15 Aralık 2009 05:00

ALBATROS

Bence, parlamento boykotu, sine-i millete dönme kararından daha yerinde bir karar oldu.

Paylaş

Bence, parlamento boykotu, sine-i millete dönme kararından daha yerinde bir karar oldu. Ahmet Türk, kişiliği ile, efendiliği ile, soğukkanlılığı ile ve geleneksel Kürtlük ile modern Kürtlük arasında köprü oluşturması ile gerçekten de “Kürtlerin Gandhi’si” sıfatını hak ediyor... 1991’den bu yana yapılan açılımların sayısını ben de şaşırdım. Filmin nerede kopacağını bekliyordum sadece. Ve koptu işte sonunda…Keşke toplumsal muhalefet, bir karşı basınç oluşturup, bunu engelleyebilseydi. Kürtler bir kez daha fiilen yalnız kaldılar.
Genç Kürt Yazarı N. Mehmet Güler’in “KÜRTLER “VATANDAŞLIKTAN İSTİFA EDİYORUM” DESE!” yazısına yer vermeyi uygun buldum köşemde. İşte yazı:
“DTP’nin kapatılma gerekçesinin hukuki olmadığı çok açık. Anayasa, Siyasi partiler yasası kapatmayı gerektirmediği için değil tabii. Dikkat çektiğimiz nokta yasalarını değiştiremeyen Türkiye’nin de facto bir formül ya da zorunlulukla yasalarını esneterek pratiğe uydurduğudur. Yoksa yasalar tam uygulanırsa mevcut partilerin hiç biri siyaset yapamaz. AKP, şeriatçı söylemlerinden- ki hakkında yeni bir kapatılma dosyası daha hazırlanıyor.-CHP ve MHP ise ırkçı, şiddeti öven söylemlerinden… Ayrıca karar hukuki olsa bu denli tartışılmazdı. Zaten HAŞİM KILIÇ da Anayasa Mahkemesi Başkanı gibi değil, Genelkurmay Başkanı gibi konuştu. Buyurun: “Milletimizin terör karşısında gösterdiği asil duruşu adeta tarih yazmaktadır…” Bu slogana neden ihtiyaç duyduğu, bir merak konusu… Sanki kapatma perspektifini, AKP’li Cemil Çiçek yazmış gibi. AKP Kapatma taraftarı olduğunu açık açık hissettirdi. AKP esas olarak pragmatik ve ilkesiz siyaset yaptığından, bu pek şaşırtıcı da olmadı. İlkesi olmayan ve amaca ulaşmada her tür araç ve yönteme başvuran AKP’den “demokrasi” bekleyenlere şaşırıyorum.
Peki, o zaman DTP neden kapatıldı? Sanırım birinci sebep; “açılım” adıyla yürütülen; Kürdü Kürdden çalma, Kürdü Kürtsüz bırakma, Kürtlerle siyasi irade ve kazanımlarını çatışır duruma getirme ve esas olarak “bitirme” amaçlı planın önceden takvime bağlanmış sonuçlarından biri olmasıdır. İkincisi; büyük olasılıkla OBAMA, Erdoğan görüşmesinin sonuçlarıyla bağlantılıdır. Erdoğan, BUSH döneminde (5 Kasın 2007’de) kendilerine verilen, PKK liderlerini yakalama sözünü güncelleştirerek, ona Mahmuru boşaltma önerisini de ekleyerek, yeniden talep etmiş olmalı. Olasılıkla reddedildi ve çözüm konusunda daha somut adım atması istendi. Kapatma için neredeyse eş zamanlı start verildi. DTP’nin ABD’de temsilcilik talebinin kabulünü içeren mektubun, DTP Genel Merkezine tebliği, zamanlama olarak dikkat çekici. Tüm gelişmeler sonuçları hesaplanan taktik adımlar olarak okunduğunda böyle bir tablo çıkıyor ortaya. Muhtemelen kararda, DTP’nin kapatma kararı çıkması durumunda, Sine-i millete dönme tutumu da etkili oldu. Zira AKP her şeyi yutarak, şekilsizleştirerek, yabancılaştırarak kendisine benzetme, haksız ve ahlaksızca sahiplenme tutumunu sürdürerek, zaten “Kürtleri kendisinin temsil ettiğini” hiçbir rahatsızlık duymadan sürekli dillendiriyor. DTP’nin duygusalca bırakacağı mevzileri nasıl dolduracağının hesabını yaptı, sanırım yapma hevesi devam ediyor.
Kararı Kürtler nasıl okuyor? Özetle; yasaların Kürdün kendini temsiline ve haklarını siyaset kurumunda dillendirmesine kapalı olduğunu, acı duyarak ve büyük öfkelenerek okuyorlar.
Sokaklar savaş alanı, Hakkari’ye bakın, Van’a, Diyarbakır’a, Şırnak’a,Siirt’e Urfa’ya Mardin’e… Tüm Kürt illerine dahası Kürtlerin yaşadığı her yere bakın lütfen, bir ifade biçimi var. Adı: İntifada. Kürtler hep kendini böyle ifade etti demek büyük haksızlık. Bu ezber noktası, biz onun ötesine geçerek ezberin nasıl bozulabileceği üzerine kurgular yapalım. Kürtler “artık bıktık” dese, hakları var. Adları, dilleri dahil her şeyleri, varlıkları yasaklandı. İnkar edilmek gibi bütün zamanların en büyük zulümlerinden birine maruz kaldılar. O büyük günahı işleyenler, varlıklarını kabul noktasına geldiler ama onu bile burunlarından getirmeye kalkıyorlar. Kürtleri sevmedikleri anlaşılmıştır. Kürtlerin sevgisini kazanma gibi bir dertleri de yok anlaşılan. Hâlâ mantık şu noktada, “Türk” ırkı dışında herkes hizmetçi olmakla mükelleftir.
Kürtler özellikle son yıllarda yasal demokratik haklarını kullanmak için inanılmaz bir sabır ve metanetle siyaset yapmaya çalışıyorlar. Son kararla, AKP ve Anayasa Mahkemesi o haklarını da gasbetti. Peki, Kürtler, “Biz artık vatandaş değiliz” dese! “Madem kendimizi ifade etme, temsil etme hak ve yetkisinden mahrumuz, biz vatandaşlıktan istifa ediyoruz” dese. Yani “Artık devleti ifade eden hiçbir kuralı tanımıyoruz, elektrik, su, gaz, faturası ödemiyoruz. Yatırım yapmıyoruz, ticaretten elimizi çekiyoruz. Vergi de ödemiyoruz, askere de gitmiyoruz. Okula, işe gitmiyoruz, seyahate çıkmıyoruz. TV izlemiyoruz, gazete istemiyoruz” dese! Sivil itaatsizlik hakkını kullansa, kim ne diyebilir, bunca olanlardan sonra kim suçlayabilir. Demiyor, neden? Bence Kürtler tarihte eşi görülmemiş bir örgütlülüğe sahip olduklarından toplum olarak ötesini de yapabilirler. Ama yapmıyorlar. Çünkü hâlâ halkların birlikte, DOSTÇA yaşayabileceğine inançlarını koruyorlar. Ne kadar zorladığımızın farkında mıyız bu halkı? “ [[email protected]].
RAGIP ZARAKOLU
ÖNCEKİ HABER

Bir sanayi havzasında kriz günlüğü 2

SONRAKİ HABER

Samsun'daki 19 Mayıs töreninde Kılıçdaroğlu ile Bahçeli tokalaşmadı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa