GERÇEK

GERÇEK

  • TEKEL işçilerinin özelleştirme karşıtı mücadelesi sürüyor.


    TEKEL işçilerinin özelleştirme karşıtı mücadelesi sürüyor.
    TEKEL’in Tütün İşleme Fabrikalarında çalışan 10 bin dolayında işçi ve sendikaları Tek Gıda-İş, işletmelerin kapatılmasına karşı mücadele ediyorlar.
    İşçiler, bazen Başbakan’ı nutuk atarken rahatsız eden protestolarla, bazen de öfkeli kalabalıklar olarak yürüyüşlerde taleplerini haykırarak seslerini duyurmaya çalışıyorlar.
    Elbette hükümet erkanının; son sekiz yıldır “iş, ekmek, refah” vaat ederek işçilerin oyunu alan Başbakan ve partisinin işçileri duyduğu, duyacağı yok. Duyduklarında da işçilere; “TEKEL’de çalışacak iş mi kaldı? Devlet kapısı yan gelip yatarak para kazanma kapısı değil artık” diye dikleniyorlar.
    Herhalde işçiler de hükümetten ve AKP’den umutlarını kesmiş olmalı ki, artık kitlesel olarak AKP’den istifa ediyorlar.
    Adıyaman’ın TEKEL işçileri, önceki gün toplu olarak AKP’den istifa ederek; sadece TEKEL işçilerine değil, tüm emeği ile geçinenlere, “Bu emek ve emekçi, işçi düşmanı partiden istifa edin” çağrısı yapmışlardır.
    AKP yetkilileri, “Ne olacak canım, 10 bin TEKEL işçisinin hepsi istifa etse, hiçbiri oy vermese ne yazar?” ya da “Bugün öfkeyle istifa ediyorlar, bir yere gitmezler” diye düşünebilirler. Ama ikisi de yanlıştır. Çünkü emekçiyi bunca mağdur eden, alın teriyle çalışanı hor gören, emekçiden oy alıp patronlarla düşüp kalkan bir partiden, işçinin, emekçinin kopmaya başlaması kaçınılmazdır.
    Benzer bir durum şeker fabrikaları işçileri için de geçerlidir. Onlar da şeker fabrikalarının tedricen kapatılması anlamına gelen özelleştirmeye karşı çıkıyorlar; pancar üreticileriyle de birleşip, yaptıkları eylemlerle hükümete tepki gösteriyorlar. Ama onları da umursamıyor hükümet!
    TEKEL işçileri hükümeti eleştiriyorlar, özelleştirmeye karşı çıkıyorlar; keşke 15-20 yıl önce özelleştirmeye ilk karşı çıkan Sümerbank’ın, Et Balık’ın, gübre fabrikalarının işçilerine destek verseydik diye hayıflanıyorlar.
    Elbette bu hayıflanma, eğer ders çıkarılırsa yerindedir. Çünkü hükümetler, işçilerin ve sendikaların bu parçalanmışlığından yararlanarak, her fabrikanın, her işletmenin işçisini ötekilerden ayırarak özelleştirmeleri başardılar.
    Bu hayıflanma, “Son sözün nedir?” diyenlere, “Bu bana ders olsun!” diyen idam mahkumunun çıkardığı derse benzerse de; aslında öyle değildir. Çünkü işçilerin, emekçilerin sorunları bugün o kadar iç içe geçmiştir ki; sağlıktan eğitime, ücretlerden zamlara her konuda tüm emekçilerin çıkarı dolaysız bir biçimde birbirine bağlanmıştır. Dolayısıyla birinin mücadelesi hepsinin mücadelesidir ve eğer TEKEL ve şeker işçileri bir ders çıkarırsa, bu ders boşa gitmez.
    Elbette burada emekten yana partilere, özelleştirme karşıtı çevrelere, en çok da sendikalar ve sendikal konfederasyonlara denecek bir şey vardır. Önceki özelleştirmelerde tepki gösteren kamuoyu, artık son dönemdeki özelleştirmeler karşısında adeta bir vurdumduymazlık içindedir. “Artık bu özelleştirmeler önlenemez, zaten özelleştirecek de çok şey kalmamıştır” anlayışıyla davranmak, açıkça teslimiyettir. TEKEL ve şeker işçilerinin mücadelesine destek vermek hâlâ önemli olmaya devam etmektedir.
    Kaldı ki özelleştirme, şu kurum bu kurum satılarak biten bir şey değildir. Sanayi KİT’lerinden sonra da enerji üretimi, sağlık, eğitim ulaşım özelleştirilmesinde yeni adımlar atılacak; tüm hizmetler piyasalaştırılıp paralı hale getirilirken, buralarda çalışan ekmekçilerin koşulları da taşeron koşullarına indirilecektir. Özelleştirmede asıl amaç buna varmaktır. Bu yüzden de özelleştirme saldırısı bitmiş filan değildir.
    Eğer yeni bir silkinme ile emek cephesi, özelleştirmecilere ve aynı zihniyetin piyasacılığa yönelik uygulamalarına karışı durmazsa, bilinmelidir ki hiçbir emekçinin hiçbir hakkının garantisi kalmamıştır.
    TEKEL ve şeker işçilerinin çığlığı herkes için uyarıcı olmalıdır!
    İ. Sabri Durmaz
    www.evrensel.net