Emekçi yazar emeği yazar

Emekçi yazar emeği yazar

Sadık Songur, tam anlamıyla emekçi bir yazar.


Sadık Songur, tam anlamıyla emekçi bir yazar. Menemen’in Asarlık Mahallesi’nde kendine ait mütevazı fotoğraf stüdyosunda oğluyla beraber çalışırken yaratıyor ürünlerini. Öyküleri, hikayeleri yaşadığı dünyaya ait. Ne bir hayal, ne bir fantezi, ne kişisel dünyasının karmaşık dolambaçlarında kendini, insanlığı anlayamamanın yarattığı buhranlar... Kadere kızıp da ilahi çözümler arayan ürünlerden uzak, kısacası şu anki modaya aykırı, bireysel değil toplumcu ürünler yaratıyor.
Hem şu an yaşadığı mahalledeki yoksul, işsiz, günübirlik çalışan ve yaşayan Kürt göçmenler, taşeron işçiler, taksiciler, köylüler; oyuncaksız, parksız, çamurlu sokaklarda oynayıp, kalabalık ve küçük evlerde uyuyan çocuklar, hem de şimdiye kadar yaşadığı Foça’nın, Menemen’in efeleri, göçmenleri, Rumları, onun hikayelerinin, romanının konusu oluyor bu fotoğraf stüdyosunda.
EMEKÇİNİN YAŞAMINDAN KESİTLER
Sadık Songur’un kendi hikayesi, yerel bir gazeteye mahallede yaşanan bir olayı yazmakla başlamış. Bir ailenin uzun süredir yaşadığı bir barakanın yıkımını yazdığı haber, yerel yöneticilerin tepkisini toplasa da çalıştığı gazete destek vermiş. Daha sonraları kaymakam, aynı gazeteden Menemen bölgesiyle ilgili bir çeşit folklor araştırması istemiş. Yerel hikayelerden, eski insanların anılarından derleme yapmaya başlayan Sadık Songur, araştırma için Foça, Menemen ve Aliağa’da köylere varana dek dolaşmış ve yaşlı insanlardan efelerle ilgili hikayeler, emekçilerin hayatlarından kesitler derlemiş. Bu çalışması da beğenilen Sadık Songur’un derlemeleri, günlük tefrika olarak gazetede basılmış ve dikkat de toplamış. “Ben de buralarda yetiştiğim için iyi biliyorum buraları. Yaparken zevk de aldım. Bu çalışma bende yazma tutkusu oluşturdu. Daha sonra topladığım bu hikayeleri biriktirdim ve romana çevirdim. 5 ciltlik bir roman çıktı ortaya” diyor.
YAZMAK BENİM İÇİN ŞANS
Burada yaşayan taksicisinden ırgatına, işçisinden köylüsüne kadar pek çok emekçinin hayatını yansıtan hikayeler, gülmeceler ve öyküler yazan Sadık Songur, kitaplarını basmak için de epey bir uğraş verdikten sonra bir yayıneviyle anlaşıyor ve ilk kitabında çocuklar için öyküler yazıyor. Hazırlık aşamasında olan “Bıçağın Keskin Yüzü” roman olarak basıma hazırlanıyor.
İlkokul mezunu olduğunu söyleyen Sadık Songur, yazmaya başlamasını kendisi için şans olarak değerlendiriyor. Asarlık Mahallesi’nde fotoğraf stüdyosunda oğlu Mehmet ile beraber çalışan Sadık Songur, “Yayınevi yazılarımı beğendi ve benden ilkönce çocuklar için bir öykü kitabı istedi. Ben de yazmaya koyuldum. Akvaryum Yayınevi’nin çocuklara yönelik hazırladığı bir sette yer alan öykü kitabımda, doğayla ve çevremizle olan ilişkilerimizi ön plana çıkartıp günbegün yaşadığımız, aslında çoğu insanın davranış biçimlerinden kaynaklanan olumsuzlukları eleştirmeye çalıştım” diyor.
ÇOCUKLARIMIZ KÖTÜ EĞİTİLİYOR
“Sorguladığım şeylerden biri; teknoloji harikası bilgisayarlardır. Gerçekten, kullanıldığı biçimiyle kişiyi iyiye, güzele ulaştırabiliyor mu? Çocuğun gelişmesine katkısı oluyor mu” diye soran Sadık Songur, çocukların çevredeki kötü ve zararlı şeylerden çok fazla korunamadığını düşünüyor.
“Savaş ve polisiye modlu oyunlarda ana tema olarak işlenen öldürme zorunluluğu, çocuğun karşılaştığı zaman sorunlarını çözmede kullanacağı yöntemlere nasıl etki edecektir?” diyerek çocukların günlük yaşam alışkanlıklarının ve kültürlerinin değiştiğine dikkat çeken Songur, ileriki toplumun şimdiden şekillendiğine vurgu yaparak, çocukların dayanışma; insan, hayvan, doğa sevgisi ile yetiştirilmesi gerektiğini söylüyor.
Öykü kitabında işlediği konulardan birisi de doğa sevgisi. “Günümüzde küresel ısınmanın engellenmesi, savaşların sona ermesi ve insan eliyle doğaya yapılan tahribatın durdurulması için daha çok bilinçli, daha fazla duyarlı insana ihtiyaç olduğunu düşünüyorum” diyen Sadık Songur, kitapla ilgili başka bir konuya değiniyor.
ÇOCUKLAR BİLİME YAKLAŞTIRILMALI
Son dönemlerde bütün ülkede etkili olan bir sorundan, “bilimden uzaklaşma ve dini ögelerin baskın hale gelmesi” sorunundan bahsediyor. Bu konuda çocuklar üzerinde, hikaye kitaplarıyla kaderciliğin, bilimden uzaklaştırmanın geliştirildiğini de söyleyen Songur, “Çocuklarımızı bilime yaklaştırmalı ve sevdirmeliyiz” diyor.
Çocuk kitaplarında dilin de değişmesi gerektiğini belirten Songur, “Bakış açıma göre masalların ve öykülerin objeleri değişmeli; öyküler, bilimsel ögelerin ve günümüz yaşam biçiminin işlendiği, anlaşılabilir bir hale getirilmelidir” diyor.
Songur, söyleşinin sonunda şunları söylüyor: “Küçücük çocukların bile anlayabileceği tarzda yazılmış olan Sevgi Gezegeni’nin içeriği de budur. Büyük küçük herkesin kendine bir hisse bulabileceği kitabı severek yazdım, sizler de severek okuyabileceksiniz. Dileğimiz o dur ki, dünyamız gerçek bir sevgi gezegeni olsun ve diğer galaksilerdeki tüm sevgi gezegenleri ile birleşerek sevgi uzayını yaratsınlar.” (İzmir/EVRENSEL)

BARIŞ İSTEYEN KAHRAMANLAR SEÇİLMELİ
“Çocukluğumun uzun bir zaman dilimi içinde, göllerdeki kurbağalardan herhangi birinin bir prens olabileceği fikrine saplanmış ya da padişahların ve sihirbazların olağanüstü güçlerine uzun yıllar inanmıştım. Zaman içinde hayallerim gerçekleşti, padişahların yerine varsıllar saygıyı hak ettiler, sihirbazların yerini doktordan daha çok müşteriye sahip olan hocalar aldı. Şimdi objeler değişmeli, formatlar değişen objelere göre yenilenmeli; sevgiye, emeğe, insana saygıya ve savaşların kötülüğünü anlatan, açık, anlaşılır mesajlar içermelidir” diyen Sadık Songur’un “aydın insanlara” da bir çağrısı var: “Dünyamızın geldiği nokta ve geçmişte yaşanılan acı pratiği de göz önüne alıp, kahramanlarınızı en çok öldürenlerin arasından değil; barışı, bilimi savunanların arasından seçmelisiniz.”
Turan Kara
www.evrensel.net