12 Aralık 2009 05:00

HAYAT YAZILARI

DTP’yi kapatma davası ile ilgili tartışmalarda ortaya koyulan tepkiler kafa karışıklığımızı bir kez daha gözler önüne serdi.

Paylaş

DTP’yi kapatma davası ile ilgili tartışmalarda ortaya koyulan tepkiler kafa karışıklığımızı bir kez daha gözler önüne serdi.
Salt pozitif hukuk, yani kanunlar ekseninden baktığınızda elbette DTP eleştirisi yapabilirsiniz. Dahası, özgürlükler konusunda tahammülsüz tutumu dolayısıyla Anayasa Mahkemesi’ne tepki gösterebilirsiniz. Söz konusu davanın taraflarından birisi olan DTP, mevcut mevzuatı demokratik bulmadığını zaten her fırsatta dile getiriyor. Mahkeme başkanı da parti kapatmalar konusundaki mevzuatta iyileştirme talebini birkaç kez kamuoyuna açık platformlarda ifade etti.
Bu durumda dönüp, bu düzenlemeyi bugüne kadar bir türlü yapmayan parlamento ve orada çoğunluğu elinde tutan partilere bir çift söz söylemek gerekmiyor mu? Yasal zemini değiştirme konusunda üzerine düşeni yapmayan siyasetçilerin, DTP’yi suçlaması ya da üzüntülerini beyan etmesi ne kadar anlamlıdır?
Mahkemeden siyasal yorum yapmasını, aklıselimle barışa katkı yapacak bir karar vermesini istemek, hukuk devleti anlayışının neresine oturur? Siyasetçinin öngörüsüz ya da sorumsuz davranmasının telafisini hakimlerden beklemek tam bir adres karıştırmadır.
Türkiye’de yargının hatta bizzat Kürt tarafının açılım sürecini sabote etmek için fırsat kolladığını bile düşünüyor olsanız, bu imkanı ortadan kaldırmak için hareket etmeniz gerekmez mi ? Kendi görevini yapmaktan kaçınan siyasetçilerin, mahkemeye ‘görevinizi yapmayın’ anlamına gelecek bir telkinde bulunması, nasıl yorumlanabilir?
Daha ilginç olan ise daha önce kapatılmış bir partiden doğan, sonra yine kendisi hakkında kapatma davası açılan bir partinin bu görevi yapmaktan imtina etmesidir. Muhtemelen yeni bir kapatma davası açıldıktan sonra yapılacak iyileştirme girişimleri, doğal olarak meşruiyet tartışmasının ortasında kalacaktır.
Kürt hareketi için oldukça geç bile olsa Türkiye için zorunlu olan bu adımın, Yargıtay başsavcısı başvuruyu yapmadan atılması gerekir. Yumurta gelip dayanmadan harekete geçmeyen siyasal irade, bunu bir yönetme biçimi sanıyor ise ülkeye de kendisine de büyük haksızlık ediyor.
Aynı durum, Anayasa ve seçim yasası için de geçerli şüphesiz. Özellikle CHP ve MHP’nin direncini önemseyip diğer siyasal ve toplumsal talepleri göz ardı etmek, iktidar partisinin kendisini yalnızlaştırmasıdır. Bu durumdan çıkmak için hiçbir hamle yapmayıp sırf uluslararası dengelerin avantajları üzerinden gücünü ayakta tutmak, sanıldığı kadar kolay olmayacaktır. Hem dış denge ve beklentilerin değişme sinyalleri gittikçe yükselmekte, hem de bugünkü alternatifsizlik pozisyonunun anlamı gün geçtikçe daha açık sorgulanmaktadır.
Ergenekon davasının sağladığı kolaylıklar dahil çoğu imkanın yeterince kullanılamadığı bir süreçten sahici bir demokratikleşme çıkarılamazsa, küçük kayıpların ardından daha büyük karşı hamleler gelecektir.
Ayhan Bilgen
ÖNCEKİ HABER

Karara tepkilere polis saldırısı

SONRAKİ HABER

Cannes Film Festivali'nde ödüller sahiplerini buldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa