17 Aralık 2009 00:00

BAŞYAZI

Hükümetin DTP’yi kapatarak “Açılıma devam!” demesi, Kürt ulusal hareketinin tasfiyesini, bütün diğer girişimlerinin önüne aldığı anlamına gelmektedir.

Paylaş

Hükümetin DTP’yi kapatarak “Açılıma devam!” demesi, Kürt ulusal hareketinin tasfiyesini, bütün diğer girişimlerinin önüne aldığı anlamına gelmektedir.
Kuşkusuz hükümetin “açılımı”ndaki son amaç da buydu. Ama bunu “ulusal hareketi” kuşatıp Kürtler içinde bölünme yaratarak, ileri kesimleri tecrit ederek, TRT Şeş’le başlayan kırıntı haklar “verme” sürecini devam ettirerek yapmayı amaçlıyordu. Şimdi ise hükümet, Kürt hareketinin direnç noktalarını tasfiyeyi en öne almış durumdadır.
Böyle bir yönelişin, “dışarıda” ve “içeride” olmak üzere iki boyutu vardır.
“Dışarı”daki boyutu; ABD ile tam bir iş birliğidir ve PKK’nin tasfiyesine ABD’nin tam desteği karşılığında ABD’nin bölgedeki tüm isteklerini kabul etme, ABD iş birlikçiliğinde sınır tanımama biçiminde olacaktır. Çünkü mevcut koşullarda hükümet, PKK’ye karşı başarılı olmanın tek şartını ABD’nin yardımına bağlamıştır. Elbette ki İran, Irak, Afganistan konularında, ABD istekleri, Türkiye tarafından daha büyük bir hevesle benimsenecektir.
“İçeride” bu yönelişin anlamı ise hak tanıma, Kürtlerin taleplerinin hiç olmazsa bazılarını kabul etme, Kürtlerle diyalogu çeşitli düzeylerde sürdürmenin yerini, askeri ve polisiye önlemlerin artırılması, özgürlüklerin daraltılması, “geçici olarak” iddiasıyla resmi olmasa da fiilen olağanüstü hal uygulamalarının yoğunlaştırılmasının alması biçiminde olacaktır. Ama bu önlemler ne Kürtlerle ne de bölge ile sınırlı kalmayacaktır. Tersine, “vatandaşın can ve mal güvenliğinin korunması” adına bu önlemlerin “tüm ülkeye” yayılması; antidemokratik uygulamaların, basında sansür ve oto sansürün yaygınlaştırılması, savaş ve “güvenlik harcamalarına” bütçeden daha büyük bir pay aktarılması; işçilerin, emekçilerin hak arama mücadelelerinin bile “bölücülük” öcüsüyle tahrip edilmesi, sürecin en tehlikeli olguları olarak kapıya dayanmıştır.
Daha şimdiden görülmektedir ki; böyle bir yöneliş, sadece resmi politikada sertleşme, özgürlüklerin sınırlanmasıyla da kalmayacaktır. Batı illerinde “sivil” (paramiliter) ırkçı, şoven, faşizan, faşist,...güç odakları, “duyarlı vatandaşlar” olarak örgütlenmeye koyularak, “emniyet”in (kamuoyunu etkileyen basın ve TV kanallarının da) hoşgörüsünü ve kontra odakların desteğini de alarak, etkilerini yaymak üzere hareke geçecektir. Ama bu harekete geçiş, Kürtlere karşı olduğu gibi Kürtlerle dostluğu, kardeşliği savunanları, demokrasi isteyen aydınları ve demokrasi güçlerini de hedefe koyacaktır. Bunun ipuçları şimdiden ve fazlasıyla vardır.
Bu yüzden de, genellikle Türkiye’nin aydınları ve demokratlarının “Kürtlere yardım” olarak öne sürdükleri özgürlük ve demokrasi talebi, artık açıkça kendileri için de talep olmak durumundadır. Çünkü hükümet, özgürlükleri sınırlarken Kürtlerle kardeşlik politikası izleyen, dayanışma içinde olanları da hedef alacaktır. Yöneldikleri çizgi bunu gerektirecektir.
“Sivil” güçlerin saldırıları da batı illerinde Kürtleri taciz etme amaçlı olduğu kadar aydınları, demokratları, demokrasi güçlerini de taciz etme ve sindirme amaçlı olacaktır. Hele bu saldırgan güçleri Baykal, “Hükümet onları savunmadığı için kendisini savunmak zorunda kalmış vatandaşlar” diye koltuğunun altına çektikten sonra, bugün, aydınları ve demokrasi güçlerini baskı altına alacak güçlerin tabanının, örneğin 1990’lara göre daha da genişlediğini söyleyebiliriz. (*)
Bu yüzdendir ki, özgürlükleri savunma ve demokratikleşme taleplerinin öne çıkarılması, “Kürtlerin haklarını savunmalarına destek”, “Türk-Kürt kardeşliğinin gelişmesi”nden de öte, bizatihi demokrasi mücadelesinin; aydınların, demokrasi güçlerinin kendi özgürlüklerini savunmasının; Türkiye’nin, şoven milliyetçi güçlerin hapishaneye çevirdiği bir ülke olmasının önlenmesi mücadelesi olarak önem kazanmıştır.
Demokrasi mücadelesini bu genişlikte almak, safları bu geniş perspektiften kurmak, bugün en önemli ilke durumundadır.
Peki, bu güçler amaçlarına varabilir mi?
Eğer Türkiye’nin demokrasi güçleri üstlerine düşeni yaparsa, karanlık bir dönemi özleyen en gerici güçler, kendi karanlık amaçlarının altında kalabilirler. Bu, büyük ölçüde bizim cephenin halka gerçekleri açıklamadaki başarısına, demokrasi güçlerinin seferber olmasına bağlıdır.
(*) Son günlerde İstanbul’da silah kullanan saldırganlara, Bulanık’ta göstericileri “ruhsatlı Kalaşnikof”uyla tarayan ve iki kişiyi öldürüp 7 kişiyi yaralayan katliamcıya, sermaye partileri, basın ve emniyet güçleri tarafından gösterilen hoşgörü, olacakların tüyler ürpertici işaretidir.
İHSAN ÇARALAN
ÖNCEKİ HABER

TCDD’de dayanışma grevi

SONRAKİ HABER

Antalya'da İYİ Parti'den istifa eden 20 kişi MHP'ye geçti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa