07 Aralık 2009 05:00

25 Kasım dayanışması

Dayanışma sözcüğü özünde çok şeyi barındırıyor: Mücadele, dostluk, özveri, birlikte iş yapabilme, bir sorunun üstesinden gelme vs...

Paylaş

Dayanışma sözcüğü özünde çok şeyi barındırıyor: Mücadele, dostluk, özveri, birlikte iş yapabilme, bir sorunun üstesinden gelme vs. Milyonlarca kamu emekçisi de siyasi düşünceleri, hatta sendikaları ne olursa olsun birlikte mücadele etmenin en güzel örneğini verdiler, hepsini kutlamak gerekir. Eylem öncesi ortaya atılan kaygıların, sol-sağ sekter yaklaşımların ne kadar yersiz olduğunu göstermesi açısından bu eylem önemliydi. Yurdun dört bir yanından gelen haberler ve görüntüler şunu göstermiştir ki, bir araya gelmemeleri için her şey yapılan kamu emekçileri, bu anlayışı mahkum edercesine, ortak talepleri için aynı gün aynı biçimde eylem yaparak uyarı grevine çıktılar. Bununla da yetinmeyip alanlarda ortak miting düzenlediler, halay çektiler, ortak söylemleri birlikte alkışladılar. Hatta grevin ve bu eylemin niçin yapıldığını anlamayan, hizmet bekleyen, bu nedenle de memurların grevini kırmaya çalışan vatandaşlara bile birlikte karşı koydular; onları birlikte ikna ederek saldırılara beraberce karşı durdular. Alanlardaki coşku bu eylemin ne kadar haklı olduğunun bir göstergesiydi. Eyleme katılan her memur, ne sebeple orada olduğunu bilmenin gerçekliğiyle disiplin ve kararlığını sonuna kadar sürdürdü.
25 Kasım eyleminin bir diğer önemli sonucu şudur: Kendisi sınıf olma bilinciyle hareket eden burjuvazinin, emekçileri sınıf bilincinden uzak tutan oyunlarının boşa çıkartılabileceğinin de göstergesidir. Laik-antilaik, Sünni-Alevi, Kürt-Türk, sosyal demokrat-milliyetçi, dindar-ateist vs. kendini farklı siyasi düşüncenin temsilcisi gören emekçilerin tüm bu farklı konumlarından sıyrılarak bir araya gelmesi de diğer bir husustur. Sendika bürokratlarının niyetleri ne olursa olsun, bu birliği bozacak hamle yapmalarının da önü kesilmiştir. Kamu emekçilerinin acil talepleri ve çözüm bekleyen sorunları, sendika yöneticilerini rahatsız eden bir boyuta ulaşmıştır. Bundan sonra sendika bürokratları kamu emekçilerini eskisi gibi maniple edemeyecektir. Kapitalist sistemde üretimdeki yerleri aynı olan emekçilerin, sınıf olma bilincini taşımasa da sınıf duruşunu sergilemeleri önemli bir olgudur.
Kamu emekçilerinin ortak sorunları için ortak mücadele etmelerinin yanı sıra sendika yöneticilerinin -keyfiyetine rağmen- bir araya gelmeyi başarmaları da eylemin sonuçlarından biridir. Bu durumun, gelecekte kamu emekçilerinin mücadelesinin seyrini ve niteliğini olumlu yönde etkileyeceğinin ipuçları bugünden verilmektedir.
Eylemin örgütlenmesinde katkısı olan her emekçi haklı gurur ve mutluluk içerisindedir, ama en önemlisi eylemin amacına ulaşıp ulaşmamasıdır. TİS ve grev talepli bu uyarı grevi milyonlarca kamu emekçisinin katılımı ile amacına ulaşmıştır. Siyasi iktidarın kamu emekçilerinin grevli, toplu sözleşmeli sendika talebini dikkate alması gerekir. Zira kamu emekçileri bu taleplerini hep birlikte, yüksek sesle ilan etmişlerdir. Ancak bu eylem yeterli görülmemeli başka eylemlerle de desteklenmelidir. İşyerlerinde grevli, toplu sözleşmeli sendika talebi ve kamu emekçilerinin sorunları tartışmaya açılmalı; bu sorunların ana kaynağı olan neoliberal politikalar mahkum edilmelidir.
Eylem öncesinde, Başbakan’ın bu eylemi yasa dışı ilan etmesi, katılanları tehdit etmesi bu iktidarın hukuk tanımazlığının da göstergesi. Kaldı ki kamu emekçilerinin bu ilk grevi değil, daha önceden de çeşitli tarihlerde iş bırakmışlardı. Siyasi iktidarın verdiği cezalar ve bu cezaları kaldıran mahkeme kararları ortadayken eylem öncesi bu tehdit ne anlama gelmektedir? Siyasi iktidarın, kamu emekçilerinin meşru ve haklı eylemine katılımını korku salarak baltalama niyetinden başka bir şey değildir. Kamu emekçileri, birbirlerini yarı yolda bırakmayıp greve giderek bu tehditlere en güzel yanıtı vermişlerdir.
Asıl önemlisi bundan sonra ne yapılacağıdır. Eylemi örgütleyen iki konfederasyon başkanı, bu eylemlerin devamının geleceğini ve mücadeleyi sürdüreceklerini söylüyorlar. Bu söylemler önemli olmakla birlikte iki başkana da bırakılmamalıdır. KESK, Kamu-Sen üyeleri ve diğer emekçiler, ayrı verdikleri mücadelenin fazla bir etkisi olmadığını bilerek ortak mücadele etme isteği ve arzusunu iş yerlerinde göstermeli ve bir emekçi olmanın bilinciyle yaşamın her alanında dayanışma içerisinde olmalıdırlar.
HÜSEYİN KAYA Eğitim Sen Ankara 3 Nolu Şb. Örgütlenme Sekr.
ÖNCEKİ HABER

Gelecek biz miyiz?

SONRAKİ HABER

Cumartesi Annesi Anik Can hayatını kaybetti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa