Kurban ve nefsin ıslahı

Kurban ve nefsin ıslahı

Bir Kurban Bayramı daha geride kaldı.Kimisi için tatil bayramı oldu, kimisi için et ve kefaret bayramı.Can Yücel’e sorulsaydı, derdi ki,“Koyunlar keçiler ve koçlar içinNe kadar bayramsa Kurban Bayramı,Bu barış var ya bu barış,Cephedekiler için o kadar barış.”

Bir Kurban Bayramı daha geride kaldı.Kimisi için tatil bayramı oldu, kimisi için et ve kefaret bayramı.Can Yücel’e sorulsaydı, derdi ki,“Koyunlar keçiler ve koçlar içinNe kadar bayramsa Kurban Bayramı,Bu barış var ya bu barış,Cephedekiler için o kadar barış.”Can Baba’nın söyledikleri elbette bayramcıların umurunda olmadı. Ahali önceki senelerde nasıl bayram ettiyse bu sene de öyle bayram etti. Geçen Kurban Bayramı’nda ne gördük ne yaşadıysak, bu bayramda da gördük yaşadık.Dini bayramların ekonomi politiğine, ideolojisine dalmadan söylemek gerekirse; kurbanın ve bayramın hem Tanrı’ya yaklaştırıcı ibadet yönü var hem de insanları birbirlerine yaklaştırıcı sosyal bir işlevi var. Bayramlar günlük didişmeye ve gerilime ara vermenin, birbiriyle kucaklaşmanın da vesilesi. Ama çoktandır, değil sosyal gerilimi azaltmak, günlük didişme ve gerilime ara vermek bile mümkün olmuyor. Türkiye birkaç on yıldır öyle kutuplaştı ki, en sade dini vecibeler bile bu kutuplaşmanın parantezinde anlam kazanmaya başladı. Herkese göre farklı anlamları olabilen dinsel değerlerin kamusal alan için referans haline getirilmesi bayramları da etnik, dinsel, sınıfsal, politik kutuplaşmanın parçası yaptı. Bayrama atfedilen dinsel boyut sosyal işlevinin önüne geçti.Bayramın dinsel boyutunda, insanın Tanrı’nın hoşnutluğunu kazanma güdüsü ön planda. Yanı sıra günahlarına karşılık bir bedel ödeme kaygısı, bunun için de başka bir canlıyı kurban ederek iç huzuru elde etme güdüsü var.Tanrı’nın hoşnutluğunu kazanmak için kurban kesmenin şart olup olmadığı son yıllarda epey tartışıldı. Ama, ulema ve kerameti kendilerinde menkul evliyalar, Tanrı’nın ne söylediği konusunda fikir birliğine varamadılar.Biliniyor ki, fidye olarak kurban kesilmesini emreden ayetler olduğu gibi, örneğin hac için, “Kurban bulamayan kimse üçü hacda, yedisi de döndüğünüz zaman (olmak üzere) tam on gün oruç tutar” (Bakara, 196) ayeti de var. Yani Kur’an’da kurbanın yerine geçecek bir seçenekten de söz ediliyor. Oruç tutmanın yanı sıra başka bir seçenek de sadaka vermek.Hatta, “Kurbanlıkların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. O’na sizin takvanız ulaşır” (Hac, 37) ayeti, kimi ilahiyatçılara göre, kurban kesmenin şart olmadığının delili.Ancak ayetler ve ulema ne derse desin, cemaat bildiğini yaptı. Ameliyat parasına muhtaç, çocuğunun cebine koyacak okul harçlığı olmayan yoksul bile ne yapıp etti, kurban kesti.Cemaat bildiğini yaparken dinden imandan, insanlıktan çıkanların vahşeti, bayram sevincini gölgeledi. Medya bir kez daha İstanbul Boğazı’nın kan kırmızı aktığını yazdı. Sokak ortasında can havliyle direnen boğayı yatırabilmek için orasından burasından yaralayan, ayaklarına satır vuran kasaplar kameralara sırıtarak poz verdiler.Gerçi İspanya’da boğalar bizdeki gibi ibadet amacıyla da değil, eğlence amacıyla vahşete kurban ediliyor; ama biz kendimize bakalım.Cehaleti imtiyaza çeviren kimileri, kurban kesimini bir kere daha vahşi bir cinayete dönüştürdüler. Küçücük çocukların gözleri önünde kurban kesenlerden, kurban kanını gururla çocukların alnına sürenlerden geçilmedi.Oysa beş on yıldır kurban kesimini bir düzene sokma yolunda hayli mesafe alındı. Caddelerin, sokakların, yol kenarlarının mezbahaya dönmemesi için belediyeler kurban satış merkezleri ve kesimhaneler açıyorlar. Ama gidilecek daha çok yol var ki, vahşet ve cehalet önlenemiyor.Kur’an’da kurbanın yerine geçebilecek sadaka ve oruç gibi seçeneklerden de söz edildiğine göre, İslam’ı kanla özdeşleştiren cehaletle yüzleşmenin, din adına sergilenen vahşeti sorgulamanın vakti gelmedi mi?Kurban nefsi ıslah etmenin yolu ise, en makbul kurban, eşitsizlik ve ayrımcılıkla sakatlanmış, hurafelerin tutsağı bireysel ve sosyal ego değil midir?
Rahmi Yıldırım
www.evrensel.net