18 Aralık 2009 05:00

Kömür paraydı onlar köleydi…

Nâzım Hikmet şiirinde “Yedi kat yerin altından sesler geliyor./Çok alametler belirdi vakit tamamdır” derken, işçilerin gelecekte güzel günlerini, mutlu yarınlarını müjdeliyordu.

Paylaş

Nâzım Hikmet şiirinde “Yedi kat yerin altından sesler geliyor./Çok alametler belirdi vakit tamamdır” derken, işçilerin gelecekte güzel günlerini, mutlu yarınlarını müjdeliyordu.
Ne var ki o temennilerin hiç biri yaşanmadı. Yıllardır iş kazalarında dünya üçüncüsü, Avrupa birincisi olmayı kimseye kaptırmadık. İşsizlikte, yoksullukta yerimizi katlatarak büyüttük.
9 Aralık 2009 tarihinde Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesindeki maden ocağında grizu patlaması sonuncu 19 işçinin yerin yedi kat altından iniltileri, yeryüzündeki yakınlarının çığlıklarıyla uyandık…
Maden ocağının önünde ölüm acısı egemendi. Doğum sevinçleri, düğün mutlulukları, gelecek hayalleri kaybolmuştu. Saç baş yolmalar, ağıt yakmalar hiçbir şeyi geri getiremiyordu.
Gençtiler, kuvvetliydiler ama paranın gücüne teslim olmuşlardı. İş zor da olsa, sonunda ölümde bulunsa çalışacaklardı. Para kazanıp, çocuklarını sevindirip, karılarını mutlu edeceklerdi.
Onlar, ne iş olursa yaparım, ne verirseniz onu alırım diye işe başlamışlardı. Çaresizlikleri, yoksullukları başka bir şey söyletme gücünü vermiyordu onlara.
İhmalkarların, gözünü para hırsı bürüyenlerin, hak, hukuk, adalet tanımayanların, vicdanları cüzdanlarında olanların kurbanları oldular.
Korkularına yenildiler. Girdikleri maden ocağından bir daha çıkamadılar. Yaşamın baharında yaşama veda ettiler.
Ve sonrası…
Ölenler mezara gömüldü, yakınları kara yasa boğuldu, yetkililer cek-cak’larla konuştu, işveren sessizliğe büründü, sendikacılar yalancı pehlivanlar gibi dolandı, birkaç gün sonra her şey unutuldu, analar daha çok madenci doğurdu. Maden ocağının kapısında kokuşmuşluk ve çürümüşlük sürgit devam etti…
Bu ülkede insanların doğuştan eşitliği, inançsal olarak bilindi, hukuksal olarak söylendi.
Hukukun üstünlüğünü dilinden, kutsal kitabı elinden düşürmeyenlerin iktidarları yaşandı. Ne var ki; hiç biri de adaletin terazisinin kefesini dengeleyemedi. Gittikçe kantarın topu kaçtı. Beterin beteri yaşanır oldu.
Dünyanın küreselliği, paranın kutsallığı; zenginler azınlığı, yoksullar çoğunluğu yarattı.
Çalışma yaşamında hukuk tanımama, tüzük hükümleri uygulamama gelenek hale geldi.
Siyasi iktidar denge oluşturacağına taraf oldu. Kiralık işçi, esnek çalışma, taşeron sistemi uygulamalarıyla sendikacılığa darbe vuruldu. İşverenlere keyfilik tanındı.
Grizu patlamasının yaşandığı, 19 işçinin yaşamını yitirdiği maden ocağında, mayıs ayında bakanlığın yaptığı tespitte: Gaz ölçümü yapan sensör yoktu, havalandırma yeterli değildi, ocağa giriş ve çıkışta acil çıkış koridoru yapılmamıştı. Tahliye ekibi kurulmamıştı, işçilere eğitim verilmemişti, dinamit patlatmadan önce gaz ölçümü standartlara göre yapılmamıştı, ocak çökmelerine karşı güçlendiricisi sağlam değildi, koruyucu malzemeler yetersizdi.
Peki ne vardı?
Maden ocağının girişinde: “Babacığım kurallara uy, tehlikeyi fark et, önlemini alarak kazalardan kendini koru. Güvenli çalış eve sağlıklı dön. Bizi üzme”… Levhası vardı.
Maden işçilerinin faciasını televizyon ekranlarında izlerken işyerinin “İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Haftasında” düzenlediği slogan yarışmasında dereceye giren sloganım aklıma geldi. “Cahil bilmiyorum, kaza geliyorum demez.”
Ödül olarak verilen odamdaki saate baktım çalışıyordu.
Tirik tırak, tirik tırak, olur mu hiç çalışmamak!..
NURULLAH ER İskenderun Ses Gazetesi Köşe Yazarı
ÖNCEKİ HABER

Erdal Eren mücadelemizde yaşıyor!

SONRAKİ HABER

TRT’nin ‘yandaş medya’ peşkeşi TBMM gündemine taşındı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa