09 Aralık 2009 00:00

25 Kasım emek mücadelesinde önemli bir dönemeç olabilir

Gerek farklı görüşlere sahip kamu emekçilerinin birleşik bir mücadele sergilemiş olmaları...

Paylaş

Gerek farklı görüşlere sahip kamu emekçilerinin birleşik bir mücadele sergilemiş olmaları, gerekse emekçilerin fiili meşru mücadeleye olan inançlarını tazelemeleri açısından 25 Kasım grevi emek mücadelesi için oldukça önemli bir dönemeçtir. Her ne kadar 25 Kasım günü Tokat’ta okullar grip nedeniyle tatil edilmiş olsa da grevin örgütlenmesi için bir aydan fazla bir süre çalışma yürütmüş bir kişi olarak bu grevi değerlendirme hakkını kendimde görüyorum.
Öncelikle belirtmek gerekir ki hukuksal dayanaklarımız ve Kamu-Sen’in de bu greve katılmış olması iş yerlerinde çalışmamızı kolaylaştıran bir etkendi. Kamu emekçilerinin TİS ve grev talebinin yanı sıra diğer ortak talepleri için birleşik bir mücadele sergileyebilmelerinin tek koşulunun geniş bir taban yaratabilmekten geçtiği açık bir gerçekti. Nihayetinde her ne kadar birtakım hukuksal dayanaklarımız ısrarla ifade edilse de kamu emekçilerinin grevi kafalarında meşru görebilmelerinin tek yolu buydu. Grev günü ülke genelinde esecek güçlü bir rüzgar, ancak emekçilerin tüm kesimlerinin bu grevi benimsemeleri ile olacaktı.
Zaman zaman grevin sevk eylemi ile karıştırıldığı oldu. Grev sonucunda nasıl bir hukuksal süreç yaşanacağı, işten atılma ihtimalinin olup olmadığı gibi sorular ile karşılaştık. Bu da uzun süredir grev gibi oldukça etkili bir eyleme uzak olan kamu emekçilerinin tecrübe eksikliğini göstermektedir. Örgütsüz ve diğer sendikalara üye kamu emekçileri ile içinde yaşadığı şehrin sakinlerinin, işçilerin, köylülerin desteğini nasıl yanına alacağı konusunda kamu emekçilerin önemli kısmında görülen tecrübesizlik Tokat’ta da karşılaştığımız bir sorundu.
Gezdiğimiz iş yerlerinde kamu emekçilerinin sendikalardan ilk ve en önemli talebi birlik talebiydi. Her ne kadar bu birlik talebi, tek sendika talebi pratikte karşılığını tam bulamayacak bir talep olsa da eylem üzerinden bu talebi gerçekleştirmek sınıftan yana sendikal kadrolar tarafından elzem bir hal almıştır. “Kamu Sen ile bu eylem gerçekleştirilemez” diyen birçok kişi iş yerlerindeki olumlu tepkiler üzerine kısa sürede bu birlikteliğe olumlu bakar hale gelmiştir.
Bu anlamda bizler de Tokat’ta Kamu-Sen başta olmak üzere tüm sendikalara, siyasi partilere ve demokratik kitle örgütlerine gittik. Kamu-Sen talebimizi olumlu karşıladı. KESK ve Kamu-Sen’e bağlı tüm sendika yöneticileri bir araya gelerek grevi birlikte örme kararlılıklarını yerel basına duyurdular. İşyerlerini birlikte gezmekten, birlikte basın açıklaması yapmaya, grev günü birlikte miting yapmaya, diğer sendika ve demokratik kitle örgütlerini ziyarete kadar birçok noktada fikir birliğine varıldı. Ancak bu çalışmaların pek azı gerçekleştirildi. Son olarak da Kamu-Sen yönetimi genel merkezlerinden gelen bir yazıyı gerekçe göstererek grev günü birlikte basın açıklaması yapamayacaklarını belittiler. Kamu-Sen’in bu eğilimine rağmen KESK’in birlik talebi iş yerlerinde karşılığını bulmakta gecikmedi.
Tokat’ta Eğitim Sen dışındaki KESK’in diğer sendikalarının örgütlülüğünün yok denecek seviyede olması da bir başka sorun olarak karşımızda duruyordu. Ancak bu mazeretin arkasına sığınmayan eğitim emekçisi arkadaşlarımız bir grev komitesi kurarak okullar dışındaki iş yerlerinde de grevi örgütleme işine girdiler. Postane, hastane, maliye, adliye gibi birçok iş yerini gezdi grev komitesi. Her ne kadar sektördeki özel sorunlara uzak olunsa da genel sorunlarımız ve ortak taleplerimiz işimizi kolaylaştırdı. Bu sayede diğer iş kollarında çalışan KESK üyesi arkadaşlarımızla da birkaç toplantı yapma olanağını sağladık. Grev günü alanda, eğitim emekçileri diğer KESK üyesi sendikalı arkadaşlarla birlikteydi. Her ne kadar aynı alanda ayrı eylem kararları olsa da eylemimiz bitince Kamu-Sen üyesi arkadaşları bekledik. Ve tüm Tokat halkı kamu emekçilerini alanda tek vücut gördü.
Değişik illerde iş bırakan kamu emekçilerine soruşturma açılmaya başladı. Bu eylemin esas başarısını açılan soruşturmalara karşı takınılacak tavır gösterecektir. Yaptığımız iş gezilerinde Danıştay ve AİHM’in vermiş olduğu kararları emsal gösterip yapacağımız iş bırakmadan ceza almayacağımızı söyledik. Ancak hukukun sınıfsal yönünü, hukuk-güç ilişkisini iyi kavramış olan emekçiler için Danıştay ve AİHM’in kararları çok geçerli bir söylem olmadı. Herkes bilmekte ki burjuvazi gerektiğinde kendi koyduğu yasaları bile çiğneyebilmekte. Bu eylem sonucunda kamu emekçilerinin de ceza alma ihtimali var. Ancak verilebilecek cezalara karşı alınacak dik tutum daha sonra yapılacak grevleri de etkileyecektir. Belki bu eylem sonucunda hükümet grev ve TİS hakkını yine tanımayacak. Ancak kamu emekçileri soruşturmalara karşı güçlü bir duruş sergilerse bir dahaki grevin önü çok açık olacaktır. Kamu emekçileri uzun yıllar sonra fiili meşru mücadeleyi tekrar kendilerine rehber edinecek, yasalar düzenlenmese de fiili bir şekilde iş bırakmayı normal bir eylem tarzı haline getirecektir. Tıpkı sendika kurmanın yasak olduğu yıllarda sendikalarını kuran kamu emekçileri gibi…
Bu eylem bir yandan da 12 Eylül ürünü yasakların arkasına sığınan AKP’nin gerçek yüzünü göstermesi açısından da önemlidir. Bir süredir AKP ile statükocu güçler arasında gerçekleşen sistem içi çatışma emekçilerin gözünde -belirli güçlerin müdahalesi ile de- AKP’nin sahte bir demokrat görünümü almasına neden olmuştur. 25 Kasım grevinden önce Başbakan’ın ve bürokratlarının tehditleri, AKP’nin sahte demokrasi maskesini düşürmek adına da önemli bir gösterge olmuştur.
Gelinen bu aşamadan sonra artık herkes açık olarak şunu görmüştür ki 25 Kasım’ın esas başarısı, kamu emekçilerinin siyasi, dinsel vb. farklılıklarına aldırmadan birlikte hayatı durdurmalarında yatmaktadır. Hak almayı sınıfın belirli bir kesimin başaracağına inanan, sadece birtakım sol söylemler kullanarak yalnız kalmayı öven anlayışlar artık gerçekleri görmelidir. Emekçiler grev ve TİS hakkını siyasi, dinsel, ırksal farklılıklarına rağmen birlikte mücadele ederek kazanacaktır. Sınıf sendikacılarına düşen esas vazife emekçilerin birleşik mücadelesini yaratmada öncü olabilmeleridir. Yoksa sadece sol bir söylem kullanıp, “Siz yapamazsınız, biz yaparız” anlayışı hiçbir sonuç getirmeyecektir.
Biliyoruz ki 25 Kasım grevi bir uyarı greviydi. Bir süredir sadece kadro eylemleri yapan ve emekçilerin gözünde adeta hukuk bürolarına dönüşen sendikaları bekleyen daha büyük bir g(ö)rev var. Şimdi iş daha sonra yapılacak greve -belki de süresiz bir greve- hazırlanabilmektir. 25 Kasım’dan dersler çıkarıp önümüzdeki süreci iyi örmeliyiz. Tarihin belirlenmesinden, 25 Kasım’da katılımın az olduğu yerlerde ve iş kollarında çalışmayı yoğunlaştırmaya birçok görevimiz var. Önümüzdeki grevde temel slogan, “Genel grev, genel direniş” olmalı, mümkün olduğunca tüm kesimleri harekete geçirebilecek bir tarz izlenmelidir. İçinde yaşadığımız ekonomik ve siyasal koşullar, kapitalizmin dünya ölçeğinde geldiği nokta kamu emekçilerinin birleşik mücadelesini öncelleyen şartları ve sınıfın harekete geçebilmesi için gerekli tüm çelişkileri fazlasıyla önümüze koyuyor. Siyasal iktidarlara ve kapitalist sisteme dur diyecek tek güç biz emekçileriz. İşte bu yüzden, emekçilerin tüm kesimlerine hak alma mücadelesinde örnek olacak, ülkenin demokratikleşebilmesinin önünü açacak, daha güçlü adımlar atmanın tam zamanıdır.
MURAT ÖZCAN Eğitim Sen Tokat Şube Yöneticisi
ÖNCEKİ HABER

Demokrasi açılırken parti kapanır mı?

SONRAKİ HABER

Çavuşoğlu’dan İdlib açıklaması: Rejim ateşle oynamamalı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa