18 Aralık 2009 00:00

DURUM

Son günlerde tehlikeli bir tırmanışın olduğu görülüyor. Bu tırmanma, Kürtlerin eşit ve özgür bir yaşam için verdiği mücadeleye karşı, Türk şovenizminin kışkırttığı, provoke ettiği bir tırmanmadır.

Paylaş

Son günlerde tehlikeli bir tırmanışın olduğu görülüyor. Bu tırmanma, Kürtlerin eşit ve özgür bir yaşam için verdiği mücadeleye karşı, Türk şovenizminin kışkırttığı, provoke ettiği bir tırmanmadır. Son zamanlarda İzmir, Bayramiç, Dolapdere ve öncesinde diğer yerlerdeki yaşananlar, Türkler ve Kürtler arasında bugüne kadar olmamış olayların önünün açılmakta olduğunu gösteriyor. Şovenizmi ve milliyetçiliği yaygınlaştırıp, kitle çatışmasını kışkırtan statükocu, gerici çevrelerin yarattığı atmosfer, provokatörlerinde işin içine girmesi ile tehlikeli bir tırmanmaya doğru gidiyor.
Yaşanılan sorunun kaynağı ise belli. Bu sorun Kürt sorunu ve başta bugünkü AKP Hükümeti olmak üzere, gelmiş geçmiş hükümetler ve genel olarak devlet yönetimini ellerinde bulunduran egemen sınıflar, Kürtlerin demokrasi temelinde “Eşit kardeşler olma” talebini sadece görmemekle kalmadılar, bu sorunun üzerine baskı ve terör araçları ile giderek, son olarak DTP’nin kapatılması örneğinde de yaşandığı gibi onu ezmeye çalıştılar. Ama artık mızrak çuvala sığmıyor. Cumhuriyet ile birlikte kurulmuş eski statüko can çekişiyor ve onu yeniden ayakları üzerine dikmek olanaksızdır.
Kürt hareketini engelleyemeyeceklerini anlayan önceki bazı hükümetler de, “Kürt realitesini tanıdıklarını, AB’nin yolunun Diyarbakır’dan geçtiğini” ilan ederek, kendilerince “açılım” yapmışlardı. AKP Hükümeti de önceki hükümetlerin yolunu tuttu. Kürt sorununu çözme yerine, bazı kırıntılarla Kürtleri yatıştırma, mücadelelerini tasfiye etme hesapları ile kendi “açılım” politikasını ilan etti. Bu politika gerici ve sinsi amaçlarla doluydu ama, yol açtığı sonuçlar şaşırtıcı oldu. Kürt sorunu yaygın olarak tüm toplumda tartışılmaya başlandı!
Bu durum genel olarak statükoyu savunan gericilik için, CHP ve MHP gibi partiler için dehşet verici bir gelişmeydi! Bunlar öfkeden kudurdular. Bunlara göre ülke parçalanmaya gidiyordu ve tüm güçleri ile Türk halkını kışkırtma, sokakları harekete geçirme politikasına yöneldiler. Ortaya çıkan sonuç ürkütücüdür. Daha önce bu düzeyde yaşanmamış olaylar yaşanmaya başladı. Türk milliyetçiliği ve şovenizmle zehirlenmiş bazı kesimler, ellerinde benzin bidonları ile yangını genişletmeye yöneldiler. Henüz geniş kitleler bu gerici politikaya yanıt vermese de, çıkılan yol, varılmak istenen sonuç vahimdir.
İki halk arasında daha önce yaşanmamış sivil bir çatışma yaratma ve bunun üzerinden Kürtleri bastırma hesapları yapılmaktadır. Ama bu durumda, eğer başarılı olunursa, sadece Kürtler bastırılmış olmayacak, ekonomik krizin tüm ağırlığını üzerinde duymaya başlayan Türk işçi ve emekçilerinin patlamasından korkulan öfkesi de bastırılmış olacaktır. Ülkeyi yönetenlerin hesapları bunlardır. Bu gerici hesapların Kürtlere ve Türklere ağır bedeller ödetme üzerinden yapıldıkları görülmektedir. Çeşitli mihraklardan “olağanüstü hal” çağrılarının gelmeye başlaması dikkat çekicidir.
Bu nedenle bugün demokrasi için mücadele etmek, Kürtlerin haklarını savunmak, halklar arasında eşitliğe dayalı bir kardeşliğin kurulması için çaba göstermek daha da büyük önem kazanmış durumdadır. Gericilik halkların önüne kardeşin kardeşi katletmesinin dışında bir yol koymamaktadır. Bu oldukça tehlikeli bir sürecin kapısının aralanması demektir. Demokrasi ve halkların eşit koşullarda kardeşliği için daha fazla sorumluluk alınması gereken günler yaşanmaktadır.
Eski Yugoslavya örneği hatırlardadır. Ama bu ülkede eski Yugoslavya’daki gelişmelerin yaşanmayacağı yönünde genel bir kanı bulunmaktadır. Bu kanı, halkların sağduyusuna ve birlikte yaşamına olan güveni ifade etse de, şovenizm ve milliyetçiliğin önü kesilemezse, bu tehdit varolmaya devam edecektir. Halklar bir arada eşit ve kardeşçe yaşamanın yolunu bulamıyorlarsa, ayrılmak da bir çözümdür. Ama bu çözümde de araya kanın girmesi engellenebilir. Yani eski Yugoslav halklarının değil de, Çeklerin ve Slovakların deneyimi örnek olabilir.
Gericiliğin varmak isteği sonucun aksine, Türkler ve Kürtler arasına büyük katliamların ve düşmanlıkların girmesinin önüne geçilebilir. Şurası kesin ki, katliamlarla birliğin ve barışın yolu açılamaz. Bu yöntem, yolları ayırmanın kesin, ama kanlı bir biçimidir. Bugün halen Kürtlerin ve Türklerin büyük çoğunluğu eşitlik temelinde kardeşliğe dayanan bir birlikten yanadır. Bir kez daha açıkça görülüyor ki, halkların birlikte ve kardeşçe yaşabilmesinin yolu demokrasiyi kazanabilmekten geçmektedir. Sorumluluk hepimizindir. Emek Partisi’nin geçen hafta sonu düzenlediği İşçi Kurultayı’na katılan işçiler, bu sorumluluğu herkese yeniden hatırlattılar. Çözümün yolunu işaret ettiler.
Ahmet Yaşaroğlu
ÖNCEKİ HABER

Ölümlerin sorumlusu hükümet

SONRAKİ HABER

Fındıklı Festivalinde polis provokasyonu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa