10 Aralık 2009 05:00

HAYATIN İÇİNDEN

Türkiye enerji sorununu bir türlü çözemiyor. Kullandığımız enerjinin büyük kısmını halen dışarıdan alıyoruz.

Paylaş

Türkiye enerji sorununu bir türlü çözemiyor. Kullandığımız enerjinin büyük kısmını halen dışarıdan alıyoruz. Vanalar, musluklar başkasının elinde. Keyfe göre fiyatlandırmalar başkalarının yetkisinde. Dış alımımızın büyük kısmını petrol ve doğal gaz oluşturuyor. Toplu taşımacılığa önem vermeyen, otomobil üreticilerine teslim olmuş iktidarın, petrol tüketimini azaltmaya yönelik eylemler şöyle dursun, araç sayısını artıracak önlemler peşinde olduğunu hepimiz görüyoruz. Üçüncü Boğaz köprüsü, yeşili katlederek açılan yollar, hep bu politikanın ve teslimiyetin sonucu.
Doğal gaz işinde durum daha da acı. Yapılan doğal gaz anlaşmaları ile göbeğinden bağımlı hale gelmiş ve alım garantileriyle gelecek yılları ipotek altına alınmış ülkemizin bu bağımlılıktan kurtulmak için çaba sarf etmesi, anlaşmaların iptal edilmesi için bir şeyler yapması gerekiyor. Ama bakıyoruz, tam tersi; bu tüketimi azaltabilecek tek yöntem olan rüzgar, güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının hayata geçirilmesini önlemek, engellemek, geciktirmek için devletliler ellerinden geleni yapıyorlar. İlgili yasalar uzun süredir Meclis gündeminde beklemelerine rağmen bir türlü çıkarılmıyor. GDO yönetmeliğinin çıkarılması arifesinde bu işten teknik olarak hiç anlamadığı kesin olan Özlem Müftüoğlu, Mehmet Erdoğan gibi milletvekillerinin GDO’lu ürün üreticisi firmanın kıyağı ile ABD’ye turistik bir gezi yapmalarının ardındaki sebep ve sonuç ne ise yenilenebilir enerji kullanımı ile ilgili yasaların bir türlü tamamlanamamasının nedeni de aynı. Bizi yönetenlerin bu ülkenin sivil toplum kuruluşlarının görüşlerinden çok, dışarıdaki kurum ve kuruluşların fikirlerine önem verdiğini artık yaşayarak görüyoruz. Bu ülkenin örgütleri bu ülkenin iyiliğini istemiyorsa, ABD’nin, Avrupa’nın örgütleri neden istesin?
Bir de işin içinde kafası karışık olanlar var ki içler acısı. İsimlerinin önünde kocaman “Enerji Uzmanı” sıfatı taşıyan bu beyler ve hanımlar, içinde bulundukları kurumların varlık nedenleri ile çelişen sözde bilimsel görüşlerini, her mikrofon, kamera gördüklerinde gözlerini kısa kısa açıklıyorlar. Sahip olduğu görüşü savunmasını zorunlu kılacak kadar fikrine neden olan konudan nemalanıyor olması, görüş sahibini tartışılır yapıyor. Oysa tersi daha anlamlı ve güçlü bir karşı koyuş anlamına geliyor. Bir nükleer fizikçinin nükleer enerji santrallerine karşı çıkması, daha güçlü ve anlamlı bir karşı çıkış olmuyor mu? Oysa hayatını hep kömür santrali kurarak kazanmış bir uzmanın (?) kömür santrallerini savunuyor olmasından daha doğal ne olabilir ki? Ama bu savunma ne kadar bilimsel ve inandırıcıdır ki?..
Evet, Türkiye enerji üretiminde yerli kaynaklara yönelmelidir. Öncelik mutlaka yenilenebilir kaynaklar olmalıdır. Ancak ülkemiz kömür açısından da zengindir ve yeraltında enerji üretiminde kullanılmayı bekleyen linyit kaynaklarımız vardır. Ancak işte dört ünite olarak planlanan Afşin-Elbistan santralimizin çalışan iki ünitesinin bölgeyi ne hale soktuğu ortada. “Ben sadece enerjiye bakarım. Çevre felaketi, tarım alanlarının yok olması, kanser olaylarının artması beni ilgilendirmez” dersek, kolaycılığa kaçıp kömür santrallerini olabilecek en kötü yerlere dikersek, yakında ürettiğimiz enerjiyi kullanacak adam kalmaz ortada.
Kömür santrali kurmalıyız. Ama önce rüzgar, önce güneş, önce gelişmiş baca süzgeçleri, önce doğru ve bölge halkının oluru ile seçilmiş yer ve önce insan diyerek!..
ARİF NACAROĞLU
ÖNCEKİ HABER

Başbakan’ın korumasına suç duyurusu

SONRAKİ HABER

Cannes Film Festivali'nde ödüller sahiplerini buldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa