ROJEV

ROJEV

  • Süren çatışmalar, Türk-Kürt düşmanlığı yaratmaya dönük kışkırtmalar, DTP’nin kapatılması davası üzerinden Kürtlere siyaset yollarının kapatılması...


    Süren çatışmalar, Türk-Kürt düşmanlığı yaratmaya dönük kışkırtmalar, DTP’nin kapatılması davası üzerinden Kürtlere siyaset yollarının kapatılması ihtimali ve Kürt sorununun çözümünde önemli bir rolü olduğu bilinen Öcalan’ın İmralı’daki koşullarının ağırlaştırılması tartışması… Bugün Kürt sorununda barışçıl çözüm beklentilerinin yerini çatışmalar ve tırmandırılan gerilim almış durumda. Herkesin kafasında bundan sonra ne olacağı sorusu var: DTP kapatılacak mı? ‘Açılım’ politikası ne olacak? Erdoğan-Obama görüşmesinden hangi sonuçlar çıkacak? Günlerdir ayakta olan Kürtler, bundan sonra ne yapacak? Tırmandırılan gerilim, süren tartışmalar ve yükselen sesler arasından 4 yaşındaki bir çocuğun cılız sesini duyduk geçen hafta; küçük Musa’nın “Anne beni asker yapma” diyen sesini. Mardin Nusaybin’de yaşanan çatışmada yaşamını yitiren Uzman Çavuş Bünyamin Özcan’ın eşinin “Oğlumu da asker yapacağım” sözleri karşısında 4 yaşındaki oğlu Musa, “Beni asker yapma” diyerek annesine sarılıyor. Asker cenazesinden siyasi rant yaratmayı adet edinmiş ırkçı güruhun attığı sloganlar nedeniyle kulaklarını kapatan küçük Musa, çocuk saflığıyla başka ölümlerin olmaması için insanlığın vicdanına seslenmektedir.
    Bugün Musa’nın sesini duymayanların ne geçmişle gerçek anlamda hesaplaşması, ne de Kürt sorununun barışçıl çözümünün yolunu açması mümkün değildir. AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, 1993’te Bingöl’de 33 erin öldürülmesinde devlet içinde barışı istemeyen güçlerin parmağı olduğunu söylüyor. Ya da Başbakan Erdoğan; Dersim’de kadın, çocuk demeden katliam yapanların, insanlıktan nasibini almadığını söylüyor. Geçmişte yaşananlar söz konusu olunca çok demokrat ve çok insancıl oluyorlar. Peki, bugün böyle şeylerin yaşanmaması için ne yapıyorlar? ‘Açılım’ politikası açıklandığında, çözüme uygun koşulların yaratılması için barış ve demokrasi güçleri operasyon ve çatışmaların son bulması çağrısında bulunmuştu. Ama PKK’nin ‘çatışmasızlık’ kararına rağmen operasyonlar sürdü; asker ve gerilla cenazeleri gelmeye devam etti. AKP Hükümeti bu çağrılara kulak verseydi, bugün Musa’nın babası yaşıyor olacaktı. AKP bu tutumuyla hem barışçıl çözüm koşullarını yaratmaktan uzaklaşmakta, hem de ırkçı şoven çevrelerin “açılım şehidi” gibi söylemlerle gerici kışkırtmalar yapmalarına olanak sağlamaktadır.
    Hüseyin Çelik, “33 erin öldürülmesi provokatif bir eylemdi” açıklamasını yaparken samimiyse, bugün o zihniyetten öyle pek uzak bir yerde olmadıklarını da görmelidir. Kürt sorununun çözümünde muhataplık tartışması yapılırken milyonlarca Kürdün oyunu almış bir partinin kapatılması davasının gündeme getirilmesi, 33 erin öldürülmesinden daha az provokatif bir tutum değildir. Ya da artık sorun üzerine konuşan hemen herkesin hemfikir olduğu Öcalan’ın sorunun çözümünde önemli bir role sahip olduğu gerçekliği dururken, Öcalan’ın İmralı’daki koşullarının, iyileştirme adı altında daha da ağırlaştırılması nasıl izah edilecek? Eğer koşullar iddia edildiği gibi iyileştirildiyse neden bunu herkesin görmesini sağlamak üzere İmralı’ya heyet gönderilmesi engelleniyor? Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in her fırsatta DTP ve Kürtleri hedef göstermesi acaba çözüme mi, çözümsüzlüğün derinleştirilmesine mi hizmet ediyor? Sorular çoğaltılabilir ama gelinen yerde sorunun çatışma ve çözümsüzlük girdabından çıkartılması için barış ve demokrasiden yana güçlerin sesini daha fazla yükseltmesi gerekiyor.
    Akıl ve vicdan sahibi herkes, küçük Musa’nın çağrısına kulak vermeli; ölüm ve çatışma çıkmazı terk edilerek, barış ve demokrasinin yolu açılmalıdır.
    ÇETİN DİYAR
    www.evrensel.net