15 Aralık 2009 05:00

Marx hem öldü hem ölmedi

“Marx öldü”... Bu söz niçin bu kadar vurgulanır.

Paylaş

“Marx öldü”... Bu söz niçin bu kadar vurgulanır. Hem de Marx, kapitalizmin küresel egemenliğini ilan ettiği bir dönemde tezleri geçerliliğini yitirmiş biri muamelesi görürken. Hortlayacağından duyulan korkudan mı? Neden?
Krizle birlikte ‘hortladı’ da... Bugün kapitalizmin krizlerine yaptığı vurgular nedeniyle hem iktisat dünyasında, hem de akademik dünyada yeniden ön palana çıkarıldı. Kapitalizmi tamir etmeyi değil tümden yıkmayı önerdiği halde burjuvalar tarafından bile anılır oldu; ‘Yoksa haklı mıydı?’ sorusu eşliğinde.
Ağzını açan herkesin ilk cümlesi ‘ekonomik kriz’ iken 150 yıllık mesafeden bilge ses duyuluyor canlı, tap taze: “Ben size demedim mi, kapitalizmin tarihi krizlerin tarihidir” diyen. Birden karşımıza dikiliyor, “Öldüm ama aslında ölmedim de... İşte size diyalektik” sözleriyle...
Nerede mi? Genco Erkal’ın “Marx’ın Dönüşü” adlı oyununda. Aslında oyun ABD’li tarih profesörü Howard Zinn’e ait... Zinn 15 yıl önce yazmış oyunu. Genco Erkal oyunu güncelleştirmiş. Geçtiğimiz hafta, ‘öte dünyadan’ bir buçuk saatliğine gelen Marx’ı, fikirlerini saldırılara karşı savunurken keyifle dinleme ve izleme fırsatı buldum, ben de.
ÇÖK ŞÜKÜR BUNLAR 150 YIL ÖNCEYDİ!
Marx başlıyor yaşadığı dönemi anlatmaya: Lüks şehirlerin gölgesinde pis ve yoksul semtler... Her türlü dalavereye açık politikacılar... Parmakları küçük olduğu ve makine başında daha çok iş çıkarabildikleri için kadın ve çocuk emeğinin yoğun sömürüsü... Hem de çok ucuza. Çok şükür bunlar 150 yıl önceydi...
Önce gülüyorsunuz, bu söze. Sonra; “Hayır! Bugün katmerlisi yaşanıyor” diye bağırmak geliyor içinizden. O size yaşananların değil sadece, kapitalizme yönelik eleştirilerinin de, yaptığı tespitlerinin de ne kadar güncel olduğunu ıspata koyuluyor: “Ben sermayenin küreselleşeceğini söyledim. Ürünleri için sürekli genişleyen pazara ihtiyaç duyar burjuvazi. Her yere yerleşmek, her yere yuva kurmak, her yerde bağlantılar kurmak ister. Sermayenin özgürce akışını sınırlayan ne varsa yıkar. Bu da kapitalistlere dünyanın her yerindeki insanları sömürme olanağı sunar.”
Sahneden, gözümüzün içine bakarak; “Teknolojide muazzam ilerlediniz. İnsanlık tarihinin gördüğü en hızlı ilerlemeyi sağladınız. Fakat insanlar arasındaki gelir uçurumunu, yoksulluğu daha da derinleştirdiniz” eleştirisini getiren Marx burada kalmıyor. Teknolojik değişimin hızının yaratacağı kaosa ilişkin öngörülerinin haklılığının altını çiziyor: “Tüm sosyal konumların istikrarsızlığı... Sonu olmayan belirsizlik, endişe... Büyük şirket birleşmeleri, zengin yoksul arasında büyüyen uçurum... Zengin ve yoksul ülkelerin halkları arasındaki uçurumun derinleşmesi...”
Karşımıza geçerek gazete başlıklarını ve haberleri okuyor: “Lehman Brothers’a yapılan 100 milyar dolarlık yardım şirketin çöküşünü engellemedi. On milyarlarca dolar yardım edilen General Motors 20 milyar dolar daha istedi”. Milyonlarca işsiz insanın ‘çaresizlik’ içine sürüklendiği koşullarda, liberal öğretileri yerle bir eden bu haberleri gazete sayfalarından okuyan Marx bağırıyor sahnede; ‘İşte bu!”, ‘İşte bu!”...
KÜÇÜK BİR ÖZELEŞTİRİ
Hatırlamakta fayda var. Marx’a göre krizin başlıca nedeni, halk yığınlarının kişisel gelirlerinin, her ekonomik canlanma döneminde görülen üretim kapasitesindeki artışa oranla sürekli olarak düşmesidir.
Ekonomik canlanma aşamasında sanayi kapitalisti kredilerinin yardımıyla üretim ölçeğini sürekli olarak genişletir. İşlerin yolunda gitmesi ve bunun getirdiği kâr elde etme umudu kapitalisti daha çok sermaye kullanmaya heveslendirir. Satışlardan elde ettiği kârlara ilaveten sermayesini mümkün olduğunca büyütüp yeniden değerlemek için bulabildiği her yerden borç almaya iter. Ekonomik durgunluk döneminde ise her şey tersine döner. Her yerde, ekonomik canlanma dönemlerinde azalmayan ama durgunluk dönemlerinde korkunç bir hal alan kronik bir işsizlikle karşılaşılır.
Marx’a göre bunalım kapitalist toplumun hatalarına bağlı değil, içsel dinamiklerinin bir sonucudur. Her bunalımdan sonra, ayakta kalan kapitalistler, doymuş durumdaki pazarlarda daha kârlı koşullara dönülmekte olduğunun işaretini alır almaz hemen aynı gözüpeklikle yeniden işe koyulacaktırlar. Ne var ki zamanı gelince pazarlar yeniden doyacak...
Sahnede karşımızda duran Marx, kapitalizmin doğası gereği krizler yaşayacağını bilmesiyle övünmek yerine bir küçük özeleştiri yapıyor: “Kapitalizmin krizleri aşmak için bu kadar çok yöntem geliştirebileceğini, bünyesindeki rahatsızlığı giderici bu kadar çok ilaç üretebileceğini düşünemedim. Bu nedenledir ki bu kadar çok yaşayacağını tahmin edemedim”. Ama eklemeyi de unutmuyor. “Kapitalizm mezarını kazmaya devam ediyor. Hem de daha derin...”
İNSAN MARX, ANARŞİST BAKUNİN
Kapitalizm hakkında 150 yıl önce söylediklerinde nasıl haklı çıktığını anlatırken Marx ilahlıktan kurtarılıp insanlaştırılıyor aynı zamanda. Dostları, yol arkadaşları, ilişkileri, karısı Jenny, kızı Eleanor ve yaşadığı sokak anlatılarak...
Hatta ‘anarşizmin babası’ olarak bilinen Bakunin bile Marx’ı evinde ziyaret ederek Marx’la karşılıklı içiyordu. Birinci Enternasyonal’de birbirlerinin azılı muhalifleri olmalarına rağmen tarihte bu ikilinin böyle yan yana geldiklerine dair hiç bir kanıt bulunmamasına rağmen... Elbette Marx’ın görüşleriyle anarşizm arasındaki farkı gösterebilmek adına bilinçli bir tercihti bu. Çünkü Mikhail Bakunin ve Karl Marx arasındaki anlaşmazlık anarşizm ve Marksizm arasındaki farklılığa ışık tutar: Anarşistler ve Marksistler aynı ortak hedefi (sosyal sınıfların ve devletin olmadığı özgür eşit bir toplumun yaratılması) paylaştıklarını iddia etmekle birlikte bu hedefe nasıl ulaşılacağı konusunda büyük anlaşmazlıklar yaşarlar. Anarşistler sınıfsız, devletsiz topluma devlet aygıtı olmadan ve proleterya diktatörlüğü gibi bir geçiş aşaması yaşamadan geçilebileceğine inanırlar.
Marx da, “Proleterya devletine ne gerek var?” diyen Bakunin’e, böylesi bir geçiş yaşamadan sınıfsız topluma sıçramanın imkansız ve böylesi bir anlayışın gerçekçi olmayan çok idealist yaklaşım olduğunu anlattı karşımızda. “O ne karışık bir kafa” diye tanımladığı Bakunin için söylenen sözü de eklemeyi unutmadan: “Devrimin ilk günü Bakunin baştacı edilmelidir. İkinci gün derhal kurşuna dizilmelidir.”
NAHOŞLUKLAR VE YÜKSEK PERFORMANS
Kendini antatmaya çalışan Marx, anılarıyla da bizleri güldürmeyi ihmal etmiyordu. Açlıktan ekmek bulamadıkları halde noel hediyesi olarak kayın validesinin şampanya göndermesine ilişkin yaptığı, “Ekmek yok şampanya var. Aristokrat damadı olmanın nimeti...” esprisinde olduğu gibi...
Tüm bu hoşlukların yanında nahoşluklar da vardı tabi... Onun fikirlerini alıp belli kalıplara oturtmaya çalışanlara, onu ‘dogmatikleştirenlere’ karşı kendini savunurken ‘kantarın topuzu kaçmış... Stalin dogmatik bir zorba olarak gösterilirken, ‘domuz’ ifadesi kullanılıyor. Marx’ın fikirlerinin bir kısmının sadece Paris Komünü’nde hayat bulduğu söylenirken, Sovyet Devrimi tamamen yok sayılıyor... Elbette dogmatikleştirilmesine karşı çıkılması son derece diyalektik akılcı bir duruştur. Fakat, dünyanın ilk işçi devletini ve önemli liderini taraflı bir yorumla sunmak en hafif deyimiyle Marx’a yapılmış bir haksızlık değil mi?
Bu nahoşluklar görmezden gelinirse, 80 dakika hiç kopmadan kendini izleten, düşüncelerini anlatan bir Marx vardı karşımızda. 1 saat 20 dakika politik bir oyunu kesintisiz izlemenin sırrı Marx’ın fikirlerinin güncelliğinde ve Genco Erkal’ın yüksek performasında yatıyor. Genco Erkal karakteri yaşatmıyor yaşıyor adeta...
Bülent Falakaoğlu
ÖNCEKİ HABER

Kansere karşı tiyatro!

SONRAKİ HABER

“ABD'nin kullandığı uranyum nedeniyle Irak’ta kusurlu doğumlar yaşandı”

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa