AVRUPA GERÇEĞİ

AVRUPA GERÇEĞİ

  • Şu sıralar uluslararası diplomasinin önemli gündem konularının başında Afganistan işgali geliyor.


    Şu sıralar uluslararası diplomasinin önemli gündem konularının başında Afganistan işgali geliyor. Özellikle işgalde başrolü oynayan ülkeler, bir taraftan içine düştükleri bataklıktan en az zararla nasıl çıkacaklarını düşünürken, diğer taraftan Afganistan üzerinde kimin daha etkili olacağının rekabetini sürdürüyorlar. Yani bir taraftan “kader birliği” yaparken, diğer taraftan ise kendi çıkarlarını düşünüyorlar.
    Halbuki bundan 8 yıl önce İkiz Kuleler’e yapılan saldırının hemen ardından, 7 Ekim 2001’de işgal edilen Afganistan’da, Taliban’ı devirip istikrarı sağlamak “çocuk işi” sayılıyordu. Evet, Taliban kısa bir süre içinde iktidardan düşürüldü, ama bitirilemedi. Bu yüzden “istikrarsızlık” bütün bölgeye yayıldı. 8 yıldır “istikrar” yerine istikrarsızlık yaratan işgalci ülkelerin bir bölümü, artan direniş ve kayıplar nedeniyle bu ülkeye daha fazla asker göndermeyi kararlaştırmış bulunuyor.
    Konuşlandırılan 83 bin işgalci askerin yeterli olmadığını kabul eden ABD Başkanı Barack Obama, buna ek olarak 30 bin asker göndereceklerini ilan etti ve diğer NATO ülkelerinden de 7 bin asker göndermesini istedi. NATO ülkelerinin önemli bir bölümü bu talebe olumlu yanıt verdi.
    Şu an olumsuz yanıt veren ülkelerin başında Almanya ve Fransa geliyor. Özellikle de Irak işgali sırasında ABD ile birlikte hareket eden İngiltere, İtalya, Polonya, Danimarka gibi ülkeler, ek asker gönderecek ülkelerin listesinde yer alıyor.
    Ülkeler arasında bir tasnif yapıldığında, Irak işgaline katılmayan bazı ülkeler şimdilik ek asker göndermek niyetinde değil. Burada özellikle Almanya ve Fransa’nın tutumu dikkate değer. Almanya ve Fransa ek asker göndermemeye gerekçe olarak, ABD’nin izlemiş olduğu stratejiyi çok doğru bulmadıklarını ifade ederek, asıl kararlarını ocak ayında Londra’da yapılacak Uluslararası Afganistan Konferansı’nda vereceklerini söylüyorlar. Bu konferansta her ülkenin kendi “çıkış stratejisi”ni sunması, bunun üzerinden kartların yeniden karıştırılması talebinin öne çıkması bekleniyor.
    Almanya dışişleri bakanı, “Ek asker göndermeyi değil asıl Afganistan’daki amaç ve stratejiyi konuşmak istiyoruz” diyerek, ülkesinin Afganistan’daki ağırlığını artırma niyetini dile getirdi. Almanya ve Fransa, son yıllarda özellikle Karzai yönetimini açıkça “rüşvetçi” ilan ederek, verilen yardımların çarçur edildiğini dile getiriyor. Bugüne kadar ABD’nin çıkarlarına dayalı olarak Afganistan’da hayata geçirilen politikalar üzerinde Almanya ve Fransa’nın pek fazla bir ağırlığı olmadığı rahatlıkla söylenebilir. Onlar ancak kendilerine teslim edilen bölgelerin bekçiliğini yapmaya çalıştılar. Karzai yönetiminin de bu iki ülkenin uyarılarını pek takmadığı biliniyor.
    Özellikle Almanya, en fazla asker gönderen üçüncü ülke olmasına rağmen işgalin başında kendisine biçilen rolün sınırlarının genişletilmesini değişik vesilelerle ifade ediyor.
    Almanya ve Fransa’nın ek asker talebini ağırdan alması, izlenen politikalar üzerinde etkili olma, dolayısıyla işgal edilen bölgede ve işgalden sağlanacak imkanlar konusunda daha fazla pay sahibi olma arayışının bir yansıması olarak görünüyor.
    8 yıllık işgal, Afganistan’da huzur ve güvenin daha fazla asker göndermekle sağlanamayacağını kanıtlıyor. Ama buna rağmen ciddi bir geri çekilme şu anda gündemde bulunmuyor. Çünkü geri çekilmenin emperyalist güçler ve NATO için büyük bir yenilgi olabileceğini, benzer direnişlerin başka bölgelere de yayılarak gelişebileceğini biliyorlar.
    Dolayısıyla emperyalistlerin gündeminde şu an çekilme yerine, daha fazla asker göndererek işgali yayma bulunuyor. Ancak, şimdiden üstü örtülemeyen Afganistan üzerindeki paylaşım hesapları, yenilgi olanaklarını daha fazla artırıyor.
    Keza, başta işgalci ülkelerde olmak üzere pek çok yerde işgale karşı tepki, henüz kendisini sokaklarda ifade etmese de artıyor. Örneğin Almanya’da en son yapılan bir ankete göre halkın yüzde 69’u, askerlerin hemen geri çekilmesini istiyor. Benzer durumlar diğer işgalci ülkelerde de söz konusu. Bu, işgalin, işgalci ülke halklarının gönlünde çoktan mahkum olduğu anlamına geliyor. Bütün hesap kitaplar elbette işgalin ömrünü uzatmaya yöneliktir. Ama bu işgalin ne kadar haksız ve barbar olduğu, her geçen gün halkların beynine ve yüreğine kazındığı için, eninde sonunda tıpkı Vietnam’da olduğu gibi kaçıp gidecekler.
    YÜCEL ÖZDEMİR
    www.evrensel.net