YAŞAMA KÜLTÜRÜ

YAŞAMA KÜLTÜRÜ

  • Azıcık abartıyor gibi olsam da, bundan yaklaşık iki bin yıl önce Afrodisyaslı yontucuların ya da onların işverenlerinin amaçları, yaşamanın güzelliğinin iletilmesiydi desem yeridir.


    Azıcık abartıyor gibi olsam da, bundan yaklaşık iki bin yıl önce Afrodisyaslı yontucuların ya da onların işverenlerinin amaçları, yaşamanın güzelliğinin iletilmesiydi desem yeridir.
    Buna biz bugün güzel duyusal (estetik) yaygın eğitim diyoruz…
    Bu çizginin sürdürüldüğünü, dünün Batısında, bizde değil ama bugünün Batısında görüyoruz.
    Neden biz değil de onlar sürdürüyorlar bu çizgiyi?
    Çünkü biz çocuklarımıza güzel duyusal eğitim vermiyoruz. Böyle bir isteğimiz, bilincimiz yok.
    Resim, müzik derslerini bile kaldırdık ilköğretimimizden.
    Bu konu bugünün önemli konusu olmalı. Kendimize ödevler çıkarmalıyız buradan. Eğitime güzel sanatların girmesini elden geldiğince sağlamalıyız.
    Kamusal alandaki anıtlar (çoğunun sanat ürünleri olduklarını söylemek oldukça zor) bugün de ileti ulaştırmak için, bir anımızı anımsatmak için kullanılıyor.
    Yaygın güzel duyusal eğitim amaçlı oldukları söylenebilecek sanat yapıtları yok denecek denli az.
    Tersine, güzel duyusal duygularımızı zedeleyenlerden söz edebiliriz. Bir çağlarda Taksim’e dikilen kasaturayı böyle anımsıyorum.
    Kaş’ta, atlığının arkasındaki, oyuk içinde bir telefon bulunan Atatürk Anıtı’nı da unutamadım bir türlü…
    Telefonu kaldırdığınızda kulağınıza Mustafa Kemal’in sesi geliyordu.
    İzmir’in bir ilçesindeki, her yıl pantolonundaki kırmızı şeritleri boyanan Mareşal Mustafa Kemal yontusu(?) umarım bir sanat yapıtı olan yenisiyle değiştirilmiştir.
    Bu konuyu uzatmak istemiyorum. Sanırım hepinizin gözleri önüne benzerlikler gelmiştir.
    Bir çağlarda birileri bir Atatürk büstünü çoğaltıp, kamyonla belediye belediye dolaştırıp satmıştı.
    Bir başkası, bir kentin alanı için yaptığı anıtı başka kentlere de satmıştı. Ağrı’da, Edremit’te, Denizli’de hep aynı anıt…
    Bu anıtın Denizli’de bulunanının öyküsü ilginçtir.
    Denizlililer özellikle sivil Atatürk istemişlerdi. Ama sanatçı, bir başka yer için yaptığı şahlanmış at üzerindeki asker Atatürk anıtının kopyasını oraya da satıvermişti. Alanla yontunun oransızlığı yüzünden Denizlililer, Atatürk’ün atının alt takımlarını görebiliyorlar ancak…
    Uşak’ta “Vilayete beş çay” diyen anıt, Yalova’daki, saçını başını yolan anıt geçiyor şimdi gözlerimin önünden.
    Bütün bu anıtlar için ortak nitelikler olarak şunlar sayılabilir:
    - Sanat yapıtı değildirler.
    - Yerlerinden ayrı tasarlandıkları için yerlerine oturmazlar.
    - Çevreleriyle orantılı değildirler. Çünkü kentsel oylumla birlikte ele alınmamışlardır.
    - Çoğu, yasak olmasına karşın, ulaşım düzenleyicisi (trafik polisi) gibi yol ortasında dururlar. Kazalara neden olurlar…
    Neden bu işleri gerçekten sanatçıya bırakmayız?..
    CENGİZBEKTAŞ
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.