YENİGÜN

YENİGÜN

  • Çiller’in başbakanlığı dönemini herkes hatırlar. İnsanın, ‘düşman başına’ bile diyemeyeceği bir dönem...


    Çiller’in başbakanlığı dönemini herkes hatırlar. İnsanın, ‘düşman başına’ bile diyemeyeceği bir dönem...
    Çiller dönemi Kürtlere yönelik saldırının ayyuka çıktığı bir dönemdi. Gazeteler bombalanıyor, partilere yönelik saldırı bitmek bilmiyordu.
    Her taraf kan revan... İnkar, şiddet ve imha at başı gidiyordu.
    Ölüm listeleri, bombalamalar, gece gündüz yaşanan infazlar...
    Çiller döneminde “faili meçhul” cinayetlerin sayısı arttıkça arttı.
    Özel Timler, JİTEM, korucular, asker polis fütursuzca saldırıyordu.
    Çiller döneminde çok ana ağladı. Anaların gözyaşı dinmedi.
    Ergenekon davasında gerçekten bir mesafe alınmak, bir dönem aydınlatılmak isteniyorsa, Çiller’in, Ağar’ın ve dönemin diğer asker, polis ve sivil yetkililerinin ciddi biçimde sorgulanması gerekirdi.
    “Bin Operasyon” bu dönem yapıldı. Mehmet Ağar’ın Susurluk davası gündeme gelince ve kendisine yönelen soruşturma karşısında “Bir tuğla çekilirse altında kalan çok olur” dediği akıllardadır.
    Bu döneminin akıllarda iz bırakan veciz sözü ise Çiller’in “Vatan için kurşun atan da yiyen de kahramandır” açıklamasıdır. Birkaç gün önce Reşadiye’de gerçekleşen ve PKK’nin üstlendiği olayda hayatını kaybeden askerlerden birinin yakını, “Kurşun atan da yiyen de evlatlarımız. Kime karşı savaşıyoruz? Bu savaş bitsin, bu sorun çözülsün!” diyerek feryat edince, doğal olarak eski başbakanlardan Tansu Çiller’i anımsattı.
    Başbakan Erdoğan’ın ve AKP Hükümeti’nin sözcülerinin son dönemlerdeki saldırgan üslubu, artan şiddet, DTP’nin kapatılması, üstüne üstlük DTP binalarının basılması, demokratik gösteri yapanlara yönelik saldırgan tutum, Çiller’in başbakanlığı dönemini hatırlatmaktadır.
    Bilindiği gibi Başbakan Erdoğan, kendisinden önce başbakanlık yapanları sık sık eleştirmekte, muhalefet partilerine ateş püskürmekte ve kendisini tek demokrasi kahramanı olarak ilan etmektedir.
    Kürt sorununu diğerlerinin çözmediğini, sorunları biriktirdiklerini ve kendi hükümetinin Türkiye’nin tarihten kalmış tüm sorunlarını daha fazla demokrasiyle çözdüğünü iddia etmektedir.
    Oysa son iki hafta içinde yaşananlar bile, Başbakan Erdoğan’ı yalanlamaktadır.
    DTP’nin kapatılması, DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ve Milletvekili Aysel Tuğluk’un siyasi yasaklı durumuna getirilmesi, AKP Hükümeti döneminde olmuştur. Hükümet hızını alamamakta, saldırgan üsluba eşlik eden polis ve asker terörünü artırmaktadır.
    Milletvekillikleri düşen Türk ve Tuğluk ile birlikte, bir bölüm belediye başkanı da cezalandırılarak, siyaset yasağına tabii kılınmış ve belediye başkanlığından düşürülmüştür.
    DTP’nin genel merkez yöneticileri de dahil olmak üzere, yüzlerce yöneticisi tutukludur.
    DEP dönemi gibi milletvekilleri polis tarafından Meclis’ten yaka paça çıkarılarak gözaltına alınıp sorguya çekilmemişlerdir, ancak AKP Hükümeti döneminde Kürtlere ve Kürtlerin seçilmiş temsilcilerine yönelik saldırı, Çiller döneminin gerisinde değildir.
    Bundan sonraki sürecin daha da kötü olacağına dair veriler ise birikmektedir.
    En küçük demokratik tepkiye bile tahammül gösterilmemekte, kurşun atanlar, satırla saldıranlar, silah sıkanlar gözaltında salıverilirken, gösteri yaptığından dolayı kurşunlara hedef olanlar ya hayatını kaybetmekte ya da tutuklanmaktadır.
    Başbakan’ın Çiller döneminden ders çıkarması gerek. Çiller dönemi bile Kürtlerin hak ve özgürlük mücadelesini, eşitlik ve kardeşlik çabasını durdurmaya yetmedi.
    Kürtler; haklarının tanınmasını, demokratik adımlar atılmasını, Kürtlerin temsilcilerinin muhatap alınmasını, sürecin diyalog içinde ilerletilmesini istemektedirler.
    Hükümet ve egemen güçler söz birliği ederek, inkar ve şiddette ısrar ediyorlar
    Kürtlere mücadele etmekten; daha güçlü, daha kitlesel, daha kararlı bir duruş ve tutum sergilemekten başka bir yol bırakılmamaktadır.
    Barıştan, eşitlikten ve kardeşlikten yana tüm demokrasi güçlerinin yapması gereken, Kürt halkına yönelik saldırılara son verilmesi için mücadele etmek, Kürt halkıyla dayanışma içinde olmaktır.
    Demokratik Türkiye’nin yolu, ırkçı ve şoven güçlerin geriletilmesinden, Kürt sorununun barış ve demokrasi içinde çözümünden geçmektedir.
    ENDER İMREK
    www.evrensel.net