06 Aralık 2009 00:00

YOKOLUŞ KORKUSU

Binlerce yıllık insanlık tarihinin biriktirdiklerinin bir günde yok olması, ne acı bir şey olurdu. Yine o tarih kadar eski bir kaygı, “kıyamet” korkusu. Bilinen en eski kaynağı Sümerler’in “tufan efsanesi”... Sonra dilden dile, kuşaktan kuşağa, dinden dine her uygarlık kendine bir “kıyamet” senaryosu yarattı.

Paylaş
Binlerce yıllık insanlık tarihinin biriktirdiklerinin bir günde yok olması, ne acı bir şey olurdu. Yine o tarih kadar eski bir kaygı, “kıyamet” korkusu. Bilinen en eski kaynağı Sümerler’in “tufan efsanesi”... Sonra dilden dile, kuşaktan kuşağa, dinden dine her uygarlık kendine bir “kıyamet” senaryosu yarattı.Dünyanın sonu, bugünlerde yine popüler. Bu kez tarih bile veriyorlar. Mayalar’ın takvimi 21 Aralık 2012’de bitecekmiş. 22 Aralık 2012’de ne olacağı üzerine yapılan spekülasyonlar, Holywood menşeili bir “felaket” filmini daha beyazperdeye taşıdı. “2012” dünya genelinde ve elbette Türkiye’de izleniyor. Doğrusu, önceki benzerleri ile karşılaştırıldığında daha zayıf ve sakat bir öyküsü var. Görsel efektler falanla vaziyeti kurtarmaya çalışıyor. Temel noktalarda ise öncekilerin basit bir tekrarı. Tek farkı, öncekilerde tehlike somut olarak ortaya çıkana kadar kimseyi inandırmak mümkün olmazdı; bu kez iki yıl önceden dünya devletleri bu felakete inanıp sözde hazırlık yapıyorlar.Neyse, konumuz “2012” değil. Biz önceki “kıyamet” filmlerinden dikkate değer olanları şöyle bir hatırlayalım. İlk akla gelen, 1998 yapımı “Derin Darbe (Deep Impact). Mimi Leder’in yönettiği filmde, dünyaya çarpan bir kuyruklu yıldız hikayesiydi. Bir taraftan kuyruklu yıldızın yönünü değiştirmek için nükleer saldırı planı, diğer tarafta çarpma anında insanları koruyacak sığınaklar inşa etme çabası. Her filmdeki gibi “Ulusu için kendini feda eden sıradan Amerikalılar” klişesi... Klişelere takılmazsanız, eğlenceli bir seyirlik olabilir yine de... Ha, bir de 2012’de kurtarılacak 400 bin kişi “parayı veren düdüğü çalar “ ilkesine göre milyonlarca dolar verenler arasından seçilirken, “Derin Darbe”de önce “sanatçı, bilim adamı gibi işe yarar insanlardan 200 bin kişi seçiliyor, 800 bin kişi ise kurayla belirleniyor. Hani, 6 milyar insan ölürken, “kimler geride kalmalı” sorusuna farklı iki yaklaşım...Küresel ısınma ve küresel yok oluştan söz etmişken, daha yakın tarihli bir başka klişe filmden söz etmemek olmaz. “Yarından Sonra” buzulların eridiği, kuzey yarım kürenin buz çağına girdiği bir felaketi anlatıyor. Felaketin odağında ABD ve Avrupa uygarlığı var. Film, benzerleri gibi “Sıradan Amerikalılar’ın kahramana dönüşmesi” klişesi üzerine kurulu. İnsanın içinin yağını eriten sahne ise, Amerikalıların Meksika sınırına akın etmesi ve Meksika hükümetinin sınırı açmak için tek bir şart koşması: Bütün Latin Amerika’nın borçları silinsin. Filmin kahramanlarının, kütüphanedeki ısınmak için oldukça değerli el yazmalarını, bugünün Batı uygarlığını oluşturan tüm değerleri şöminede yaktıkları sahne de oldukça çarpıcı.Daha az bilinen bir başka örnek ise Kevin Costner’in “Su Dünyası” (Waterworld). Felaket sonrasını anlatan 1995 yapımı bu filmde, dünya tamamen sular altında kalmış; su üzerindeki köhne sallarda zorlu bir hayat kurulmuştur. İnsanlar, “Dryland” denilen efsane ülkeyi ararken; yeniden kurulan güç ilişkileri, şiddet ve dayanışmaya dair hoş bir film “Waterworld”Uzay, meteor tehdidi demişken, 1998 yapımı “Armageddon” da var, ama bu film tamamen “aksiyon” üzerine kurulu. Çok sözünü etmeye değmez.Amerikan sinemasında “yok oluş korkusu”na dair dişe dokunur filmler bunlar. Yine de fazla şey beklememek lazım. Sonuçta, efektlere yaslanan, bireysel kahramanlıkları anlatan Hollywood işleri... İzleyin geçin. İlla da “felaket korkusu”na dair bir şey yapacaksanız, yazılmış en keyifli kitaplardan birini önerebilirim.Üstelik bizim buralarda, yüzyılın başında yazılmış bir kitap. Hüseyin Gürpınar’ın “Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç” romanından söz ediyorum. Halley kuyruklu yıldızı dünyaya çarpacak paniği üzerine, keyifli bir taşlama. 1910’dan 2012’ye değişmeyen salaklıklarla dalgasını geçen güzel bir roman.Dünyaya kuyruklu yıldız çarpacağı söylentisine yanıt veren Emine hanımın sözleriyle bitirelim yazıyı: “Aman ben de korkacak bir şey zannettim. Ne kadar telaşçısın kardeş... Çarpacaksa çarpsın... Ne var? Kapımı kapar, evceğizimde otururum. Bir yere çıkmam. (...) Bu dünya yıkılır da yine bizim evimiz yerinde durur. Büyük zelzelede ne kagir binalar göçtü de evimizin bir kıymığı bile yerinden oynamadı... Kaderine razı olanın gemisi batmaz. Sen merak etme.”
Mustafa Kara
ÖNCEKİ HABER

BİRSEN TEZER:Şarkılarda savunduğunun aksine yaşayanı sevmiyorum

SONRAKİ HABER

Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu: Adli yıl açılışı önemli diyalog zemini

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa