19 Aralık 2009 00:00

TEKEL işçilerinden demiryolu emekçilerine kuramadığımız köprü...!

TEKEL işçileri günlerdir başkentte. AKP önünde başlayan eyleme, Abdi İpekçi Parkı’nda devam ettiler.

Paylaş

TEKEL işçileri günlerdir başkentte. AKP önünde başlayan eyleme, Abdi İpekçi Parkı’nda devam ettiler.
Abdi İpekçi alışkın eylemlere ev sahipliği yapmaya. Kısa bir süre önce Kent AŞ işçilerine de ev sahipliği yapmıştı. Ve Ankaralı “Ne var ki yine burada?” sorusuyla, parktaki kalabalığı izleyerek geçip gitti iş çıkışı evine yine.
Abdi İpekçi kalabalıktı. Bir araya gelmek çok kolay olmamıştı. AKP önünde başladıkları eyleme bir gece Atatürk Spor Salonu’nda kalarak devam eden işçiler sabah ikiye bölünmüştü. Bir bölümü AKP önüne gitmişti , bir bölümü Abdi İpekçi de kalmıştı. Polis barikatını aşıp gidemeyince AKP’ye Abdi İpekçi’de kalanlar; AKP önünde bekleyenler yürümeye karar vermişti Abdi İpekçi’ye.
Yağmur altında kilometrelerce yolu yürüyerek arkadaşlarının yanına gelmişlerdi orada kalanlar...
İşçiler Abdi İpekçi’de arkadaşlarını beklediler... Üzerlerinde battal boy çöp torbalarından yaptıkları uzun siyah yağmurluklar. Başlarından geçirmişler, kenarlarını yırtarak torbanın, kollarını çıkarmışlar... Kaymasın, ayaklarına dolanmasın diye başka naylon parçalarıyla yaptıkları kemerlerle de bağlamışlar bellerini. Ne olur ne olmaz... Gün içinde polis gazla, suyla, copla saldırmıştı çünkü. Parkın içindeki çocuk kaydıraklarının altına sığınmışlardı. Ateş yakıp oturmuştu kimileri 10’ar 15’er kişilik gruplar halinde, kimileri parktaki çardakların üstünü ve etrafını naylonlarla kapatarak banklara yerleşmişlerdi. Kimileri ise telefonla yakınlarına günlük gelişmeleri anlatıyorlardı, Kürtçe, Türkçe.
Hava giderek soğuyordu ve işçiler arkadaşlarını beklerken ısınma problemini çözmek için yeni ateşler yakıyorlardı. Bir ara odun dağıtıldı. Sırtlayıp kütükleri ateşleri harladılar.
Bir bankta iki kadın, yağmurlukları, gözlerine kadar indirdikleri şapkaları, sohbet ediyorlardı. Yanlarına gittim. Ben Eğitim Sen üyesiyim dediğimde, sevinmiş ve hemen anlatmaya başlamıştı biri: “Tokat’tan geldik, 20 sene çalıştık. Her gün 1 saat mesai yaptık. Ücretsiz. Günde 105 ton sigara ürettik. Şimdi bizi köle yapmaya çalışıyorlar. Fabrikaları satarken bizi de satsalardı.” Sustuğu yerden arkadaşı tamamlıyor; “Köle olmayacağız. Hakkımızı almadan gitmeyiz.” Peki nasıl geçti bütün gün, dediğimde. “Üşüdük, acıktık en çok da çay içemedik” dediler. Geçen çaycıyı işaret ettiğimde; “Yok kim bilir nasıl yapıyorlar o çayı” demişti. Gülüşmüştük.
Biraz ilerde bir bankta bir kadın işçi arkadaşına hararetli bir şeyler anlatıyordu. Öğretmenim deyince, kadın ağlamaya başlamıştı... Batmanlı... Kürt... Adı Türkiye. İroni sandım önce. Hayır gerçekten adı Türkiye’ymiş... “Az önce oğlumla konuştum. Matematikten 87 almış. Hiç almazdı.” Oğlu, “Anne seni işten atmışlar artık beni dershaneye göndermeyecekmişsin” demiş... Ağlayarak devam etmişti. “Komşular söylemiş işten atıldığımı. Oğlum ben ne iş olsa yapar seni okuturum korkma dedim ama çocuğum ağladı ..” tamamlayamamıştı cümlesini Türkiye. İstanbul’dan gelmişti eyleme. Arkadaşı geldi sonra yanımıza. Adı Güneydoğu Gazisi olmuş onun. Türkiye’yi sakinleştirmeye çalışıyordu. Niye Güneydoğu Gazisi dediğimde, yarısı kopmuş kolunu gösterdi. Hakkari’de yapmış askerliğini. “Eşim 7 aylık hamile. Düşük tehlikesi var. Anneme bıraktım geldim. 2008’de de gelmiştik. Biz bugün burada bu soğukta havuza girdik. Normal bir insan yapar mı bunu? Ama artık yeter. Ben en ağır bedeli ödedim. Şimdi bana köle ol diyorlar.” O arada MHP’li milletvekilleri anons ediliyordu. “Bunlar oy için geliyor. Ama burada misafirler. Onun için bir şey demiyoruz. Hepsi aynı bunların” demişti kızgın...
“Ne hissettiğimi bilmiyorum. Çocuklarımı özledim .Biz gerekirse sendikayı da yıkarız. Dönüş yok . Çocuğum ağladı telefonda” diyerek kararlılığını bir kez daha anlatmıştı Türkiye. Konuşurken, gözlerimiz yoldaydı. AKP önünden gelecek işçileri bekliyorduk.
Biraz ilerde kadınlı erkekli başka bir grup konuşuyordu. “Aslında şeker işçileri de gelmeli buraya” diyorlardı.
Bir başka TEKEL işçisi. Ali abi... Urfa’da çalışmış yıllarca ama 3 yıldır eşini Urfa’da bırakmış ve Adıyaman’a gitmiş çalışmaya. “Bizimki özelleştirme değil iş yerimiz kapanıyor!” demişti.
Birden herkes ayağa kalkmıştı, parkın etrafını dolaşan arkadaşlarının sloganlarını duyunca... Alkışlarla ve sloganlarla karşıladılar arkadaşlarını. “TEKEL işçisi direnişin simgesi!”, “Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek”. Çok öfkelilerdi…
İlk gün AKP önünde beklerken tuvalet ve başka bazı ihtiyaçlarını karşılamak için Armada’ya gitmişler. Ankara’nın lüks alış veriş merkezi. “Bizden biraz rahatsız oldular” diyor bir işçi. “Kirlendi ya oralar. Sonraki gün kapıları kapattılar. Tek kapı vardı oradan girdik. Zaten Gökçek oraya ortakmış. Biz AKP’ye karşıyız ya o yüzden kapıları kapattılar” diyerek de yorumluyordu durumu.
Sendika sadece yol parasını vermiş. Diğer giderlerini ceplerinden karşılamışlar. “Sendikacılar bakanla görüşmeye giderken yanlarına işçi arkadaşlarımızı da kattık. Onlarda konuşmuşlar bakanla” diye yöneticilere güvensizliklerini ve olası olumsuzluklara karşı aldıkları tedbiri anlatıyordu başka bir işçi.
Kadınlarla eylem yapmak nasıl dediğimde işçilerden biri: “Biz birbirimizle tartışırken kadınlar kadar olamıyorsunuz diyoruz birbirimize .Kadınlar erkeklerden daha cesur ve en önde” demişti gülerek...
Öfkeliler ve de tedirgin.
25 Kasım grevini konuştuk. “Biz İstanbul’da sizi destekledik” dediler.
İşçiler çadır kurdu.. Geceyi parkta geçirdiler... İki tuvalet vardı sadece... Önünde kuyruk.
Üstlerindeki naylon yağmurlukların hışırtılarıyla, parkın içinde dolaştılar. Türkü söyleyen, sohbet eden, ateşi harlayan ya da bir kenarda çömelmiş sigarasını tüttüren işçiler Ankara’da. Abdi İpekçi’de. “Ölmek var dönmek yok!” dediler.
İşçiler kararlıydı...
Sabaha aynı kararlılıkla başladılar güne... Yorgun ama kararlı... “Özlük haklarımızı almadan dönmeyeceğiz” kararlılığı.
Kararlılıkları eyleme gelmeyen arkadaşlarını da çekmişti eylem alanına. İstanbul’dan, İzmir’den yeni katılımlar vardı. Ama polis yeni gelenleri sokmadı parka, göz altına aldı.
Öğleden sonra polis sayısı arttı... Sertleşti polisler... Ve o hunharca saldırı...
“Biz gazı hesap edemedik. Yoksa kimse bizi oradan çıkaramazdı. Toz şeker gibi dağıldık” diyorlar.
Ankara’yı bilmeyen işçiler... Saldırıdan sonra telefon zinciri ile buldular birbirlerini ve Türk-İş’in önünde toplandılar yeniden.
“Ölmek var dönmek yok!” sloganlarıyla. Hızla topladı saldırıyı duyan KESK’liler, Harb-İş’liler, gençler, partiler... Yani örgütlü kesimlerin en “militan” kadroları... “TEKEL işçisi yalnız değildir!” Sakarya’daki bar ve cafe işletmecileri su taşıdı işçiye, esnaf alkışlayarak destek verdi...
Ve açıklamalar... “O ana” yakışan açıklamalar. KESK Genel Sekreteri saldırıları özetliyor. “52 demir yolcu açığa alındı. TEKEL işçilerine orantılı güç mü orantısız güç mü her neyse saldırıldı. TEKEL işçisine atılan gaz, uygulanan şiddet bize uygulanmıştır. Türk-İş’in ve TEKEL işçisinin alacağı kararlar kararımızdır!” diyor. DİSK Başkan Vekili, “Türk-İş’in alacağı her karar kararımızdır!” diyor, Sakarya’da yapılan “destek” açıklamasında. Saatlerce Türk-İş’in önünde öfke ve kararlılıkla atıldı “Birleşe birleşe kazanacağız!” sloganı.
Ankara eylemlerin başkenti oldu günlerdir...
Grev yapan demiryolu emekçilerinden 16 kişinin açığa alınmasını protesto ederken KESK’liler Abdi ipekçi’deki işçilerle aralarındaki uzaklık sadece 5 dakikaydı... Eylem biterken açığa alınan demiryolcu sayısı 52’ye çıktı.
Özlük hakları için eylem yapan TEKEL işçilerine gözdağının en büyüğünü vermek için, sendikanın en üst düzey yöneticilerini göz altına almakta, milletvekillerine rağmen gazla saldırmakta tereddüt etmiyor AKP...
12 bin TEKEL işçisini 4-c statüsüyle köleliğe razı etmeye çalışan AKP, demir yolcuları da açığa alarak terbiye edeceğine inanıyor. Bunun için elinden geleni ardına koymuyor.
7 bin İşçi, Ankara’da, 12 bin işçi için direniyor...
KESK ve Kamu Sen’li demir yolu emekçileri işlerine geri dönmek için kararlılıkla yeni eylemlerle direniş diyor.
AKP’nin gazabına uğrayan emekçiler kendilerine meydan okuyan AKP’ye meydan okuyorlar...
“Kararınız kararımızdır!” diye açıklama yapıyor konfederasyon yöneticileri. DİSK Başkanı özeleştiri veriyor televizyon kanalında. “10 dakikamızı ayırmadık TEKEL işçilerine!” diye...
Özeleştiriler önemli elbette. Destek açıklamaları da. Ama bir köprü kurmamız gerekiyor.
TEKEL işçileri ile demir yolu emekçileri arasında. Okullardan hastanelere; maden ocaklarından, üniversitelere.
“Genel grev genel direniş” sloganı işte ancak o zaman yaşam bulacak.
İşte o zaman bu gün sadece gençlerin ve kimi eylemcilerin yürekten haykırdığı “Yaşasın işçilerin birliği halkların kardeşliği!” sloganı da yaşam bulacak o köprüde kucaklaşırken Türk, Kürt bütün emekçiler.
Hâlâ kuramadık o köprüyü... Şimdilik...
Ama kurmalıyız... Kurabilmeliyiz... Emekçileri birleştirecek o köprüyü...!
SEVGİ YILMAZ Eğitim Sen üyesi
ÖNCEKİ HABER

Emekçiler şairini kaybetti

SONRAKİ HABER

Mobilya fabrikasında çalışan İşçi Erol Karaş’ın sol kolu makineye sıkıştı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa