ARA SIRA

ARA SIRA

  • Türkiye’nin dört bir yanından gelen TEKEL işçileri 4 gündür Ankara’nın göbeğinde direniş örneği sergiliyorlar.


    Türkiye’nin dört bir yanından gelen TEKEL işçileri 4 gündür Ankara’nın göbeğinde direniş örneği sergiliyorlar. Emniyetin türlü yıldırma taktiklerine ve saldırılarına, Türk-İş yönetimi tarafından yeterince sahip çıkılmamasına, sendikalarca bütünlüklü destek sunulmamasına karşın, geri dönmemekte direnen binlerce işçinin coşkusu, destek için gidenlere büyük moral veriyor.
    Binlerce işçinin arasında azımsanmayacak sayıda kadın var ve onlar kavganın önünde. Polise karşı koyuyorlar, yumrukları havada sloganlara var güçleri ile katılıyorlar. Polis saldırısında eşarplarını çıkarıp polisin önüne atıyorlar.
    Hükümet ise, hak arayanlara kötü örnek olur diye; ne AKP’nin önünde barındırıyor, ne Abdi İpekçi Parkı’nda kalmalarına izin veriyor. Perşembe günü polisin vahşice müdahalesi ile parktan çıkarılıyorlar ve Türk-İş Genel Merkezi’nde kalmaya başlıyorlar. Saldırı öyle fütursuz ki, Ankara’nın ayazında havuza düşenlere dahi su ve ardından gaz sıkılıyor. Azıcık vicdan sahibi olanı bile isyan ettirecek görüntüler çıkıyor ortaya.
    Peki işçiler niçin ailelerinden uzakta, soğukta, yaşta sokaktalar, direniyorlar? Hükümet kamu işçisi olan TEKEL işçilerine; “Sizin kurumlarınızı sattım, kapattım, sizi de şimdilik kamuda olan kurumlara 4-c’li olarak gönderiyorum, yılda 10 ay 650 lira alacaksınız, 2 ay ücretsiz izinli olacaksınız” diyor. Yolda taksi şoförü ile bu konuyu konuşuyorduk, “Taksinizi elinizden alsalar, buyurun sizin olsun der misiniz” dedim, “Ekmek kapım, nasıl veririm” dedi. İşçiler de işte böyle diyor, karşılığı cop, gaz, dayak oluyor.
    Peki, TEKEL işçilerinin başına gelenler yalnızca onların sorunu mudur? Bugün özelleştirme sırasında olan tüm kamu kurumlarındakileri aynı tehlike beklemiyor mu? Sadece işçileri değil, kamu emekçisi statüsünde olanlarda aynı tehlike ile yüz yüze değil mi? Bugün halen 4-c’li olarak gönderilecek kamu kurumları var ve o kamu kurumlarında bizler çalışıyoruz. Peki, sıra bize geldiğinde yolun sonuna da gelinmiş olmayacak mı? O zaman kamu emekçileri nereye gidecek? Yoksa eşitlik ve adalet adına sözleşmeli, güvencesiz ve düşük ücretli çalışmada eşitlenmiş olmakla mı övüneceğiz!
    Eğer gerçeklere gözümüzü kapatmazsak, kendi hakları için direnen tekel işçilerinin, bizim haklarımız içinde direndiğini görebiliriz. Onların yenilmesi demek, bize doğru gelmekte olan özelleştirme, güvencesizleştirme treninin daha hızlı yol alması demektir. Onların kazanması ise, bu trenin hızının kesilmesinin ve durdurulmasının ilk adımları demektir. Bu nedenle tekel işçilerinin taleplerine sahip çıkmak, aynı zamanda bugün yan yana çalıştığımız güvencesiz çalıştırılanların haklarına ve kendi geleceğimize sahip çıkmaktır.12 bin işçi kazanırsa, BİZ kazanacağız.
    (*) Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası MYK Üyesi
    Şükran Doğan*
    www.evrensel.net