18 Aralık 2009 05:00

Akıl, poker ve sine-i millet

Hayatın her tercihinde, zorlanmanın yaşandığı dönemler oluyor.

Paylaş

Hayatın her tercihinde, zorlanmanın yaşandığı dönemler oluyor. Bazen, bir yazıyı yazmak isterken de yaşayabiliyorsun. Hele, kamuoyuna açık yazılarda daha çok hissedilir bu durum. İki kişi arasındaki duygu ve düşüncelerin karşılıklı paylaşmasını sağlayan mektuba benzemiyor. Ötesinde bir şeydir.
Buna yol açan nedenler vardır. Ve o nedenler, kolay kolay söküp atamadıklarımızdır. Birincisi, “Söylemek istediğini okuyanlar nasıl algılayacaktır?”, “Anlatmak isteğin ile algılanan bir biriyle örtüşecek mi?” kaygılarıdır. İkincisi iç dünyanda yaşadığın çatışmadır.
Çünkü içinde, akıl ile dil, akıl ile ilgi, akıl ile alışkanlıklar, akıl ile duygu, akıl ile hayaller, akıl ile özel veya genel arzular bir çatışma halindedir. Bir şair, bu durumu şöyle tarif etmiştir. “Ne seninle sürekli yaşanılır, ne de sensiz, çaresiz kaldım.” İşte o noktada yazmaya başladığında, dolandıra dolandıra yazarak anlatmaya başlıyorsun. Yumağı açayım derken, daha karışık, daha çözülmez bir çileye dönüştürdüğünü fark edemiyorsun. Bozuk üretim bandından düzgün ürün beklememek gerekiyor galiba. Ve dönüp arkana baktığında ise, okuyanların ‘çile’leştirdiklerine yönelik eleştirilerine hak vermek zorunda kalıyorsun. Çünkü yazdıklarını kendin de anlayamıyorsun.
Yazıya başlarken, bu sefer önce başlığı atayım sonra gerisini getireyim dedim kendi kendime. Ve “sine-i millet kelimelerini en fazla kullanan siyasetçi Demirel, Hamzaköy’de paşa paşa istirahat etti” başlığını yazdım. Ardından sildim. Sonra, “Pokercinin Defter-i Kebiri” diye yazdım. Onu da sildim. Zorlanmıştım.
Öylesi anlarda, bazen insanların imdadına matematik ilmi yetişir. Hafızan, yıllar önce belleğine kodlanan birbiriyle kesişen kümeler konusunu kusmaya başlar. Akıl ve dil, akıl ve duygu, kelimelerini bağımsız kümelerin içine yazarsın. Ve ortaklaştırırsın kümelerdeki kelimeleri. Görürsün ki, ortak kümenin tek kelimesi ‘akıl’dır. Diğerlerinin hepsi değişkendir. Ayrıca, değişkenlerin zamanla değişikliğe uğraması da bir yana.
Burada, bilerek bir düğüm atayım yarattığım yumağa. Kumarın “kral” oyunu pokerdir. Pokeri bilmek de zararlı, bilmemek de. Bilirsen alışkanlık yapıp ocağına incir ağacı diktirebilir. Bilmez isen, siyaseti, ilişkileri poker oyunu gibi sürdürenleri anlayamaz, gerektiğinde ona göre gardını alamazsın. Kumar kralının en büyük hamlesi ise “blöf”tür. Kumarcının adrenalini yükseltir. Bazen, yara bere içindeki vücudu tamir eder bu salgılanan hormon.
Ancak, elin güçsüz iken önündeki tüm fişleri ileri sürmüşsen; salgılanan hormondan açığa çıkan elektrik masanın öbür tarafında oturan oyuncuya kadar gider. Ve işte o zaman, o alt etmek istediğin oyuncunun örseleyici, alt edici “gördüm”üne maruz kalırsın. Ve senin için oyun biter. Ancak, o masa boş kalmaz, yeni oyuncu ile devam eder.
Şunu hafızanın bir yerine kaydetmekte yarar vardır. En usta pokercinin dahi hayat boyu tuttuğu “defter-i kebir”inin son sayfasındaki nakli yekunu eksidir. Sadece poker oynatan yerlerin sahipleri kazanıyor çünkü.
Bazen, politikacılar siyaseti pokerciler gibi yapıyor, pokerin kral hamlesi ile birlikte. Birinci kral hamle, ikinci kral hamle... ve cumburlop.
Bu minvalde hafızama nakşolunan bazı olayları yazmak istiyorum.
1980 öncesinde, sine-i millet cümlesini kendisine has üslubu ile kullananların başında Demirel gelmektedir. Burada bir parantez açmak istiyorum. Demirel, konuşmalarında köylü ağzını iyi kullanıyordu. Ve köylü ağzı ile söylenen her söz, her deyim; köylü toplumunun çok hoşuna gidiyordu. Demirel, 12 Eylül ile birlikte sine-i millet yerine paşa paşa sine-i Hamzaköy’e gitti.
Halkçı Parti Genel Başkanı Merhum Necdet Calp, 1983 yılında, 12 Eylül sonrasında yapılan ilk seçimlerin öncesinde ANAP Genel Başkanı Merhum Turgut Özal ile bir televizyon programında tartışmıştı. Boğaziçi Köprüsü için “Sattırmam efendim, sattırmam” demişti. Ve yıl 1985, 2 yıl sonra yapılan Halkçı Parti Genel Kurulu’nda genel başkanlık yarışını kaybetti. Ve bugün, “yap-işlet-devret” modeline göre faaliyet gösteren işletmelerin haddi hesabı tutulamıyor.
01 Ağustos 2009 tarihinde yapılan MHP Bursa il kongresine katılan Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ha bire ismi değişen “açılım” ile ilgili konuşmasının bir yerinde, “25 yıldan beri dağda gezenlere Türkiye’yi böldürmek istiyorsanız, 50 yıl dağda gezmeye hazır olan Türkiye`yi böldürmeyecek MHP var” demişti. Ben de ona derim ki, dağda gezmek için 90-80-90’lık beden ölçüleri gerekir. Bütün yönetici ve üyelerinizin beden ölçüleri benimki gibi 110-140-110’dur. Ancak yoksul Türkiye köylüsünün, işsiz Türk gencinin beden ölçüleri dağda gezinmeye uygundur. Blöf’ünüz için ileri sürdüğünüz “bahis”iniz onlar mı yoksa? Artık tutmaz Bahçeli, tutmaz.
Tayip Erdoğan’ın Başbakanlığını yaptığı AKP Hükümeti, 7 yıldır Türkiye’nin kaderini belirlemenin ortağıdır.
Türkiye AB’ye girecektir…
Başörtüsü Türkiye’de özgür olacaktır…
Hak ve özgürlüklerin çıtası yükseltilecek, tüm yurttaşlar her zaman, her yerde bundan istifade edecektir…
Kürt sorununu çözeceğiz, Kürt açılımı dendi. Sonrasını hep beraber yaşıyoruz.
Ve DTP’nin kapatılmasından sonra, vekilliği düşürülmeyen milletvekilleri, sine-i millet kararı aldı...
Yazdıklarım gene anlaşılmayacak galiba. Ne yapayım, şu anda öylesine bir ruh hali içindeyim.
MİHDİ PERİNÇEK İnsan Hakları Savunucusu
ÖNCEKİ HABER

Kömür paraydı onlar köleydi…

SONRAKİ HABER

Cannes Film Festivali'nde ödüller sahiplerini buldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa