16 Aralık 2009 00:00

Demokrasi, barış ve kardeşlik için!

Kürt sorununda yaşanan gelişmeler, bugünkü geldiği aşamada tehlikeli bir boyuta doğru hızla yol almaktadır.

Paylaş

Kürt sorununda yaşanan gelişmeler, bugünkü geldiği aşamada tehlikeli bir boyuta doğru hızla yol almaktadır. AKP Hükümeti’nce başlatılan ve toplumda iyimser bir hava yaratarak, olumlu beklentiye yol açan ‘Kürt Açılımı’nın cilaları da aradan geçen kısa sürede dökülmüş ve gerçek ortaya çıkmıştır: Tasfiye! AKP adeta ‘şu Kürtler olmasa ne güzel açılırdık’ noktasına gelmiştir artık. Ve başta Demokratik Toplum Partisi olmak üzere, Kürt sorununun demokratik çözümünden yana olan güçlere karşı da pervasızca saldırılar devam etmektedir.
AKP’nin sahte açılımı demokratik zeminde siyaset yapan ve milyonlarca Kürdü temsil eden DTP’nin Anayasa Mahkemesi tarafından uyduruk gerekçelerle kapatılmasıyla sonlanıyor adeta. Aynı zamanda son günlerde Kürt halkının değerleri ve hassasiyetleri üzerinden de gerilim politikası tırmandırılmaktadır. Sağda solda şoven gruplar linç girişimlerini artırarak neredeyse Kürt avına çıkmışlardır. DTP il binalarına silahla saldıranlar bir iki saat içinde salıverilirken, demokratik tepkilerini koyan Kürt gençlerine ve çocuklarına on yıllarca ceza istenilmektedir.
Yüz yıllık inkar politikasının ve ‘terörle mücadele’ masalının yerle bir olması, inkar politikasından ve savaştan beslenen çevreleri yeni hamleler yapmaya zorlamıştır; şovenizmi alabildiğine kışkırtmak ve halkları boğazlaştırmak. Bölge illerinde uzun bir süredir uygulanan koruculuk sistemini yaygınlaştırarak sivil Türklere de korucu gömleği giydirilmek istenmektedir. Cahilce ve canice bir plan...
Bu yönlü gelişmeler oldukça kaygı vericidir. Ama hal böyleyken sendikalardaki sessizliği de anlamak mümkün değildir. Özellikle memleketteki her meselede laf söyleyen ‘çok ilerici’ sendikacılarımızın kulakları sağır, gözleri kör olmuş sanırım. Burada KESK’i diğer sendikalardan ayrı tutmak gerekir. KESK soruna dair pratik açıdan eksikliklerine rağmen, Kürt sorununun demokratik ve barışçı yollardan çözümünden yanadır ve bu nedenle de saldırıların hedefindedir.
Oysa sendikaların Kürt sorununun demokratik ve barışçı yollardan çözümü konusunda tutum almalarının zemini ve gerekçeleri düne göre daha da fazladır. En azından artık kimse Kürt yoktur, Kürt sorunu yoktur demiyor. Devlet artık sorunun varlığını kabul etmiş ve kendi çıkarları doğrultusunda çözülmesi gerektiğini ifade etmektedir.
Sendikaların böylesi bir tutum almaları, bir tercih değil tersine zorunluluktur. Bu zorunluluğu koşullayan etkenlerin başında dili, kültürü, ulusal kimliği ve diğer demokratik talepleri için mücadele eden; demokrasiyi, barışı ve kardeşliği her şeye rağmen ısrarla ve samimiyetle savunan Kürt halkı gerçeği gelmektedir.
Bir diğer etken de bu sürecin mevcut haliyle sendikaları ve üyelerini olumsuz etkiliyor olmasıdır. 30 yıla yaklaşan bir süredir devem eden savaşın faturasını işçi ve emekçiler ödemektedirler. İnsanca bir yaşam ve ücret talep eden sendikaların bu durumu göz ardı etmesi düşünülemez. Ülkenin kaynakları savaşa ve silahlanmaya aktarılırken, emekçiler ve yoksul halk bütçeden nasıl pay alabilir? Ayrıca mevcut durum, kardeşlik duygularını zedeleyerek emekçilerin birliğini de engellemektedir. İşsizliğe ve yoksulluğa karşı, krizin bedelini reddetmek için yürütülen mücadelenin de geniş bir emekçi birliği sağlanmadan kazanılması olanaksızdır.
Sendikalar hiçbir şoven ve gerici baskılanmanın etkisi altında kalmadan, Kürt sorununun demokratik, barışçı ve eşitlikçi çözümü için daha etkin bir tutum benimsemelidir. Özellikle işyerlerinde aydınlatma faaliyetini günlük çalışmanın bir parçası haline getirmelidir. Kürt sorununun nedenleri, çözümsüzlük ve savaş politikalarının nelere mal olduğu tüm açıklığıyla anlatılmalıdır. Nasıl ki diğer meselelere dair mitingler düzenliyor, yayınlar basıyor, çeşitli türden etkinlikler düzenliyorsak, bu sorunda yaşanan gelişmeler için de aynı çalışmayı sürdürmeliyiz. Halen can kayıplarına neden olan operasyonlara son verilmesi, Kürtlere yönelik ırkçı saldırıların durdurulması, Kürtlere de eşit yurttaşlık hakkı tanınması için sesimiz ve sözümüz savaş yanlılarından ve şovenist kesimlerden daha gür çıkmalıdır. Bunun için sendikacı ya da politikacı olmaya da gerek yoktur. Aklını yitirmemiş ve vicdanı kararmamış bir insan olmak yeterlidir.
ATİLA İREY Tarım Orkam-Sen Genel Örgütlenme Eğitim Sekr.
ÖNCEKİ HABER

Bin bir çiçekli bahçe

SONRAKİ HABER

Ömer Fethi Gürer: 1 milyar 200 milyon metre kare "taşınmaz" kimlere satıldı?

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa