11 Aralık 2009 05:00

Küreselleşmeye ‘evet’ de, domuz gribi ol…

‘90’ların üçüncü yılı… İzmir, Konak Meydanı… Saat Kule’sinin solu… Kartpostalcılar… Hani, Can Yücel’in kıvrak zekasıyla farklı anlamlar kattığı.

Paylaş

‘90’ların üçüncü yılı… İzmir, Konak Meydanı… Saat Kule’sinin solu… Kartpostalcılar… Hani, Can Yücel’in kıvrak zekasıyla farklı anlamlar kattığı. Bir dostu bekliyor, kartpostallara bakıyorum… Derken biri dikkatimi çekiyor. Üzerinde “Atom Silahlarına ‘Evet’ de, Komik Çocukların Olsun” yazıyor. Yazının başlığı o kartpostaldan…
Malum bu aralar kafalar karışık… Kimimiz Sağlık Bakanı’nı dinliyor ve aşı oluyor, kimimizse girecek iğnenin acısını tahayyül ettiğinden olsa gerek Başbakan’ı... Adeta taraf tutar olduk. Müdahil olmadan kimin haklı çıkacağını merakla bekliyoruz.
Masamda kızımın okulundan getirdiği bir kağıt... Velisi olarak bize domuz gribi aşısı olup olmaması hakkındaki fikrimiz soruluyor. Kafamız karışık olduğundan eşimle bir süre boş boş bakışıyoruz. Zor da olsa karar vermeliyiz. Sonuçta “evet” de desek, “hayır” da desek kendimize bunu izah etmeliyiz. Edemiyoruz... Saatler sonra kararı sınıf kamuoyuna göre veriyor, diğerlerine uyuyoruz.
Ertesi gün Facebook’ta bir arkadaşın eklediği “Domuz Gribi” adlı bir kayıt. Grip konusunda ikna olmamış bir teyzemiz şöyle diyor (aynen aktarıyorum); “Açlıktan ölene domuz gribi diyorlar, bakımsızlıktan ölene domuz gribi diyorlar… Ben neylen bakayım? 300 milyon maaşla ben ne alayım da, neylen bakayım? Gıdalı gıdalı yinecekmiş… Eğer domuz gribi inşallah varsa da, kurban olduğum Allah’ım Meclis’e girsin, o meclisteki bütün mikropları öldürsün…” İşin içinde ölüm olmasa insanın amiiiiin diyesi geliyor.
Karışık kafa, daha da dağıtılmalı bence. Bir şeyler okumalıyım. Ağır bir şeyler olmalı ki, anlama uğraşı galip gelsin... Raftaki bir kitap dikkatimi çekiyor; “Ekmeğin Fethi”… Kropotkin adında bir anarşist yazmış. Ruh halime çok uygun… Daha önceden okuduğumu ele veren altı çizili yerleri atlıyorum. Sayfa 46… Başlık: “Herkes İçin Refah”…
Şöyle başlıyor; “Herkes için refah bir hayal değildir. […] Şunu biliyoruz ki, bugün eğitim düzeyleri yüksek ülkelerde nüfusun üçte birinden az olmayan bir kesimini oluşturan üretici işçiler, her aile için belli bir refah sağlayabilecek yeterlikte ürün üretebilmektedir. Bildiğimiz bir başka şey daha var: Bir başkasının emeğini bol keseden savuranlar herhangi bir yararlı işle uğraşmak zorunda kalsalardı, sahip olacağımız zenginlik -üretici işçi sayısı artmışçasına- birkaç kat daha büyürdü.”
İnsanın anarşist olası geliyor. Devamı ise şöyle; “Ve son olarak, insanoğlunun üretici gücünün artış hızının, burjuva biliminin papazı Malthus’un öne sürdüğünün tersine, insanın kendisinin artış hızından daha büyük olduğunu biliyoruz.”
Yazının bu cümlesine dipnot verilmiş. Şunlar yazıyor; “Malthus, 1798’de yazdığı ‘Nüfus Yasası Üzerine Bir Deneme’ adlı yapıtında, nüfusun ve yoksulluğun artışının nedenlerinin, kapitalist ekonominin koşullarında değil, geçinme araçlarının mutlak yetersizliğinde aranması gerektiğini; insan nüfusunun geometrik [1, 2, 4, 8, 16, …], geçinme araçlarınınsa aritmetik [1, 2, 4, 6, 8, …] bir hızla arttığını; dolayısıyla, nüfusla geçinme araçları arasındaki oranın salgın hastalıklar, savaşlar vb. yollarla dengelenmesi gerektiğini öne sürmüştü.”
Nihayet dipnotta geçen “salgın hastalıklar” ifadesiyle konumuza geri dönüyoruz; domuz gribi… Bu esnada akademisyen şüpheciliğimiz komplo teorileri üretmeye başlıyor. Ya tüm bunlar Hegel’in kurduğu mantığın bilgisayar dünyasına uyarlanmış hali olan (virüs/antivirüs) diyalektiğinin (grip/aşı) açılımıysa? (Açılım kelimesi de tam yerine denk geldi doğrusu). İnsan ister istemez işin ekonomik boyutunu merak ediyor.
Soru; malum aşının fiyatının ne olduğu ve bunun vatandaşlara ödetilip, ödetilmediği?
Sağlık Bakanlığı aşının fiyatına dair şunları söylüyor; “Ülkeler tarafından alınan aşıların fiyatları açıkça deklare edilmiyor, tahminimiz 7 avro civarında. Oysa biz aylar süren pazarlıklar yaptık. 7.3 olan fiyatı 5.2 avroya indirdik.” “[…] 43 milyon doz aşının tamamı alındığında yaklaşık 220 milyon avro ödeme yapılacak.” (Bkz. www.sağlik.gov.tr)
Anlaşılan o ki, domuz gribi aşısının bütçeye maliyeti yaklaşık 450 milyon TL. Aşının bir tür oligopol (takım tekeli) piyasasında faaliyet gösteren 3 yabancı firmalardan temini gerektiğinden bu rakam dış aleme yapılan ödeme niteliğinde. Yani domuz gribi yurtdışındaki firmalar için kazanç anlamına geliyor.
Sağlık Bakanlığı sorunun ikinci bölümünü şöyle yanıtlıyor; “Hayır, ödenmeyecek. Devletimiz aşıyı temin etmiş olup ücretsiz olarak vatandaşlarımıza uygulamaktadır.” (Bkz., www.grip.gov.tr)
‘Devletimiz’ vurgusu, (yabancı sermayeye karşı) aşı edinme sorumluluğunun üstlenildiği ve yan etkilerle dolu aşıların vatandaşlar sayesinde deneneceği gerçeğini örtüyor. Dahası bu sayede vatandaşa “Devlet sizin sağlığınızı düşünür” mesajı verilerek sağlık üzerinden ucuz siyaset yapılıyor. Peki, devlet bu aşıları edinmek için gereken parayı nerden buluyor?
Neyse… Ertesi gün ders var, hazırlıksız gitmek olmaz. Adı; “Ulusal ve Global Kamu Malları Analizi”… Konu; “Global Bir Kamu Malı Olarak Sağlık”. Al sana domuz gribine dair bir açılım daha… İçerik güncel olduğundan öğrencilerin dikkatini çekiyor. Geçenlerde biri sordu: “Hocam! Küreselleşme olmasaydı, küresel kamu malları da olmazdı, değil mi?” diye. Keşke o sorduğunda bu yazı var olsaydı. Cevap yazının başlığına atfen hayli hoş olurdu.
ÖZGÜR SARAÇ - Dr., DEÜ Maliye Bölümü Öğretim Üyesi
ÖNCEKİ HABER

Mecaplast işçileri grev kararı aldılar!

SONRAKİ HABER

Harmandalı Geri Gönderme Merkezinde hukuk ayaklar altında

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa