UZUN MESAFE

UZUN MESAFE

  • Son yıllarda toplumsal travmaların izini müzeler üzerinden geleceğe taşımayı daha bir savunur olduk.


    Son yıllarda toplumsal travmaların izini müzeler üzerinden geleceğe taşımayı daha bir savunur olduk. Madımak Oteli, Diyarbakır Zindanları ve sırada bekleyenler!
    Kimi zaman da gayrı insani yasaları tarihin tozlu raflarına göndermek isteriz. Bir dönemin 141-142’sini sanırım hatırladınız. Hatırlayan sırf bizler miyiz yoksa özleyenler mi ağırlıkta emin değilim. Bir tesadüf müdür bilemem ama Yargıtay son DTP kapatma davasında tam 141 gerekçe bulmuş!
    Tam da bu noktada aklıma TCK 301 düştü. 301’in müzeleştirilmesine ne dersiniz? Sakın yanlış anlamayın; size tuhaf gelebilir ama ben bu yasa maddesinin kaldırılması için çaba harcayanlara katılmıyorum, tam tersine kalmalı ve ibreti âlem için yaşayan bir müze olarak geleceğe taşınmalı.
    Bizler bu maddeyi ‘Türklüğe hakaret’ davalarından hatırlıyoruz. Türklük! Anlamını bilen var mı? Bize ne diyor devlet aygıtı? “Türküm diyen herkes Türktür, Lozan anlaşması baş tacımızdır”. Niyet ve onun gizil ölçeri mevcut yasalar, tarihsel yaşanmışlıklar farklı şeyler hatırlatsa da resmi otorite tarafından halkın ikna edilmişliği herkesin Türk olduğu bahsinin ırka dayanmadığı yönünde sistematize edilmiş.
    Yıllar önce Aziz Nesin bir kitabı ile koca bir dönemin tarihini yüzleşme adına daha adından başlayarak dört kelimede geleceğe özetlemişti: “Bulgaristan’da Türkler Türkiye’de Kürtler”. Ya bugünün yüzleşmesi?
    Sahi “Türkmen soydaşlarımız ve (hasımları) Peşmergeler (Kürtler)” söyleminin sahibi devlet erkânı, bakanlar, politikacılar bize ne söyletmek istiyorlar. Ülkeye ve sokağa çevirisi nasıl bu dilin? Hani bu ülkede anayasal anlamda Türklük ırk temeline dayanmıyordu? Hani biz kardeştik? Hani Kürt Türk ayrımı suçtu? Hani yasalar bu suç yurt dışında işlenirse cezayı üç küsur kat artırıyordu?
    Hukukçular diyebilir ki TCK 301’in gerekçelerinde “Türk Milleti kavramı bu varlıktan geniştir; Türklük ve Türk ırkıyla ilgili tüm konu ve kavramları kapsar” cümlesini okumadınız mı? Ben de diyorum ki hukukçular bağışlasın ama ben yasaları halka belletildiği biçimi ile ele almayı daha doğru buluyorum. Bu ülkenin resmi kurumlarında tam yirmi bir yıl eğitim almış hekim olarak ezberletilmiş Türklük bazlı illüzyondan çıkmama hakkımı kullanmak isterim.
    Mademki herkes Türk bu ülkede; o halde Irak’ta Türkmen soydaşlarımız ve (arzulanan) hasmı Kürtler söyleminin resmi dillendiricileri yani bu ülkedeki Türklük tanımına resmi söylemle kin ve düşmanlık eken yöneticiler neden yargılanamaz madde 301’den?
    Evet; bence 301 kalmalı ve halka belletilen Türklük tanımı test edilmeli. Bizler bu ülkede dakika başı internet köşelerinden, gazetelerden, duvar yazılarından, parti binalarından Kürtlere hakaret eden, kimi zaman bire bin öldürelim diyenlerin TCK 301’den yargılanıp ceza aldığını görmedikçe ikiyüzlülük hüküm sürecek. Bu ülkede profaşist söylemin aktivistleri yargılanıp her biri bir saatliğine de olsa ceza almadıkça barışık yaşamak mümkün değil.

    ...

    Bir söyleşiden arta kalanlar
    Geçen pazartesi İzmir İktisadi ve İdari İlimler Akademisi’nin Buca yerleşkesinde öğrenci arkadaşlar ile bir söyleşide buluştuk. Dekan beyin açılış konuşmasından sonra “Barış, Savaş vd” başlıklı bir sunum yapmış oldum. Ve bir kez daha bir mayının üç dolara mal olduğunu, temizlenmesinin ise bin dolar gerektirdiğini hatırladım.
    Yine hep birlikte savaşın asıl mağdurlarının siviller ve özellikle de çocuklar ve kadınlar olduğunu hatırladık. Dünyada erken ölümlerin en sık iki nedeninin enfeksiyonlar ve şiddet olduğunu hissettik.
    İşte o sunumumda yer alan ABD Başkanı General Eizenhover’ın 17 Ocak 1961 tarihli Ulusa Veda konuşmasını sizlerle de paylaşmak istiyorum.
    “Çok büyük askeri kuruluşlarla geniş savaş sanayi arasındaki bütünleşme Amerikan tarihinde yeni bir olaydır. Bu birleşmenin ekonomik, siyasal toplam etkileri her şehirde, her federe devlette, federe devletin her bölümünde ağırlıkla duyulmaya başlamıştır. Her yerde bu etkiye karşı durmak gerekir. Bu birleşik büyük gücün hiçbir zaman özgürlükleri ve demokratik süreci tehdit etmesine izin verilmemelidir. Bu büyük güce karşı özgürlüğün korunması ancak bilinçli ve sorumlu vatandaşların davranışları ile sağlanabilir.”
    Irak, Afganistan, Filistin ve diğerleri üzerinden bu konuşmayı hiç unutmamak gerekiyor. Ne dersiniz?
    Bu arada Buca İktisadi İdari İlimler akademisindeki barışa dair etkinlikler hafta boyu sürüyor. Katılmanızı öneririm.
    Sağlıcakla kalın!
    DR.ZEKİ GÜL
    www.evrensel.net