Bir sanayi havzasında kriz günlüğü 2

Bir sanayi havzasında kriz günlüğü 2

Esenyurt’ta okuyan birçok genç hem okuyup hem çalışmak zorunda...


SUNU: Esenyurt’ta okuyan birçok genç hem okuyup hem çalışmak zorunda... Okulların önleri ve mahalleler uyuşturucu tacirleriyle dolmuş durumda. Kadınların birçoğu temizlik işlerine gidiyor veya eve iş alıp ailenin geçimine katkı sağlıyor. Fuhuş da geçmiş dönemlere oranla artmış durumda. İntihar vakalarına yenileri ekleniyor.
İlk iki gün fabrikalardaki durumu hem işçiler hem de patronlar açısından yansıtan dosyamız, aynı zamanda dernek yöneticileri, esnaf ve vatandaşın ağzından yoksulluğun geldiği boyuta ışık tutmuştu. Dosyamızın üçüncü gününde bölgede faaliyet yürüten siyasi partilere yer verdik. EMEP, ÖDP ve CHP Esenyurt İlçe Başkanlarına krizi nasıl değerlendirdiklerini ve bölgede krize karşı nasıl bir çalışma yürüttüklerini sorduk.


Mücadele olmazsa daha çok fatura öderiz!

Erkan Sarıoğlu*

Kriz Kıraç ve Esenyurt’ta kendisini en yakıcı şekliyle hissettirdi. Krizin daha adının duyulmasıyla patronlar işçilerin ve emekçilerin haklarını gasbetmeye başladı. Başbakan’ın kriz ülkemizi teğet geçiyor söylemlerinin aksine kriz Esenyurt’taki işçileri tamda merkezinden vurdu. 400 binin üzerinde nüfusu bulunan Esenyurt’taki emekçiler açlıkla yoksullukla yüz yüze kaldılar.
Patronlar öncelikli olarak binlerce işçiyi işten çıkartarak üç kişinin yaptığı işi bir kişiye yaptırmaya başladılar. Çalışma saatleri 13-14 saate kadar çıkartıldı. Düzenli ödenen ücretler ödenmemeye başladı. İşçilere esnek çalışma dayatıldı. Örneğin Kıraç’ta bulunan Baydemirler’e yeni giren işçilerin 3 aylık ücretleri ödenmedi ve işçileri ancak işten ayrıldıkları zaman bu paranın verileceği söylendi. Mercedes’te çalışan işçiler üretim rekorları kırmalarına rağmen fabrika tarafından yapılan erzak yardımı çok aza indirildi. İşçilere zam aylarında yapılan zamlar yapılmamaya başlandı. Bölgemizde çalışan işçilerin birçoğu sigortasız çalıştırılıyor. Çok az sayıda olan sendikalı işyerlerinde ise işçilerin sendikal haklarına saldırılara başlandı. Esenyurt belediye işçisi olan 16 kişi sendikalı oldukları için işten atıldılar. Krizle beraber işçilere yapılan saldırılar gençleri kadınları ve küçük esnafı da etkiledi.
Esenyurt’ta okuyan birçok genç hem okuyup hem çalışmak zorunda kalıyor. Okuldan sonra kimileri tekstilde kimileri lokantada kimileri ise çiçek satarak vb. işlerle okul ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyorlar. Okulların önleri ve mahalleler uyuşturucu tacirleriyle dolmuş durumda. Kadınların birçoğu temizlik işlerine gidiyor veya ev işleri alıp onları yaparak ailenin geçinmesine katkı sağlıyorlar. Fuhuş ise geçmiş dönemlere oranla çok daha artmış durumda. İşçilerin ücretlerini düzenli veya hiç alamamaları küçük esnafı da derinden etkiliyor. Bölgemizde intihar olayları artmaya başladı. Gençlerin geleceklerinden umutlarının azalması, işçinin evine ekmek dahi götüremeyecek hale gelmesi ve esnafın borçlarını ödeyememesi intihar olaylarının artmasını sağlıyor. Şu ana kadar yapılan hak gaspları yetmezmiş gibi AKP hükümeti sabah akşam her şeye zam yaparak krizin faturasını emekçilere ödetmeye çalışıyor.
Biz Emek Partisi olarak krizden etkilenen işçileri, gençleri, kadınları küçük esnafı ve tüm emekçileri birlikte mücadele etmeye çağıyoruz. Bizler ailemizi geçindirmek ve insanca yaşayabilmek için gece gündüz çalışaraktan başka bir şey yapmadık. Yaşanan krizin sorumlusu bizler değiliz. Ancak güçlerimizi birleştirebilirsek krizin faturasını ödemeyi reddedebiliriz. Partimiz işçileri ve emekçileri aydınlatmayı sürdürüyor. Kriz ve ortaya çıkarmış olduğu saldırılara karşı mücadelenin örgütlenmesine çalışıyoruz. Direnen belediye işçileri ve hak gasplarına karşı mücadele içinde olan tüm işçilerin yanındayız. Hükümet patronlara kredi sağlarken işçilerin çalışma koşullarını ve ücretlerini güvence altına almıyor. Tüm işsizlere işsizlik ödeneği, çalışmayan ve işsiz olanların ev kirası, ve diğer faturaları devlet tarafından ödenmelidir. İşçi ailelerine ve yoksullara zorunlu ihtiyaçlarını sağlayacak koşulları oluşturmaları, elektrik, su ve ısınmanın ücretsiz olması gerekiyor. Sağlık ve eğitim tamamen parasız olmalı.
(*) Emek Partisi Esenyurt İlçe Başkanı

MUHTARIN GÖZÜYLE...

Krizi ve yoksulluğu en yakından görenler muhtarlar. Çünkü zor durumda kalanların ilk durağı muhtarlıklar oluyor. Medyanın yaşananları gizlediğine ve gerçekleri çarpıttığını belirten
Yeşilkent Mahallesi Muhtarı Ahmet Fidan’ın söyledikleriyle gerçeği gözler önüne seriyor: Çoğunluğu bayanlardan oluşan kucağında bir çocuk birinin de elinden tutup muhtarlığa her gün 40-50 kişi başvuruyor. Kimi kömür kimi yeşil kart kimi gıda yardımı talebinde bulunuyor. Gelenleri inceliyorum, ayakkabıları üstü başı perişan hepsi kirada eşlerinin işsiz olduğunu söylüyorlar. Kaymakamlıkta Fakir Fukara Fonu’ndan arada bir 200 TL aldıklarını ifade ediyorlar. Kiminin kocası sekiz aydır işsiz kiminin altı ay. SSK’ları ödenmediğinden sağlık hakkından yararlanmıyorlar. Yeşil karta başvurmak istiyorlar, bir kısmının İstanbul’da umutları bitmiş görünüyor. Memleketlerine dönmek için belediyeden yardım istiyorlar. TV’de akşam haberlerini izliyorum ülkemizin yurt dışında kazandığı Başarılardan bahsediyorlar. Türk iş adamlarının başarıları sıralanıyor. Ekonomik başarılar saymakla bitmiyor. Burada bir yanlışlık var, ya benim her gün gördüğüm ve yaşadığım Türkiye değildi. Ya da TV Türkiye’deki haberleri vermiyor. Anlaşılan krizin faturası yine halka çıkmış. Savaşın faturasının halka çıktığı gibi. Şirketlerin dünya çapında başarılarının bize faydası olmamış gibi. Anlaşılan kriz birilerinin servetine servet katmış. Ama bu yüzde 5’lik bir oran, geride yüzde 95 krizden fazlasıyla zarar görmüş birde krizi bahane edip işten atmışlardı. O zaman kalkınmışlık eşittir birkaç holding anlamamız gerekiyor. Eğitim sağlık fakirlik açlık sınırı ülkedeki işsizlik ve açlığı saymaz isek gül gibi geçinip gidiyoruz, kriz falan yok.

AKP GERÇEĞİ İNKAR EDİYOR

Kemal Deniz
Bozkurt*

Hepimizin yaşadığı gibi derin bir krizin içinden geçiyoruz. Bu kriz bir gerçekken ve yaşanılırken Mevcut iktidar Partisi sanki bu gerçek hiç yokmuş ve olamamış gibi davranıyor. Türkiye krizden en çok etkilenen yani küçülen ülkeler arasında. 2009 un ilk çeyreğinde yüzde 13. 8 ile Türkiye en çok küçülen 3. Ülke oldu 1. ve 2. Ülkenin ekonomik büyüklüklerinin toplamının İstanbul’un büyüklüğü kadar bile olmadığını düşünürsek bu vahim sonucu daha iyi algılayabiliriz.
Bu tablodan etkilenen bölgelerin başında Esenyurt ve Kıraç geliyor. Krizden en çok etkilenen sektörler sanayi, inşaat ve ticaret sektörleridir. Esenyurt ve Kıraç’ta yaşayanların neredeyse tamamının sanayi işçisi, inşaatçı ve esnaf olduğunu düşünürsek Esenyurt’luların halini daha iyi anlayabiliriz. Ben kıraç bölgesindeki Sanayi şirketlerinin çoğunun ciddi oranda küçüldüğünü, kapanan çok sayıda fabrika olduğunu araştırmalarım sonucunda öğrendim. İnşaat sektörünün durumu zaten hepimiz tarafından malum. Bütün bunlara bağlı olarak zaten kıt kanaat geçinen insanlarımızın birçoğunun durumu çok kritik ve acil çözümlere ihtiyacımız var. Kahvehanelere baktığınızda işsiz birçok insanımızın olduğunu görebiliyoruz. İşin vahim olan yanı da AKP hükümetinin gözlerini kapatarak bu gerçeği inkar etme çabasıdır.
(*)CHP Esenyurt İlçe Başkanı

ZULMÜN ARTISIN Kİ ZEVAL BULASIN!

Metin Gümüş*

Kapitalist sistem, çalışanlar ve diğer halk kesimleri açısından bir sorunlar yumağıdır. Daha doğrusu bu kesimler açısından ekonomik ve sosyal bakımdan sorun olan her şeyin kaynağı kapitalist sistemin kendisidir. Bu gün içinde yaşadığımız koşullarda olduğu gibi, kriz dönemlerinde bu sorunlu alan daha da can yakıcı hale gelmektedir.
Zira kapitalizm içine yuvarlandığı –ki bu çok sık aralıklarla olur- bütün krizlerin yükünü çalışanların sırtına yükleyerek krizlerden kurtulmak ister. Kurtulur da! Krizlerde çalışanlara ödetilen bedelin büyüklüğü, krizin boyutları ile orantılıdır. Kriz ne kadar derin ve büyükse, ödenecek bedel de o kadar büyüktür.
Bu bedel, ilk etepta sendikasızlaşmak ve işsiz kalmak olarak çıkar çalışanların karşısına. İşverenler normal koşullarda işine son veremediği istenmeyen çalışanlarını, kriz bahanesi ile derhal işten çıkarır. Bunu yaparak ‘Bir taşla iki kuş vurmuş’ olur aynı zamanda. Her şeye rağmen sendikasızlaştıramadığı ve hâlâ sendika diyen diğer çalışanlara da bir göz dağıdır bu! Artık kalan işçileri düşük ücretle çalıştırabilecektir. Artık hiçbir işçi , değil yeni haklar talep etmek, hak ettiği ücreti zamanında ödenmediği takdirde bile sesini çıkarmayacak, ücretinin ödenmesi için patronun keyfinin yerine gelmesini sabırla bekleyecektir. Bundan sonra da, daha az sosyal güvence,daha düşük ücretle yokluk ve yoksulluklara katlanarak bedel ödemeğe devam etmektir.
Halk arasında bir söz vardır ‘ Zulmün artsın ki zeval bulasın’ diye! Yukarıda kriz karşısında ödenecek bedelin krizin boyutları ile orantılı olduğunu söylemiştim. Küresel kapitalizmin yuvarlandığı bu krizin kökleri bir hayli derinde ve boyutları da bir o kadar büyük. Ödenecek bedel tam bir zulüm halini alıyor artık. Bu yüzden de bir çok işyerinde işten atılmalara karşı direnişler yükseliyor.Fabrikalar işgal ediliyor. Bu mücadele kendiliğinden de olsa giderek yükselecektir.
Aslında 1989 da Berlin duvarının yıkılması ile sosyalizmin yaşadığı yıkımın daha büyüğünü bu gün kapitalizm yaşıyor. Bir zamanlar ‘tarihin sonu, tek kurtuluş ve tek seçenek kapitalizm’ diyenler, bu gün dünyada bir sol dalganın gelişeceğine dair korkuyu yüreklerinin en derin yerlerinde hissediyorlar. Bundan o kadar eminler ki, soğuk savaş döneminde ABD’nin Komünizmle Mücadele Stratejisti Brezinski’nin emeklilik huzurunu bozup onu göreve davet ediyorlar.
Bu korku ile bir an önce krizden çıkmak için debeleniyorlar, debelendikçe de batıyorlar. Krizin finanssal karakteri yüzünden Keynes’de yardımcı olamıyor kendilerine. Bulabildikleri tek çözüm reklamlarla sakız satışlarını artırmak.
Kısacası, üflesen devrilecek derler ya, öyle bir durumda Kapitalizm şu an. Ne var ki gerek dünyada gerekse ülkemizde solun nefesi tükenmiş, üflemeye mecali yok.
Bu krizin biz solcuların önüne koyduğu en önemli görev, emekten ve halk iktidarından yana acil bir program etrafında ; uğrunda mücadele etmeğe değer,inandırıcı başka bir dünya tahayyülü ile geçmişin sekter anlayışlarından arındırılmış yeni bir sol ve sosyalizm anlayışını ortaya koymak ve bu anlayışla kitlelerle kucaklaşmak olmalı.
(*)ÖDP Esenyurt İlçe Başkanı.
Seyit Aslan - Sinan Ceviz
www.evrensel.net