12 Aralık 2009 00:00

‘SUYUN TİCARİLEŞMESİNE HAYIR’

11. Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi’nin son gününde bilim insanları, “Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu” bileşenleriyle...

Paylaş

11. Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi’nin son gününde bilim insanları, “Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu” bileşenleriyle birlikte bir açıklama yaparak, “Sularımızı ne AB, ne Türkiye bürokratları, su tüccarları yönetemez” dediler.
Aralarında Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mehmet Türkay ve Yrd. Doç. Dr. Özgür Müftüoğlu, Hacettepe Üniversitesi’nden Doç. Dr. Hakan Mıhçı ve Anadolu Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Yasemin Özgün Çakar, Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın, Orman Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Besim Sertok’un da bulunduğu çok sayıda akademisyen ve meslek örgütü temsilcisinin katıldığı açıklamada, ortak metni Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu Genel Başkanı Abdullah Aysu okudu.
ÖZELLEŞTİRMECİLER DİCLE-FIRAT’A ORTAK EDİLDİ
Geçtiğimiz günlerde hükümetin, Avrupa Birliği’nin (AB) Fırat ve Dicle sularının yönetimine dahil edildiği yönünde bir açıklama yaptığını hatırlatan Aysu, Fırat ve Dicle’nin yönetimine ortak edilen AB’nin suyun özelleştirilmesini şart koşan “Su Çerçeve Direktifi”nin mimarı olduğuna dikkat çekti. Aysu, “Türkiye ve AB’nin yanı sıra ABD ve İsrail hükümetlerinin Fırat ve Dicle başta olmak üzere bütün Avrupa ve dünya suları üzerindeki oyunları, bu suların akışı üstünde belirleyici derecede kontrol sahibi olacak ve söz konusu devletler bu kontrolü, gerektiğinde, komşularına karşı bir silah olarak kullanabilecektir” dedi.
‘HALKLARA SİLAH OLARAK DÖNDÜRÜLMESİN’
DSİ’nin “temiz enerji” adıyla duyurduğu bini aşkın HES başvurusunu tanımadıklarını belirten Aysu, bu inşaatlarla yaratılacağı söylenen istihdam ile toplumun yanıltılmak istendiğini söyledi. Aysu, şunları söyledi: “Toplumu yanıltan bu çağrıların gerisinde halkların ve canlı yaşamın temel gereksinimi suyun bir piyasa malı haline getirilmesi olduğunu ve bu masallar ile akışına müdahale edilen akarsuların artık akamayacağını ve ondan yararlanan canlılara yaşam kaynağı olamayacağını, ondan beslenen toprağın kıraçlaşacağını, tuzlanacağını ve giderek çölleşeceğini biliyoruz. Biz halklar olarak, ikisinden birini değil hem suyumuzu, hem aşımızı talep ediyoruz. İşte bu yüzden suların silah olarak halklara döndürülmesine; Fırat, Dicle, Ilısu, Munzur, Yeşilırmak, İkizdere, Papart, Hemşin başta olmak üzere Türkiye, Irak, Suriye, Avrupa ve dünyadaki diğer nehirlerin sularını başka havzalara aktarmak için yapımı planlanan ve yapılmakta olan tüm HES ve ticari baraj uygulamalarına karşıyız.”
‘SUYU, TÜCCARLAR YÖNETEMEZ’
“Sularımızı ne AB ne de Türkiye bürokratları, kısaca ‘su tüccarları’ yönetemez” diyen Aysu, suyun sadece insanlar için değil tüm doğa için vazgeçilmez olduğunu söyledi. Aysu, doğal bir varlık olan suyun kullanımı ve korunması ile ilgili kararların halklar tarafından alınabileceğini belirterek, “O halklar ki, ticari baraj ve HES’ler ile akarsuların tutuklanmasına ve suların kendi havzalarının dışına taşınmasına karşı mücadelesini, sular özgürleşene kadar sürdürecektir ve aynı kararlılıkla evlerine, tarlalarına zorla takılmaya çalışılan ön ödemeli/kontörlü su sayaçları da dahil, su hizmetlerinin ticarileştirilmesine karşı mücadelesine de sonuna kadar devam edecektir” dedi.
‘GELECEĞİMİZE İPOTEK KONULUYOR’
Prof. Dr. Mehmet Türkay, suyun stratejik ve jeopolitik öneminin özellikle Ortadoğu’da ön plana çıkarıldığına dikkat çekti. Ortadoğu’da da suların politik ve ekonomik gerekçelerle “kelepçelendiğini” belirten Türkay, “Sulara politik amaçlarla ya da kâr için barajlarla ket vurulması, insanlığın geleceğine ipotek koymak anlamına gelir” dedi. Türkay, yaptıkları açıklamayla dünya halklarına su için birlikte davranma çağrısı yaptıklarını söyledi. (HABER MERKEZİ)

Suyun ticaretleştirilmesine karşı mücadele

Avrupa Birliği’nin Fırat ve Dicle sularının yönetimine dahil edilmesine tepki gösteren Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu bileşenleri, Türkiye ve Avrupa’nın birçok ilinde ve ortak açıklamayla hükümeti uyardı. İstanbul’da Taksim Tramvay Durağı’nda bir araya gelen Platform üyeleri, suların ne AB, ne de Türkiye bürokratlarının kısaca su tüccarları tarafından yönetemeyeceğini duyurdular. Platform adına açıklama yapan Gaye Yılmaz, suyun yalnızca insanlık için değil, canlı ve cansız tüm doğa için vazgeçilmez doğal bir varlık olduğunu ve ticaretinin yapılamayacağına dikkat çekti. “Bizler, Türkiye, Irak ve Suriye’de Fırat ve Dicle nehirlerinin, suladığı topraklarda yüzyıllardır suyu ve doğası ile barışık yaşayan halklar olarak tüm dünya nehirlerinin satışa çıkarılmasına karşı çıkıyor ve sizlere, sularımızın kaderini diğer dünya hakları ile birlikte belirlemeyi öneriyoruz” diye konuşan Yılmaz, su hizmetlerinin ticarileştirilmesine karşı mücadelenin sonuna kadar devam edeceğini dile getirdi.
SUYU HALKLAR YÖNETSİN
Doğal bir varlık olan suyun kullanımı ve korunması ile ilgili kararların, suyu bütün canlı ve cansızların yararına kullanmaya devam etme iradesini gösterebilecek halklar tarafından alınabileceğini ifade eden Yılmaz, “O halklar ki, ticari baraj ve HES’ler ile akarsuların tutuklanışına ve suların kendi havzalarının dışına taşınmasına karşı mücadelesini, sular özgürleşene kadar sürdürecektir ve aynı kararlılıkla evlerine, tarlalarına zorla takılmaya çalışılan kontörlü (ön ödemeli) su sayaçları da dahil su hizmetlerinin ticarileştirilmesine karşı mücadelesine de sonuna kadar devam edecektir” dedi.
SU, SİLAH OLARAK KULLANABİLECEK
Geçtiğimiz hafta Türkiye Hükümeti Avrupa Birliği’nin Fırat ve Dicle sularının yönetimine dahil edildiğini duyurdu. Oysa, aynı Avrupa Birliği bütün üye devletlerin suyu özelleştirmesini şart koşan ‘Su Çerçeve Direktifi’nin tasarımcısıdır. İtalya parlamentosu, 19 Kasım 2009’da ülke sularının özelleştirilmesine olanak veren yasayı çıkartı. İlgili Bakan, bu yasanın ‘AB su çerçeve direktifine uyumun kaçınılmaz bir şartı’ olduğunu belirtti. Türkiye ve AB’nin yanı sıra ABD ve İsrail hükümetlerinin Fırat ve Dicle başta olmak üzere bütün Avrupa ve dünya suları üzerindeki oyunları; bu suların akışı üstünde belirleyici derecede kontrol sahibi olacak ve söz konusu devletler bu kontrolü, gerektiğinde, komşularına karşı bir silah olarak kullanabilecek.
ÖNCEKİ HABER

Domuz giribi değil ilgisizlik öldürdü

SONRAKİ HABER

Fındıklı Festivalinde polis provokasyonu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa