18 Aralık 2009 05:00

ÖRGÜTLÜ BASIN

Sarı macır (muhacir) inadı, Kürt inadı, Arnavut inadı, Kasımpaşalı…

Paylaş

Sarı macır (muhacir) inadı, Kürt inadı, Arnavut inadı, Kasımpaşalı…
Devlet politikaları, toplumsal diyaloglar, yönlendirici konumda olan kişilere atfedilen sıfatlara göre şekillenemez; onların kişisel tarzları olsa olsa, diplomatlara iş çıkarır, bürokrata ter döktürür, danışmana “kullan, at” gibi yersiz laflar ettirir…
Milliyetler meselesi din temelinde çözülemez… Denenmiş yöntemler, tarihin derinliklerinden alınıp yeniden barış umudu gibi masaya konursa, yine sonuç hüsran olur…
Çıkmaza girmiş meseleler, milliyetçilik ve şovenizm temelinde de açılım bulamaz… Artık temel ilkeler haline gelmiş olan insan hakları ve evrensel değerler, emeğin haklarının gelişimini ve korunmasını da kapsayan çözüm kapısının anahtarıdır.
Silahların gölgesindeki barış da kalıcı barış değildir…
Silahlı örgüt, devrim muhafızı gibi sokak sokak dolaşarak, baskıyla kurduğu yapay düzeni kaç nesle demokrasi buymuş gibi özümsetebilir ki?
Silahı doğrultan ile siviller arasındaki rekabet, korku imparatorluğunu beraberinde getirir ve barışa gölge düşürür…
Silahsızlandıktan sonra; sendikal örgütlenme, iş, ekmek, ücret zammı isteyen halka, nesiller boyunca askeri disiplin uygulamaya kalkarsanız, geldiğiniz düzey eleştirdiğiniz yerden farklı olmaz…
Siyasi iktidar, dini inanç etrafında birlik sağlama politikası adına aynı amaca hizmet ediyor zaten: Özgürlükleri genişletiyormuş gibi yapıp, ulemanın kontrolü altında tutmak; böylece aslında demokrasiden uzaklaşıldığı gerçeğini gözlerden saklamak!
***
Demokratik rejimle derdi olan bu zihniyetin yüzündeki deformasyon, aslında en sevdikleri medya patronu İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi’nin demir külçeyle aldığı darbe sonucunda yüzünde insan içine çıkamayacak düzeyde meydana gelen ağır bozulmadan daha büyüktür.
Dönüp dolaşıp, sadece başörtüsü meselesini “mağduriyet” olarak savunma politikasının arkasına sığınan; kendi yarattığı mağduriyetleri görmezden gelen; ifade özgürlüğünü kısıtlayan hükümleri kanunlaştıran; cezaevlerinin aydın ve gazetecilerle doldurulmasına yol açan; işçilerin sendikal örgütlenme haklarının önündeki engelleri daha da derinleştiren; kendi çıkardıkları kanunlarla mağdur ettikleri TEKEL işçilerinin Ankara’ya kadar yayılan eylemlerine kayıtsız kalan; polisin, işçilerin üzerine tazyikli su ve biber gazı sıkmasına izin veren; memurların grevini kanunsuz ve politik ilan edip hak arama yollarını tıkayan; demokrasinin vazgeçilemez kurumlarından olan işçi ve memur konfederasyonları ile diyalogu koparan, Türk-İş’in Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ile yapılacak toplantıları boykot etmesine zemin hazırlayan; eczacıları, doktorları ve nihayet farklı etnik grupları karşısına alan siyasi iktidarın manevi yüzü düzeltilemeyecek kadar çok bozuktur.
İslam ile terör kavramlarının yan yana kullanılmasına yüksek reaksiyon gösterenler, halkın çeşitli kesimlerinin artık son çare olarak ortaya koyduğu demokratik tepkileri nasıl da terör ile eş değer bulabiliyorlar!
Bozuk plağın takıldığı yerde, kristal iğne bir geriye sıçrayıp şarkının aynı sözlerini tekrarlar durur: “Ben mağdurum… Ben mağdur… Ben mağdur…”
Toplumun talep ve duyarlılıklarını reddetmenin, birleştirici değil yeni ayrıştırıcı sonuçlar doğurduğunu nasıl görmezden gelebilirsiniz? Bunun sizi getirdiği noktada bir bakarsınız ki şöyle çalar öteki plak: “Ben yalnızım… Ben yalnız… Ben yalnız… Ben yalnız…”
***
Sine-i millete dönmek…
Diyelim ki sizin döneceğiniz bir sineniz vardı, ona döndünüz… Peki, yüzyıllardır her çeşit baskıya, mağduriyete, saldırıya, ölümlere katlanarak gelişme, ilerleme, demokrasi özlemiyle yanıp tutuşan bu milletin bireyleri, ecirleri olarak bizler kimin sinesinde teselli arayalım?
Sabah-atv işyerlerindeki grevimizi kanun dışı ilan ettiler diye grevden vaz mı geçtik? İnandığımız yolda mücadelemizi sonuna kadar meşru zeminlerde takip ettik ve hukuki mücadeleyi yine biz emekçiler kazandık…
***
İnsanlık, olması gerekeni savunup, olanla yetinme döneminden çok daha yüksek düzeylere ulaştı…
Felaket senaryolarının zorladığı çelişkileri, sabır, sağduyu ve zaman giderecektir.
Berlusconi’nin yüzündeki düzeltilemeyen maddi deformasyon, herkesi sağduyuya davet ediyor.
ERCAN İPEKÇİ
ÖNCEKİ HABER

Radikal muhabirine soruşturma

SONRAKİ HABER

KHK ile ihraç edilen kanser hastası Haluk Savaş, pasaportunu aldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa