21 Aralık 2009 05:00

Son durak TEKEL…

Çocuk sayılacak bir yaşta hızla büyümeye başlayan bir kentin en ücra yerinde bir fabrika açılışı haberi herkes tarafından duyulmuştu ve herkes ayrı bir sevinç içindeydi.

Paylaş

Çocuk sayılacak bir yaşta hızla büyümeye başlayan bir kentin en ücra yerinde bir fabrika açılışı haberi herkes tarafından duyulmuştu ve herkes ayrı bir sevinç içindeydi. Çünkü bu kentte pek fabrika yoktu ve nasıl bir yer olduğu da merak konusuydu. Bu konu biz çocukları çok ilgilendirmiyordu ancak bizde o fabrikanın açılışına gitme merakı sağlayan şey; Mahsun Kırmızıgül’ün vereceği konserdi. Bir de devlet ‘büyüklerini’ ilk defa çoğu zaman bozuk olan siyah beyaz televizyonun dışında görebileceğimiz umuduyla orada olmak istiyorduk. Hiçbir ulaşım aracının gitmediği o uzak yere dört arkadaş küçük adımlarla yola koyulmuştuk. Zaten çok uzak olan fabrika küçük adımlarımız sayesinde daha bir uzak olmaya başlamıştı. O sıcak yaz gününde belki de hayatımızın ilk konserini izleme heyecanı adımlarımızı ve nefes alış verişimizi daha hızlı bir ritme sokmuştu. Fabrikaya giden o uzun ve düz yol, bir süre sonra ayak tabanımızı kanatmış ve tuzlu bir yol gibi gelmeye başlamıştı. Ama yaşayacağımızı düşündüğümüz bazı heyecanlar lastik ayakkabılarımızdan dışarıya taşan parmaklarımızı görmezden geleceğimizi kanıtlamıştı bizlere…
Birkaç saat süren yolun ardından nihayet fabrikaya ulaşmıştık. Kale kapısını andıran işletme kapısına kocaman harflerle iliştirilen ‘Hoş Geldiniz’ yazısının altından yol alırken, içerdeki kalabalığın kaç kişi olabileceğini tartışıyorduk. Ve tam o anda yanımdaki arkadaşın ‘Oğlım mahsum geli, bi milyon insan gelır’ demesiyle o yıllarda politik eylemlerin ve gösterilerin dışında görebileceğim en büyük kalabalığı ilk kez orada göreceğimi düşünüyordum. Konserin yapılacağı alana yaklaştıkça uzaktaki insanları baş ve işaret parmağımın arasına alarak nasılda küçük göründüklerine bakıyordum. İşletme kapısından konserin yapılacağı yere giderken sanki o yolu bir daha yürüyormuşuz gibi uzak gelmeye başlamıştı. Kalabalığa yaklaşmadan uzak ama tepe bir yerde ‘mevzi’ kurup oradan izlemek istiyordum. Çünkü yaklaştıkça kurulan sahneyi görmeye yetecek bir boyumuzun olmadığı gerçeğini görmeye başlamıştık. Ve nihayet uzaktan da olsa güneşin en tepede olduğu bir zamanda Mahsun’u görebileceğimiz bir yer bulmuştuk. Konser ne zaman başlayacak diye beklerken ‘Devlet Büyükleri’ konuşmalarına başlamıştı bile. Zaten programın o kısmının da bizi çok ilgilendirdiğini sanmıyorum, çünkü o dakikalara ait hiçbir şey hatırlamıyordum. Ama yinede yığınla insan, konuşmaları başını iki elinin arasına almış şekilde dikkatle dinliyorlardı. Biz ise kalabalığa arkamızı dönerek boş olan arsada hangimiz taşı en uzağa atacak diye yarışırken sırtımızı döndüğümüz ‘Devlet büyükleri’ ise başka şeyler ‘atıyordu.’
Zaman geçtikçe biz, şarkılar ne zaman söylenecek diye sabırsızlanırken konuşmalarda sona doğru yaklaşmıştı. Konuşmaları dinleyen kalabalıkta yavaş yavaş alana dağılmaya başlamıştı çünkü bundan sonraki programda onları çok ilgilendirmiyordu herhalde diye düşünürken ve bizim merakla beklediğimiz Mahsun sahneye çıkmıştı. Ama her nedense konuşmalardan sonra insanlar evlerine gitmeye başlamıştı ve çoğu bizim yaşlarımızda çocuklar kalmıştı orada. Şarkılar teker teker söylenirken bizde en öne gitmenin telaşı içindeydik. Birbirimizi kaybetmemek için elbiselerimizi tutarken göz açıp kapanıncaya kadar kendimizi en önde bulmuştuk. Ezbere bilmediğimiz şarkılara eşlik etmeye çalışırken, diğer taraftan da aklımızda eve nasıl döneceğimiz konusu şarkıların önemini kaybettirmişti bize…
Yaklaşık 1 saat süren konserin ardından fabrika alanından çıkmaya başlamıştık. Önümüzde tekrar uzun bir yol vardı ama dönüş yolu ayaklarımızı sürterek hareket ettirmemize sebep olmuştu…
Gittiğimiz o fabrikaya ve hatta kilometrelerce çevresine bile yıllar boyunca bir daha yolum düşmemişti. Çünkü yeni bir fabrika hiçbir zaman açılmadı bu kentte. Gittiğimiz bu fabrikanın adı ise ‘Diyarbakır TEKEL Tütün İşleme Fabrikası’ydı.
Yaklaşık 15 yıl sonra tekrar o fabrikaya bir gece yarısı bu defa muhabir kimliğimle gitmiştim. Özelleştirme kapsamında ‘bacası tüten’ bir fabrika kapatılma ile karşı karşıyaydı ve o dönemin politik koşullarında bütün bir kenti heyecanlandıran bir fabrika bu defa kapatılmak isteniyordu. Ama karşılarında bu defa ne bir ‘devlet büyüğü’ ne de bir şarkıcı bulabiliyordu. Onları tek karşılayan ve dikkate alan güvenlik güçleriydi.
Diyarbakır’da yaşayanlar çok iyi bilir, yüksek binaların artmasıyla birlikte çoğu minibüs hatlarının son durağı TEKEL Tütün işletmesidir. Minibüs muavinlerinin en güçlü sesiyle “Metropol-TEKEL” diye bağırışlarında ki ‘TEKEL’ sözcüğü artık olmayacaktı ve orası artık bu kentin yürüyerek de olsa gideni olmayan bir yer olarak bırakılmak isteniyordu.
ŞİYAR DİCLE Gazeteci
ÖNCEKİ HABER

Mücadeleye devam edeceğiz

SONRAKİ HABER

Reel kesim güven endeksi mayısta 6,6 puan düştü

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa