusunda anlaşılmaz bir yabancı düşkünlüğü, yabancı hayranlığı söz konusu. Takımı, büyük paralar karşılığında dünyaca tanınmış, kariyer sahibi yabancı bir teknik adama teslim etmek, başarı yolunda atılan en büyük adımlardan birisiymiş gibi algılanıyor.

Paylaş

Teknik adam konusunda anlaşılmaz bir yabancı düşkünlüğü, yabancı hayranlığı söz konusu. Takımı, büyük paralar karşılığında dünyaca tanınmış, kariyer sahibi yabancı bir teknik adama teslim etmek, başarı yolunda atılan en büyük adımlardan birisiymiş gibi algılanıyor. Oysa bu işler öyle sanıldığı kadar kolay değil. Üstelik bizim gibi kısa vadede başarı beklentisinin mazeret kabul edilmeksizin ön planda tutulduğu ve sabır kavramından pek de hazzedilmeyen bir ülkede daha da zor...
Daha önce pek çok kez örneğini yaşadık. Kültür ve dil (iletişim) gibi hiç de hafife alınamayacak ve uyum sağlama önünde ciddi engel teşkil eden sorunlar çoğu zaman beklentilere ve hedeflere baskın çıktığı için yabancı teknik adamların maceraları hüsranla noktalanabiliyor. Büyük umutlarla getirilen ve ellerinde sihirli değnek varmış muamelesi yapılan dünya çapında kariyer sahibi nice yabancı teknik adamın kısa süre içinde geri dönmek zorunda kaldığı biliniyor... Ama özellikle “büyük” kulüplerin yöneticileri yaşadıkları bu deneyimlerden hiç ders almıyorlar ve teknik adam konusundaki tercihlerini öncelikli olarak yabancılardan yana kullanma alışkanlığından bir türlü vazgeçmiyorlar. Neyse ki özellikle Anadolu takımları son yıllarda yabancı teknik adam “lüksünden” kendilerini önemli oranda kurtarmış görünüyorlar.
ÖLÇÜSÜZ ÖVGÜ
Bugüne kadar yabancı teknik adam yönetimindeki bir takımın, oyun anlamında rakipleriyle arasında çok büyük fark yarattığını göremedik. Üstelik de yabancı teknik adamlara teslim edilen kadrolar genellikle yıldız kabul edilen pek çok oyuncuya sahip olmasına, kalite ve deneyim açısından diğerleriyle kıyaslanamayacak bir üstünlüğe sahip olmasına karşın...
Süper Lig’de ilk birkaç haftanın ardından ortaya çıkan görünümden uzun vadeli sonuçlar çıkarma hevesine kapılan hemen herkes bu sezon şampiyonluk yarışının Rijkaard yönetimindeki Galatasaray ile Daum yönetimindeki Fenerbahçe arasında geçeceği konusunda hemfikirdi. Hatta daha ileri gidenlerin iddiası, ilk yarı bitmeden Galatasaray ile Fenerbahçe’nin diğer takımlarla aralarında büyük puan farkı yaratarak kopup gidecekleri yönündeydi. Tabii bu başarının baş mimarları Rijkaard ve Daum’du. Haydi daha önce hatırı sayılır bir Türkiye deneyimi olan Daum neyse de Rijkaard için döktürülen yorumlar tam da ölçüsü kaçmış övgü örneğiydi. Bir teknik adamın bu kadar kısa sürede, kadrosunu birkaç yeni oyuncuyla takviye eden bir takımı bu kadar değiştirmesi mümkün müydü? Böyle bir değişim ve gelişim tabii ki futbolun, hayatın ve bilimin gerçeklerine aykırıydı. Bazılarının bu gerçeği kavrayabilmesi için biraz daha zaman geçmesi gerekiyormuş demek. Kaldı ki diğer takımlarla kıyaslanamayacak kadar zengin oyuncu kadrosuna sahip olan Galatasaray ve Fenerbahçe’nin, yerli bir teknik adamla da benzer bir performans yakalayamayacağını kim iddia edebilir ki?..
Şimdi gelinen noktada durum oldukça farklı görünüyor. Zirve yarışının Galatasaray ve Fenerbahçe arasında geçeceğini iddia eden birilerini bulmak artık neredeyse imkansız. Sezon başında Rijkaard ve Daum’a düzülen abartılı övgüler ise yerini ağır eleştirilere bırakmış durumda.
PEKİ YA AVRUPA PERFORMANSI?
Yurt içinde yabancı teknik adamlarla kazanılan şampiyonluklara diyecek laf yok. Ne de olsa lig tarihinde bugüne kadar sadece 4 şampiyon çıkmış. Zaten yabancı teknik adamlara en çok şans verenler de şampiyonluklara ambargo koyan “büyükler”. Bu duruma bakarak, “büyük” takımların yerli ya da yabancı teknik adama emanet edilmesinin pek de farklı sonuçlar doğurmadığını söylemek mümkün.
Peki bu tür başarılar sağlıklı bir değerlendirme için yeterli kabul edilebilir mi? Kuşkusuz yabancı teknik adamları sağlıklı değerlendirebilmenin asıl ölçüsü, Avrupa kupalarında sergilenen performans. Yöneticiler Avrupa kupalarıyla ilgili yüksek hedeflerini, çıta aşma hayallerini sık sık dile getirmekten geri durmasalar da yabancı teknik adamlar bu konuda gerçekçi bir yaklaşım gösterip temkinli konuşarak çok fazla umut vermiyorlar. Bu hayallere ulaşmak pek sık yaşadığımız bir durum değil ne yazık ki.
Burada amacımız tabii ki yabancı düşmanlığı ya da körü körüne bir “memleket adamı” seviciliği yapmak değil, yabancı teknik adamlara gösterilen aşırı ve mantık sınırlarını zorlayan teveccühün gereksizliğine dikkat çekmek...
Yabancı teknik adamlar için özellikle dil (iletişim) büyük bir sorun. Tercüman aracılığıyla sağlıklı iletişim kurmak kolay değil. Dünyanın en iyisi kabul edilen bir teknik adam bile araya tercüman girdiğinde takıma katkı yapacak özelliklerinden çok şey yitirebilir. Ruh, inanç, güven, coşku gibi motive edici değerler tercüman aracılığıyla ne kadar aktarılabilir ki? Keza kültür de öyle. Örneğin Galatasaray’ın Hollandalı teknik direktörü Rijkaard, sahip olduğu kültürün profesyonellik anlayışını burada uygulamak istedi ve maçlardan önce kampı kaldırdı. Ama iki ülkenin kültürel kod farklılığını göz ardı eden bu uygulama, takım üzerinde olumlu bir etki yaratmadı. Hollanda’daki futbolcular ile Türkiye’deki futbolcuların profesyonellik anlayışını bir tutmanın ne denli ciddi bir yanılgı olduğunu böylece anlamış olduk.
Yabancı teknik adamlara sporun ve yaşamın gerçeklerinden kopuk, mantıksız ve ön kabullü bir anlayışla yaklaşmak sonuçta suya düşen hayallerle birlikte kulüplerin büyük maddi kayba uğramalarına da neden oluyor. Yüksek miktarlardaki transfer paraları ve maaşların yanı sıra, görevden alınmaları durumunda yabancı teknik adamlara ödenmesi gereken tazminatlar da kulüplerin bütçelerinde ağır hasar yaratabiliyor.
Tabii buna karşılık yerli teknik adamların, yabancılar karşısında ciddi alternatif oluşturabilmeleri için, kendilerini geliştirmenin sonu olmadığını bilerek bu yolda daha çok çaba sarf etmeleri ve elde ettikleri başarılar karşısında da hemen ayaklarını yerden kesip megalomaninin kucağına düşmekten kaçınmaları gerekiyor...
Mehmet Özyazanlar
ÖNCEKİ HABER

Bebeğe yine gaz

SONRAKİ HABER

Cumartesi Annesi Anik Can hayatını kaybetti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa