08 Aralık 2009 00:00

Danışma Kurulu ‘durmak yok’ dedi

Sendika genel merkez yöneticilerinden oluşan ve geçtiğimiz günlerde 25 Kasım ‘uyarı grevi’ni değerlendirmek ...

Paylaş

Sendika genel merkez yöneticilerinden oluşan ve geçtiğimiz günlerde 25 Kasım ‘uyarı grevi’ni değerlendirmek üzere toplanan KESK Danışma Meclisi, geleceğe dair önemli kararlar aldı.
Geleceğe ilişkin yönelimlerin nasıl olması gerektiği üzerine yapılan tartışmalarda ortak düşünce şu oldu: “25 Kasım’da milyonlarca emekçinin, her türlü idari ve siyasi baskıyı göze alarak, sendikalarının çağrısı doğrultusunda ‘greve’ çıkması, eylemin kitleselliği ve yaygınlığı, aldığı toplumsal destek ve yarattığı etki bakımından başarılıdır. Eylemin, emekçilerin beklentileri doğrultusunda ortak yapılması olumludur. Tahminleri aşan kitlesellikte ve yaygınlıkta gerçekleşmesinde, KESK ve Türkiye Kamu-Sen’in greve ortak çağrı yapması belirleyici rol oynamıştır.”
Toplantıda diğer irili ufaklı konfederasyonların yanı sıra, merkezi düzeyde katılmasa da Memur-Sen’in tabanının kimi yerlerde greve katılması, ortak çağrının yarattığı sinerji ile kamu emekçilerinin eylemin greve dönüşmesindeki etkisi teslim edildi. Sendikasızların yanı sıra, güvencesiz çalışan sözleşmelilerin bile greve katılması, emekçilerin ortak talepleri için birlikte mücadeleye hazır olduğu görüldü.
Başka neler görülmüştür sorusuna hemen şunlar eklenebilir: “İşçi sendikaları ve meslek örgütlerinin ve demokratik çevrelerin destek açıklamalarının yanında, bazı illerde işçilerin iş bırakarak eyleme destek vermeleri son derece önemlidir. Başta demiryolları ulaşım hizmetleri, sağlık, eğitim, vergi daireleri olmak üzere tüm kamu işyerlerinde hizmetlerin durdurulması ve dolayısıyla emekçilerin kitlesel olarak eyleme aktif katılması, eylemin kitlesel ve etkili olmasında önemli rol oynamıştır. Kuşkusuz krizin etkilerine karşı yapılan 2008‘in 29 Kasım’ında Ankara, 15 Şubat İstanbul ve bazı kentlerde gerçekleştirilen irili ufaklı mitinglerin, sürdürülen aydınlatma çalışmalarının birikimleri de 25 Kasım’ın güçlü geçmesinde etkili olmuştur. Yıllardır uygulanan ekonomik politikalar, hak gaspları, çalışma koşullarının olumsuzluğu, giderek artan yoksulluk ve krizin derinleştirdiği gelir dağılımındaki adaletsizlik, eğitim ve sağlığın paralı hale getirilmesinin, tüm emekçi kesimleri olumsuz etkilediği ve ciddi bir öfkeye neden olduğu da açığa çıkmıştır. Grevden önce yapılan toplantılarda, ücret talepleri tartışılırken kamu emekçilerinin krizden en az etkilenen kesim olduğu söyleniyor ve maddi taleplerden geri durulması öneriliyordu. Oysa ki, yaşama ve çalışma koşulları o kadar çekilmez hal almıştır ki, kamu emekçileri kitlesel olarak iş bırakmış, alanlara çıkmıştır. Grevin tüm toplum kesimleri tarafından desteklenmesi, hastaların hastaneye, öğrencilerin okula, mükellefin vergi dairesine gitmemesi, vatandaşın kamu emekçilerine değil devlete tepki göstermesi siyasi iktidarın sürdürdüğü politikaların halkta yarattığı birikmiş öfkeyi ve bu öfkenin akacak mecra aradığını gösteriyor.”
ELEŞTİRİ NOKTALARI
Danışma Kurulu toplantıda vurgulanan olumlulukların yanında şu eleştiriler öne çıktı: Uyarı grevi tarihinin 25 Kasım olarak belirlenmesi, “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü” olması ve bayram tatili öncesine denk gelmesi bakımından isabetli olmamıştır. Talepler net ve güncel değildi. Eylemin örgütlenmesi sürecinde yürütülen iç tartışmalar dağıtıcı olmuştur. İşyerlerinde ortak yapılan grevden sonra, emekçilerin ayrı alanlara çağrılmalarının ve ortak eylem örgütleyen illere yukarıdan müdahale edilmesi doğru bir tutum olmamıştır.
Bunların yanı sıra, “Ekonomik talepler için işyerinde grevde, demokratik talepler için alanlardayız” yaklaşımının doğru olmadığı, ekonomik ve demokratik talepler için mücadelenin birlikte yürütülmesi gerektiği belirtilmiştir.
Toplantıda bazı “sendikal anlayışlar” tarafından, Kamu- Sen’le ortak çağrının “ilkesel ve ideolojik” olarak doğru olmadığı yönündeki eleştiriler tekrar gündeme getirildi.
Bu anlayışın karşısındakilerin tezi şu olmuştur: “Bu yaklaşım, işyerlerindeki emekçilerin beklenti ve talepleri, birlikte mücadele isteği karşında, kendi ‘doğru’larını dayatmaktır. Kaldı ki, işyerindeki emekçilerin ortak grev çağrısını heyecanla ve coşkuyla karşıladığı, ‘birlikteliğin işyerlerinde kuvvetli bir moral yarattığı’ kitlesel katılımı sağladığı herkes tarafından kabul edilmektedir. O halde, emekçilerin beklentilerini, eğilimlerini, düşüncelerini anlamak ve dikkate almak, mücadele deneyimlerinden öğrenerek ilerlemek geliştirici olduğu gibi sendikal demokrasinin de gereğidir.”
OLANAKLAR ARTTI
Son dönemlerde alışkanlık haline getirilen sayılı, sınırlı kadro eylemlerinin; işyerlerinden ne kadar uzaklaştırıcı rol oynadığı “grev” hazırlıkları sürecinde görüldü. Grevin işyerinde nasıl, kimlerle örgütleneceği, grev komiteleri tartışmaları, grevin talepleri üzerine yürütülen tartışmalar öğretici ve ilerletici olmuştur. Çok sayıda genç kuşak kamu emekçisinin ilk kez “grev” örgütleyicisi ve katılımcısı olmaları sendikal mücadele açısından önemlidir.
İşyerlerindeki sendikalı sendikasız tüm emekçilerle güçlü bir temas kurulmuş, doğrudan kamu emekçilerinin içinde yer aldığı “grev” çalışmalarıyla kopan bağlarımız yeniden canlanmış, üyelerin sendikaya ve yöneticilere güvensizliği kısmen aşılmıştır. Grevin yarattığı coşku ve özgüvenle işyeri örgütlerimizin sağlamlaştırılması ve tıkanan sendika içi demokrasi mekanizmalarının işler hale getirilmesi dünden daha olanaklıdır.
(Ankara/EVRENSEL)
* BES Genel Sekreteri

GELECEĞE DÖNÜK KARARLAR

1- İşyeri ve şubelerin görüşlerinin alınabilmesi için Danışma Kurulu toplantısının öne çekilmesi,
2- AKP’nin emek karşıtı politikalarını hedefe koyan, ortak talepler etrafında birleşebilen tüm sendikalar, meslek örgütleri ve kitle örgütlerinin mücadele birliğinin sağlanması,
3- Adli ve idari soruşturmalara karşı ortak açıklama yapılması, sendika ayrımı yapmadan işyerlerinde örgütsel dayanışmanın en üst seviyede sağlanması, grevin sonuçlarına ilişkin özel sayı hazırlanması,
4- Hiç vakit geçirmeden işyerlerinde eylemin değerlendirilmesi ve örgütlenme çalışmalarına başlanması, oluşturulan birimlerde grev komitelerinin, işyeri örgütlenme ve mücadele komitelerine dönüştürülmesi ve yerel platformların işler hale getirilmesi,
5- Talepleri sadeleştirerek hükümete belli bir süre verip, taleplerin o süre içinde gerçekleşmemesi durumunda birkaç günlük “hak grevinin” örgütlenmesi,
6- Kürt sorununda “açılım”ın tıkanması, tasfiye politikalarına yönelinmesi ve linç girişimleri kaygı verici olup, savaş çığırtkanlığına karşı barışın tesisi için mücadeleye katkı sunulması, işyerlerinde, şubelerde toplantılar yapılması, şovenist dalgaya karşı batı illerinde demokrasi güçleriyle birlikte eylem yapılması,
7- SGK Yönetim Kuruluna katılınmaması, şeklinde yönelimler ortaya konulmuştur.
Sonuç olarak, bu grevde bir kez daha KESK’in birleştirici rolü ortaya çıkmıştır. Grevin sonuçları ve sunduğu olanaklar, emek mücadelesinin ilerletilmesi gereken hattı göstermektedir. Eylem, AKP politikalarından rahatsız olan tüm toplumsal kesimler ve emek örgütlerinde büyük bir moral ve mücadele isteği yaratmıştır. Rehavete kapılmadan grevin açtığı yoldan ilerlenmesi ve çeperin genişletilmesi gerekir. 25 Kasım’da iktidarı uyaran milyonların taleplerinin kazanılması, krizin faturasının sermayeye yıkılması, yoksulluk ve işsizliğe karşı mücadelenin genişletilmesi bakımından yeni bir emek platformu oluşumu önemli hale gelmiştir.
Döndü Taka Çınar*
ÖNCEKİ HABER

Enerji Forumu’nda ‘termikçi’-‘çevreci’ tartışması

SONRAKİ HABER

Kolombiya ve Arjantin’de ‘Amazon Ormanları’nı kurtarın’ eylemleri

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa