Keşke rüya olsaydı o yaşananlar

Keşke rüya olsaydı o yaşananlar

1997 yılında Civan Canova’ya tiyatro dalında Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü kazandıran Sokağa Çıkma Yasağı bu sezon Bakırköy Belediye Tiyatroları tarafından sahneleniyor.


1997 yılında Civan Canova’ya tiyatro dalında Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü kazandıran Sokağa Çıkma Yasağı bu sezon Bakırköy Belediye Tiyatroları tarafından sahneleniyor.
Oyun bir ‘düş’ ülkesinde geçmektedir. Sıradan bir şehirde, sıradan bir otelin lobisinde raslantı sonucu bir araya gelen ve daha önceden birbirlerini hiç tanımayan insanların trajikomik öyküsünü anlatır. Otel sakinleri düş ile gerçek arasında savrulur dururlar. Giderek daha yalnız, daha tepkisiz, daha vurdumduymaz, daha kabullenmiş hale gelirler.
“Sokağa Çıkma Yasağı”nın yönetmeni Emrah Eren, tiyatro sahnelerinin sinema ya da çağdaş sanatlar gibi 12 Eylül’le yüzleşemediğini, kendilerinin tiyatro yoluyla bu tür bir bellek tazelemesini metnin el verdiği ölçüde görünür kılmaya çalıştıklarını söylüyor.
Otelde mahsur kalan karakterler isimleri ile değil, oda numaralarıyla varlar. İnsanlar nasıl kimliksizleşir ve bundan önemlisi bu durumu nasıl kabullenirler?
Bu aslında baskı ve sıkıyönetim altında hayatları bir gecede değişen insanları anmadan cevaplanabilecek bir soru değil. Böyle dönemlerde herkes potansiyel suçlu, herkes her an bir zorbalığa maruz kalabilir. Uzun yıllar ülkesine dönemeyenler, idamlar, işkenceler, meslekten muaf edilenler… Bu tür dönemlerde bir kimlik mücadelesinden öte hayatta kalmak için insanların yaptıkları manevraları temsil ediyor bence bu durum. Kimlik tartışmaları şu anda popüler bir alan, sosyal bilimlerde ve sanatta… O döneme baktığımızda kimlik bilincinden öte, hayatta kalma ve sevdiklerini koruma çabası var aslında.
Sokağa çıkması yasaklananlar arasında da bir erk mücadelesi gelişiyor. Erksiz,yasaksız bir toplum yaratmak bu kadar zor mu? Oyun yasaksız, erksiz bir toplum yaratma ütopyasına odaklanmak yerine diktatörlüğü ve baskıyı var eden yapıya izin veren insanın zaaflarını, zayıflıklarını mercek altına alıyor. Bir sokağa çıkma yasağı gecesi başlıyor oyun. Dışarıda kurulan baskı ortamının bir otelin içinde insan eliyle nasıl yeniden var edildiğini görüyoruz.
Bir düş ülkesinde geçiyor oyun ama hikayesi çok tanıdık. “Sokağa Çıkma Yasağı” 12 Eylül’le hesaplaşma çabalarının neresinde duruyor?
Oyunun sahneleme sürecinde evrenselden yerele doğru bir bakış var. Metin de bunu barındırıyor. Darbe ve benzeri zorbalıkları yaşayan tek ülke biz değiliz sonuçta. Bu oyun 1997 yılında yazılmış. Türkiye’nin 12 Eylül’le sanat yoluyla net bir hesaplaşma içine girme çabası 2000’li yılların başlarıyla beraber oldu aslında. Canova’nın 12 Eylül’e bakışı bir tür belgesel tiyatro gerçekliği ya da dramatik yapıda bir dönem oyunu atmosferini taşımıyor. Meselenin özüne ulaşmaya çalışarak bunu zamansız ve evrensel bir gözle de okunabilecek mümkünlükte kılmayı hedefliyor. Bugün hâlâ darbeden söz etmemiz, hâlâ toplumsal olarak üretilen paranoyalara kapılıp kutuplaşmayı sürdürdüğümüz bir gerçek. Bu anlamda sahnelemede de sadece “Bakın yakın tarihimizde neler yaşanmış” demiyoruz seyirciye. Bugün hâlâ aynı korkular ve paranoyalarla baş etmeye devam ettiğimizi yeniden hatırlatıyoruz. Oyunun taşıdığı 12 Eylül göndermeleri de önemli. Evet, çağdaş sanat ya da sinema 12 Eylül’e dönüp bakmayı becerdi. Ama hâlâ sahnelerimizde o dönemin sertliğiyle yüzleşebilmiş işler çıkmadı. Tiyatro yoluyla bu tür bir bellek tazelemesini de metnin el verdiği ölçüde görünür kılmaya çalıştık. Geçmiş orda yüzleşmek için bizi bekliyor evet ama hâlâ çok paralel şeyler de var yaşanan. Bu iki düzlemi de korumayı tercih ettik.
Sokağa Çıkma Yasağı daha önce İzmit ve İstanbul’da sergilendi. Sizin rejinizde nasıl bir yorum farkıyla karşılaşacağız?
İki yorumu da izlemediğim için aradaki yorum farkı üzerine bir tespitte bulunamam. Ancak özgün metin üzerinde gerçekleştirdiğimiz yeni okumalarla yorumu güçlendirmeye çalıştık. Örneğin oyun metninde yer alan “şişman” karakteri bu yorumda “joker” oldu. “Şişman”, liberal bir dünya görüşüne sahipti… Tıpkı rahmetli “Şişman” gibi… O rolün içerdiği liberalizmin evrensel düzlemdeki karşılığını “Joker” klişesinde aradık. Buna ek olarak, Civan Canova, özgün metninde bu oyunu bir düş oyunu olarak yorumlamış… Oyunun finalinde kullandığı rüyadan uyanma da bu önermesini desteklemekte… Bizim yorumunuzda ise farklı bir son var… Çünkü oyunun başından sonuna sahnede yaşananlara rüya gözüyle bakmayı başından beri hiç istemedim. Belki de o dönemlere öfkemden. Her şeyin bir rüya saçmalığıyla yaşandığı dönemlerdi o dönemler… Gördüğümüz en saçma rüyayı bile korkunç bir sahicilikle yaşamaz mıyız? Keşke rüya olsaydı o yaşananlar.
(İstanbul/EVRENSEL)
BBT Yunus Emre Kültür Merkezi 9.Kısım Ataköy İletişim: (0212) 661 38 94-95
Devrim Büyükacaroğlu
www.evrensel.net