09 Aralık 2009 00:00

Demokrasi açılırken parti kapanır mı?

Türkiye sosyal bilimciler açısından canlı bir laboratuvar.

Paylaş

Türkiye sosyal bilimciler açısından canlı bir laboratuvar. Evrimsel biyologlar açısından Galapagos adaları neyi ifade ediyorsa sosyal bilimciler açısından da Türkiye benzer bir işleve sahip. İçeriden bakanlar zamanla bu ortamı kanıksayıp içselleştirebiliyorlar. Dışarıdan bakanlar ve geçmişte yaşananları bilmeyenler açısından ise tam bir akıl tutulması etkisi gözlenebilir. Bu topraklarda bazen sabahtan öğlene kadar yaşanan toplumsal gelişmelerin baş döndürücü hızı Batı ülkelerindeki bir yıllık gelişmelere denk düşebilir. Böyle olunca sosyal bilimcilerin konumu tamirata gelip de alet kutusunda aradığını bir türlü bulamayan bir ustanın konumundan farksızlaşıyor.
Geriye dönüp baktığınızda “demokratik açılım” söyleminin üzerinden sanki asırlar geçmiş gibidir. Yaşananlar yaşanmış herkes kendi evinin yolunu tutmuştur. Mevcut konumlar daha sağlam bir şekilde yeniden tahkim edilmektedir. Süreç içinde açılan gedikler onarılmaktadır. Dağlardan ve yurt dışından akın akın geleceği söylenenlerden hiç bir haber yoktur. Kutlamalar ve protestolar da dinmiş gibi gözükmektedir. Yerini artık kanıksanan linç denemeleri almaktadır. Asırlar boyu birbirinden kız alıp verenler “Kız meselesinden” hareketle birbirlerini boğazlama noktasına gelmektedir. Alacak verecek sorunundan hareketle ölümlere de rastlanmaktadır. Linç ve boğazlama kültürü her geçen gün içselleştirilmektedir.
Son gelen haberlere göre ise, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü aleyhine eylemlerin odağı” haline geldiği gerekçesiyle DTP’nin “temelli kapatılması” istemiyle Anayasa Mahkemesi’nde açtığı dava Raportörün olumlu görüş bildirmesiyle esastan görüşülmeye başlanacaktır. İddianamede kapatma talebiyle birlikte aralarında parti yöneticilerinin de bulunduğu 220 parti üyesi hakkında siyasi yasaklılık kararı verilmesi istemi de bulunmaktadır. Davanın ne şekilde sonuçlanacağı bilinmemekle birlikte, demokratik açılımın artık tamamen tarih olduğu konusunda pek az şüphe kalmaktadır.
Bu gelişmeler hiç kuşkusuz yerleşik siyasetin şahin kanadında yer alan CHP, MHP gibi “muhalif partileri” sevindirecek niteliktedir. Öte yandan, iktidar partisinin de “demokratik açılım sonrası” gelişmelerden ve DTP’nin kapatılması sürecinden çok da tedirgin olacağı düşünülmemelidir. Tam tersine AKP, Doğu ve Güney- doğu Anadolu bölgesinde DTP dışında mecliste grubu bulunan partiler arasında en güçlü konuma sahip olan parti konumunu sürdürmektedir. Üstelik demokratik açılım atağı, bugün gelmiş olduğu noktaya rağmen, bölge halkı tarafından olumlu olarak algılanmakta ve AKP’nin hanesine artı olarak yazılmaktadır.
Ülkemizdeki etkisini giderek arttıran iktisadi krizin yarattığı işsizlik, yoksulluk, eşitsizlik sorunlarının çalışan kesimlerde daha yoğun olarak hissedildiği, IMF’nin geleneksel daraltıcı iktisat politika önerilerinde ısrarcı olduğu bir ortamda demokratik açılım söylem düzeyinde de kalsa mevcut iktidar için can simidi işlevi görmektedir.
AKP farklı bir “imajla” kendini kitlelere sunmaktadır. İsrail’e atılan posta, AB’ye alternatif arayışlar, IMF’ye karşı “direniş”, Kürtlere yönelik “demokratik açılım” söylemleri, postmodern dünyanın “mış gibi yapma” eğiliminden beslenmektedir. İsrail ve IMF ile en sıcak ve kesintisiz ilişkilerin geliştirildiği dönem AKP iktidarı dönemi olmuştur. Uluslararası sermaye çevrelerinin mevcut iktidara yönelik desteği bilinen bir gerçekliktir. Bütün bunlara rağmen, popülist bir söylemde ısrarcı olunmasının ardında iktisadi krizin yarattığı toplumsal huzursuzluğu örtmek ve seçimlere hazırlanmak yatmaktadır.
Demokratik açılım mı? Haydi oradan sizde. Burası Türkiye, yoook öyleeee...
HAKAN MIHCI Doç. Dr. Hacettepe Üniversitesi İktisat Bölümü
ÖNCEKİ HABER

Yetinin gayri

SONRAKİ HABER

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu: Seçilerek aklanamazsınız

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa