17 Aralık 2009 05:00

ÖZGÜRLÜKLER

İnsan hakları ve özgürlükleri meselesine bütüncül yaklaşmayanlar ve onları bir araç olarak görenler...

Paylaş

İnsan hakları ve özgürlükleri meselesine bütüncül yaklaşmayanlar ve onları bir araç olarak görenler, doğal ki, amaçlarına hizmet ettiği ölçüde bu değerleri gündemde tutacaklar; maksat hasıl olduktan sonra da gündemlerinden çıkaracaklardır.
Parti kapatmaları sürecinde bu durum görüldü.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesinde düzenlenen örgütlenme özgürlüğüne yaklaşımları ile görüldü. Sözleşmenin 10. maddesinde düzenlenen düşünce özgürlüğü ve 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı konusunda görüldü. Bazıları da çok ilginç, “İspanya’da da partiler kapatılıyor” dedi. Avrupa’nın demokratik ülkeleri ile Türkiye’nin otoriter-diktatöryal sistemini benzeştirmeye çalıştılar. O arada, “Orada da yasaklama rejimi var” dediler. Ne güzel!..
Türkiye’de genel olarak siyasiler ve yargının şöyle bir akıl yürütüşü ve kavrayışı var. Al birini vur ötekine… Siyasiler diyor ki, yargı kararına saygılıyız. Ne zaman söylüyorlar bunu? Başkalarıyla ilgili olumsuz kararlar söz konusu olduğunda. Kendileriyle ilgili kararlarda ise yargının devlet ideolojisi denilen bir ideolojik çerçevede konulara yaklaştığını hatırlayıp kararı bu açıdan eleştiriyorlar. Yargı ne yapıyor? Şu kötü ünlü 312. maddenin kaldırılması, değiştirilmesi tartışmalarında söylenmişti, zamanın Yargıtay cumhuriyet başsavcısı tarafından yaklaşık şöyleydi: ‘Türk Ceza Kanunu’nun 163. maddesi kaldırıldı. Biz de eskiden 163. maddenin uygulandığı ya da o kapsamdaki suçlara şimdi 312. maddeyi uyguluyoruz. Değiştirsinler 312. maddeyi, biz de onu uygulayalım.’
Bu düşünce tarzına göre ceza hukukunun evrensel ilkeleri, verdiğimiz örnekte, “suç ve cezaların yasallığı” ilkesi, başka bir deyişle “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesi, yerine göre-amaca hizmet ettiği ölçüde değerlidir; yoksa amacın dışında bir değer izafe edilemez.
DTP’nin kapatılmasıyla ilgili süreçte de benzer yaklaşımlar görüldü. Siyasiler timsah gözyaşı döktü. Anayasa Mahkemesi başkanı ve bazı yargı çevreleri, siyasi partiler rejimindeki normatif düzenlemelere yıktılar kusuru. Konuya her değinenin eleştirdiği alanlarda haklılığı az çok vardı. Ama herkes kendi sorumluluk alanıyla ilgili konulardaki ödevini unutuyordu.
Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının isabetli ve adil olduğuna neden inanmalıyız? Ortada devlet ideolojisi varsa ve bu doğrultuda kararlar üretiliyorsa, kararların adil olabileceğine inanç ve güven nasıl oluşacak? Sözgelimi 367 kararı hukukla izah edilebilir mi? Sözgelimi AKP -ki 7 yıldır ülkeyi yönetiyor- irticai faaliyetinin odağı mıdır ki, Anayasa Mahkemesi “odaktır” diye karar verebiliyor? Böyle bir kararın hayatta karşılığı var mıdır? Herkes aklına başvursun, elini vicdanına koysun ve öyle düşünsün. Yüzde 47 oy almış, Meclis çoğunluğu var ve hükümet olmuş. Yani devlet olmuş. Odak olan parti devlet yönetiyor. Biz başka bir ülkede mi yaşıyoruz? Bu tür kararlar, ancak ideolojik-siyasi yaklaşımlarla izah edilebilir, olgular ve gerçekliklerle değil.
DTP kararının adil ve hakkaniyete uygun bir karar olduğuna nasıl ve niye inanalım yurttaşlar olarak? Pekala; Anayasa Mahkemesi, kapatma istemini reddedebilirdi. Böylelikle hukukun ilerlemesine katkıda bulunmuş olur ve insan haklarını ve özgürlüklerini korumuş olurdu.
Bizim Türkiye yargı tarihinde hem de Anayasa Mahkemesi’nin tarihinde böyle önemli ve hukukun ilerlemesine katkı sayılabilecek kararlar vardır. Barış Partisi, Sosyalist Parti, Hak-Par kararları gibi… Ama ne yazık ki yargı pratiğinde bu tür kararlar tekildir. Nadiren görülmektedir.
O halde ne yapmalı?
Türkiye’nin anayasal ve yasal sistemini bir bütün olarak insan hakları hukukuna göre yeniden yapılandırmalı. İkincisi, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını hem normatif düzenlemelerle sağlamalı hem de eğitsel, kültürel girişimlerle… Üçüncüsü, siyasi partiler ve seçim rejimini yeniden yapılandırmalı. Yasaklardan arındırmalı, halk katılımı ve katkısını yansıtacak rejimlere yönelmeli. Halkın iradesi üstün irade ise millet iktidarını göstermelik değil gerçekten devlet iktidarı olacak şekilde buna uygun düzenlemeler yapılmalı.
Türkiye’nin demokrasiye ve barışa, bu tür köklü atılım ve açılımlar yapılmadan kavuşması olanaklı değil.
HÜSNÜ ÖNDÜL
ÖNCEKİ HABER

Saldırgan için JiTEM’ci iddiası

SONRAKİ HABER

İran: Müzakere değil, direniş ve mücadele şartları var

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa