14 Aralık 2009 05:00

İnsan yakıtlı santral

İskenderun Körfezi’nin demir-çelik tesisleri tarafından yaşanmaz hale getirilmesi yetmiyormuş gibi...

Paylaş

İskenderun Körfezi’nin demir-çelik tesisleri tarafından yaşanmaz hale getirilmesi yetmiyormuş gibi, şimdi aynı bölgeye kömür santralleri kurularak tüy dikme çabaları yoğunluk kazandı. Yatırım yapacakların tek ölçüleri; en az masraf, en çok kazanç. Bu amaca uygun bir de iş planı hazırlamışlar. İlk iş “yapılabilirlik” şartlarını araştırmak, yani “Bir termik santralın yeri nasıl belirlenir”e cevap bulmak. İlk şart, “kömürün en az taşımayla santrale ulaştırılması”. İkinci şart ise “santralin ihtiyacı olan yüksek akış hızlı soğutma suyunun ekonomik olarak karşılanması”. Diğer şartlar da şöyle: “Karayolu ulaşımının kolaylığı”, “enerji iletim hatlarına bağlantı kolaylığı”, “zemin şartlarının ağır yapı ve tesislerin yapılmasına elverişli olması”. Hatır için utana sıkıla yazıldığı belli olan iki madde daha var. Biri, “santralden çıkacak olan çok miktardaki artık küllerin çevreyi rahatsız etmeden uzaklaştırılması (?) ve depolama imkanı” ve “rüzgar yönü, rutubet, yağış gibi meteorolojik koşulların santral tekniği ve çevre kirlenmesi yönünden uygunluğu”.
Şimdi bu ilk şartlar bile incelendiğinde, kömür santralinin yerine karar verilirken tek ölçünün daha az masraf olduğu kolaylıkla anlaşılmaktadır. Santralin nereye kurulacağına karar verenlerin tek derdi paradır. Bu taleplerini ve açgözlülüklerini de sözde bilimsel toplantılarda yeni kapitalist sloganların en tehlikelisi olan “toplam verimlilik” gibi insanı dışlayan, silindir gibi ezen cümlelerin arkasına saklamaktadırlar.
Ülkemizde önemli miktarda kömür, özellikle linyit rezervi olduğu doğrudur. Sadece Afşin-Elbistan bölgesindeki linyit rezervimiz yaklaşık 3 buçuk milyar tondur. Şu anda faaliyette olan iki üniteye iki ünite daha ilave edildiğinde, bu rezervin en az 200 yıl daha yeteceği hesaplanmaktadır.
İşe böyle bakınca iyi görünüyor. Peki 300 binden fazla nüfusu ile çoluk çocuk Elbistan ve Afşinliler aynı fikirde mi? A ünitesi kurulalı neredeyse çeyrek asır oldu. Filtre takılmadığı için o günden bu yana çevreye ölüm saçıyor. B ünitesini açan dönemin bakanı Hilmi Güler, açılış konuşmasında “Türkiye’nin altını üstüne getiriyoruz” demişti. Bölge halkı, santralin bölgede yaşayan insanların yaşamlarının altını üstüne getirdiğini yaşayarak görmüş. Termik santralin B ünitesini “çevre dostu” olarak tanıtan yetkililerin bu yalanı ise kısa sürede su yüzüne çıkmış. B ünitesinden elde edilen tonlarca kül açıkta bırakılarak, bölge insanının hayatı ve çevre hiçe sayılmış. Sırf “daha az maliyet” kaygısıyla insanlar sağlıksız yaşama ve ölüme sürüklenmiş.
Santralin çevresini kuşatan Yazıbelen, Alemdar, Çoğulhan, Kuşkayası, Çamudüzü ve Karagöz köylerinde hayatın normal akışı bozulmuş. Elbistan’da santraller çevre felaketi yaratmaya devam etmekte ve “çok pahalı” gerekçesi ile filtreleme işi ihmal edilmektedir. Devletin, insanların ölümüne seyirci kaldığı çarpıcı gerçeğinin kanıtı, yaşanan kanser patlamaları. Son yirmi yılda kanser ve solunum yolu hastalıklarının sayısında korkunç derecede artış gözlenmiş. Ankara Onkoloji Hastanesi’nin verileri, bu hastaneye gelen kanser hastalarının yüzde 60’ının Afşin ve Elbistan bölgesinden geldiğini gösteriyor. A ve B santralleri özelleştirildikten sonra durumun daha tehlikeli boyutlar alacağı, C ve D ünitelerinin de çalışmaya başlamasıyla bölgenin cansız bir bölge olacağı bir gerçek. Bölgede tarımsal verim yüzde 70 oranında düşmüş. Meyve ağaçları zehirden dolayı kurumuş. İnsanların durumu ise içler acısı. Birçoğu solunum yolları hastalıkları ile boğuşurken, ölüm nedenlerinin başında kanser geliyor. “Hayatımızı zindana çevirdiler” diyor bölge halkı. Bu sözün üzerine bilmem hangi bilimsel toplantıda hangi uzman, istediği kadar palavra sıksın, santrallerin zararsız olduğunu ispatlamak için yırtınsın... Hikaye!..
İskenderun Körfezi’nin ve bölge halkının gözden çıkarıldığı bir gerçek. Hem de sadece yandaş sermayeye yeni iş sahaları yaratmak amacıyla. Şimdi buradan para kazanacak insanlar, belki de bölgeye hiç uğramayacak, çok sıkışırlarsa da burada yaşayan insanların canı üzerinden kazandıkları paralarla en kötü ihtimalle(?) Alp Dağları’nın tepelerinde temiz hava, bol oksijenli yerlerde yaşayacaklarını planlamaktadırlar. Ama gerçek hiç de öyle değil. Kömür iklim değişikliğine neden olan en tehlikeli yakıt. Kömür santralleri cıva kirliliğine ve asit yağmurlarına sebep oluyor. Kömürlü termik santrallerden vazgeçmeliyiz. Çünkü kömür 1/3’lük bir oranla dünyadaki karbondioksitin en büyük sorumlusu ve en kirli fosil yakıt.
Küresel ısınmanın dünyanın karşı karşıya olduğu en büyük tehdit olduğunu, atmosfere atılan karbon dioksit gazının yüzde 41’ini atan ABD ve Çin bile bu gerçeği kabul etmiş durumda. İklim felaketlerine bağlı olarak şimdiden her yıl binlerce insan hayatını kaybediyor, su sıkıntısı pek çok ülkenin öncelikli meselesi haline geldi ve besin fiyatları öncelikle yoksulları etkileyecek biçimde artış gösteriyor. Birleşmiş Milletler raporlarına göre, böyle devam ederse milyarlarca insan iklim felaketlerinden ciddi biçimde etkilenebilir. “Nasılsa sıra bana gelmez. Gelse bile müthiş servetimle kendimi kurtarırım” diye düşünen zavallılar da bu kıyımdan tabii ki nasiplerini alacaklar. Doğa intikamını alırken, dil, din, ırk ve para gözetmiyor.
1210 megavatlık Sugözü Termik Santrali açılırken de santralin yapımına karşı olan çevre halkı dövülerek gözaltına alınmıştı. Büyük Alman ortağın çıkarları bölge halkının çıkarlarından önemli sayılmış, şimdi tarihin çöplüğünde yerini almış olan o dönemin Alman başbakanı, yakında aynı çöplükte yer alacak olan “bizimkiler” ile birlikte açılışa katılmıştı. Şimdi bu santral saatte 450 ton ithal kömür tüketiyor. İskenderun’dan bahsederken nedense devletliler daha birkaç yıl önce Yatağan’da insanlara “Sokağa çıkmayın, zehirlenirsiniz” uyarılarını yapmak zorunda olduklarını düşünmezler. Düşünseler bile söylemezler.
Peki herkes gibi biz de bir kez daha aynı soruyu soralım: Tüm gelişmiş ülkeler kendi üretimlerinde hızla rüzgar, güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmişken, enerji tüketimini azaltacak yeni teknolojiler geliştirmek için dünya kadar para harcarken, enerji tüketimi fazla olan demir-çelik, çimento gibi sanayi kollarını geliştirmeye çabalayan ülkelere davul zurna ile taşırlarken, bizim aptal değilse iş birlikçi devletliler, neden İskenderun Körfezi gibi denizi, dalyanı, tarihi ve doğası iyi korunmuş; Dörtyol, Erzin, Yumurtalık, Ceyhan, Tufanbeyli, Dörtyol, Yeniyurt, Aşağı Burnaz gibi üreticisine büyük çapta gelir getiren ve Çukurova bölgesinin narenciye deposu olarak adlandırılan bu yöreye kömür santrali kurmak için yırtınıyorlar?
Her şey daha fazla kâr için. İktidarı koruyabilmenin bedeli kendi halkını yoksullaştırmak ve öldürmekten mi geçiyor? Ülke yandaş sermayeye ne kadar ucuza pazarlanırsa beylerin iktidarı o kadar uzun sürebilir. Paranın kokusunu alan yerli iş birlikçiler, yabancı ortaklarını koluna takıp bölgede geziniyorlar. Elbistan’da olduğu gibi kanser artacakmış, bebeler soluk alamadıkları için ölecekmiş, portakal ağaçları külle boğulacakmış, bölge 20 yılda insansız gezegene dönüşecekmiş, ne gam. Varsa yoksa para. Eğer karar alıcılar, devletliler, buradan kazandıkları paranın büyük kısmını ilaçlara, kanser tedavilerine, bebek ölümlerine harcamak zorunda kalacaklarını düşünemiyorlarsa, sadece kendi ceplerini düşünüyorlar demektir.
Ancak tarih, direnenleri yazar. Vicdanını cüzdanlarına koymamış herkesin, yöre halkının mücadelesinin yanında, önünde olması gerekmektedir.
(*) Gaziantep Üniversitesi
Arif Nacaroğlu Prof. Dr.
ÖNCEKİ HABER

Kavganın 17’sinde

SONRAKİ HABER

CHP’li Ali Haydar Hakverdi'den Metin Feyzioğlu’na ret

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa