21 Aralık 2009 05:00

EKONOMİ VE POLİTİKA

19 Aralık Cumartesi günü, Çağdaş Hukukçular Derneği’nin “Bayrampaşa İçin Adalet” toplantısında, 2000 yılında gerçekleştirilmiş olan operasyonda yaşanmış acılar anlatıldı, anıldı.

Paylaş

19 Aralık Cumartesi günü, Çağdaş Hukukçular Derneği’nin “Bayrampaşa İçin Adalet” toplantısında, 2000 yılında gerçekleştirilmiş olan operasyonda yaşanmış acılar anlatıldı, anıldı. Olaylara tanıklık yapmış olanların konuşmaları yaşanmış vahşetin boyutlarını bir kez daha gözler önüne serdi. İkisi asker olmak üzere toplam 32 kişinin yaşamını yitirdiği ve “ironik bir yaklaşımla adına ‘Hayata Dönüş’ denilen” operasyonda sorumlu kişiler için adalet istenen bu toplantıda, anlatılanlar gerçekten iç karartıcı idi.
Operasyonda yanmış iki kızın cesedi başında aileleri kızlarını teşhis edememiş; bir aile belirli göstergelere dayanarak, cesedin kendi kızlarına ait olduğunu ileri sürerken, diğer aile ise başka bulgularla cesedin kendi kızlarına ait olduğunu ileri sürmüş. Neticede tam teşhis yapılamadığından, iki cesedin yan yana gömülmesi yoluna gidilmiş. Ne hazindir ki, olağan suçlular hapishanelerinde çeteler kol gezerken ses çıkarmayan sorumlular, siyasi suçlular(!) hapishanesinin “devlet iradesine teslim edilmesi” amacıyla böylesi bir operasyona girişebilmiştir. Sisteme karşı kalkışlar ağır şekilde bastırılır ve cezalandırılır, çünkü kapitalizmde demokrasi sadece sistem içinde oynanan bir tuluattan ibarettir!
Toplantıda yöneticiler ve sorumlular, böylesi vahşi operasyonu gerçekleştirmiş ve ilgilerden hesap sorulmamış olmasını şiddetle kınadı ve bundan böyle salt bildiri ya da toplantı vb. eylemlerle yetinilmeyip, tüm alanlarda demokrasi ve insan hakları doğrultusunda sesin yükseltilmesi gerektiği vurgulandı.
Geçtiğimiz yıllarda da 12 Eylül 1980 darbesini yapanların cezalandırılması yönünde toplantılar yapılmış idi. Bu tür talepler hukuk adına daima yükseltilmektedir. Hatta, hafızam beni yanıltmıyorsa, Kenan Evren de bu konunun halka sorulması ve tercihinin alınması gerektiği yönünde bir beyanda bulunmuş idi.
Gerek 12 Aralık 2000 operasyonu kararını alanları ve uygulayıcılarını, gerekse 12 Eylül 1980 darbesinden birkaç generali sorumlu tutmak, pozitif hukuk açısından doğru görülebilir; ama hukukçu dostlarımın iznine sığınarak, ben bu tür tepki ve davranışların, gerekli olmakla beraber yeterli olmadığı kanaatini taşıdığımı belirtmek istiyorum. Hatta, söz konusu darbeler ya da faşizan şiddet hareketlerinde, görünürdeki sorumlulardan önce arkadaki asıl karar mekanizmasının görülmesi gerektiğini; arka plandaki sermaye ve burjuvazinin asıl suçlu, uygulayıcıların ise ikinci derecede suçlu olduklarını düşünüyorum. Ama anlayamadığım bir şekilde, böylesi hemen her toplantıda devlet ve devlet aygıtları suçlanırken, -ki tabiatıyla onlar da sorumludurlar- sermaye ve burjuvazinin sorumluluğundan dem vurulmamaktadır. Oysa, sermaye dokusu değişmedikçe, onun siyasal temsilciklerinin kararları da bu kararları uygulayıcı konumundaki güvenlik güçlerinin şiddeti de değişmeyecektir. Hal böyle iken, sermaye faşizmini geri plana çekerek, hatta ondan hiç söz etmeyerek, salt siyasileri ve uygulayıcıları sahneye sürmek, bence yanlış ve hedef saptırıcı bir davranıştır. Şili yaşlı diktatöründen hesap sordu da emperyalizmin pençesinden kurtuldu mu?!
Ergenekon davalarında Türkiye’de emperyalizme karşı eylemcileri baskılayan darbecilerin değil de var olan siyasal yapılara karşı darbe girişiminde bulundukları ileri sürülenlerin yargılanması hiç şaşırtıcı değil. Meseleye geçmişi ve geleceği ile geniş bir perspektiften baktığımızda, emperyalizm içinde yüzen ülkelerin siyaset yapıları, yasa sistemleri (“hukuk” demeye dilim varmıyor!) ve uygulamalarının içte halkın huzuru ve adaleti için değil, öncelikle emperyalizmin ve onun içerideki iş birlikçi burjuvazi kesiminin çıkarı ve tercihi doğrultusunda gerçekleştiğini görürüz. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını ortadan kaldıranlar ve/veya 12 Eylül darbesini yapanlar ya da 19 Aralık operasyonunu gerçekleştirenler, emperyalizme karşı eylemleri önlemiş olduklarından temizdirler! Ama yurdun tüm varlıklarını ve dokusunu emperyalizmin emrine sunanlara karşı tavır alanlar, tabii ki yargılanmalıdır! “Emperyalizm kahrolsun!” diyenlerle, “Emperyalizm yaşasın!” diyenler aynı kefeye koyulabilir mi?! Yazıya “aydınlar(!)”ı da katarsak, resim tamamlanmış olur!
İZZETTİN ÖNDER
ÖNCEKİ HABER

Afganistan’a ek asker göndermek sorunu çözmez

SONRAKİ HABER

Rize'de mantolama iskelesi çöktü, güvenlik önlemi olmayan 2 işçi son anda kurtuldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa