18 Aralık 2009 00:00

ÖZGÜRCE

Memleketin dört bir yanındaki emekçi direnişlerine bu hafta yenileri eklendi.

Paylaş

Memleketin dört bir yanındaki emekçi direnişlerine bu hafta yenileri eklendi.
Önce TEKEL işçileri, işyerlerinin özelleştirilmesi sonrasında özelleştirilen diğer KİT’lerdeki işçiler gibi 4-c’li olmamak için yani iş güvencelerini kaybedip, daha az ücrete mahkum olmamak için Başkent’in yollarına düştü.
Daha sonra İstanbul Belediyesi itfaiye işçileri, taşeronlaşmanın kurbanı olup işlerini kaybetmemek için sokağa çıktı. Ve nihayet 25 Kasım’da grev hakkını kullandığı için işten atılanlar için demiryollarında emekçiler, üretimden gelen güçlerini yeniden kullandı.
Çalışma ortamındaki olumsuzlukların sonlarını hazırladığına günbegün tanıklık eden 19 maden işçisi ise bu koşullara karşı direniş gösteremeden iş cinayetine kurban gitti…
Keşke sermayenin kâr hırsına kurban gitmeden önce onlar da dayanışmadan ve üretimden gelen güçlerini kullanabilseydi de şimdi direnişte olanlar arasında onları da sayabilseydik(!)
Halen direnişte olan binlerce işçi gibi TEKEL işçileri, itfaiye işçileri, demiryolu işçileri de işverenlerinin insafsızlığı ve siyasi iktidarın uyguladığı politikaların ellerinden aldığı iş için ekmek için direnmektedir.
Her iş, her ekmek kavgasında olduğu gibi onların da karşılarında yine tazyikli suyla, gaz bombasıyla “Demokratik Açılım”ın koordinatörü olan içişleri bakanının emrindeki kolluk güçleri vardır.
Eğer 19 emekçiye mezar olmadan önce o madende de yaşama hakkı için direnişe geçilseydi, muhtemelen onlar da karşılarında yine aynı gücü bulacaklardı.
Belki de karşılarında devletin gücünü bulacaklarından çekinerek, şimdiye kadar kendilerini ölüme götüren koşullara karşı çıkmamışlardı.
Keşke ölüm koşullarına direnselerdi ve yaşasalardı.
Gaz bombası, tazyikli su ya da tüfek dipçiği onları sevdiklerinden ayırmazdı, en azından kara toprak kadar…
Memlekette bir taraftan emek sömürüsü ve o sömürüye karşı direnişler yaşanırken, diğer taraftan Kürt-Türk çatışmasının derinleşmesi ve yaygınlaşması için de “karanlıktakiler” yine harekete geçmiş görünüyor.
Belli ki oynanan oyun bu kez çok büyük; Türk’le Kürdü birbirine kırdırıp, ardından büyük parsayı toplama hevesinde birileri…
İşte, sermayeye ve onun iktidarına karşı yürütülen direnişler, aslında Türk-Kürt çatışması üzerinden oynanmak istenen oyuna karşı da en iyi cevap aslında.
Zira, Ankara sokaklarındaki TEKEL işçileri, İstanbul sokaklarındaki itfaiye işçileri, 25 Kasım grevi nedeniyle işten atılan ve onlar için yeniden greve giden demiryolu emekçileri birbirlerine sormazlar; ‘Sen Türk müsün Kürt müsün?’ diye.
Türküyle, Kürdüyle dayanışma içindedir onlar, ekmeklerinin peşinde. Diğer pek çok işyerinde yaşanan direnişlerde olduğu gibi…
İş cinayetinin kurbanı 19 emek şehidi gibi… Onlar için de kimsenin aklına gelmemiştir; hangisi Türk, hangisi Kürt ya da Çerkez diye…
Türk de olsalar Kürt de Çerkez de olsalar, onlar sermayenin daha fazla kâr hırsının kurbanı olmuşlardır, direnmeye fırsat bulamadan.
Tıpkı tersanelerde, inşaatlarda ve nice işyerlerinde kâr hırsının kurbanı olan on binler gibi…
Sözün özü: Eğer bu memlekette insan gibi özgürce yaşayacaksak, bozacaksak üzerimizde oynanan oyunu, her türlü hegemonyanın çıkarlarına kurban gitmeden; bizi bir arada tutan ekmek mücadelesinin etrafında birlik olmak gerek… Ve unutmamak gerek ki, “ekmek olmadan demokrasi, demokrasi olmadan da ekmek olmaz”!..
ÖZGÜR MÜFTÜOĞLU
ÖNCEKİ HABER

ÖZGÜRCE

SONRAKİ HABER

Cumhurbaşkanlığının hazırladığı ‘ambargo’ listesi tepki çekti: Utanç listesi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa