20 Aralık 2009 05:00

BAŞYAZI

Ne son buz parçasına umutsuzca sarılmış kutup ayısı fotoğrafları, ne de “küresel ısınmanın” yol açacağı sonuçlar üstüne bilim insanlarının çizdiği “felaket tabloları”, kâr ve daha fazla kârdan başka bir dürtü tanımayan kapitalist dünyanın liderlerinin yüreklerini yumuşatmaya yetmedi.

Paylaş

Ne son buz parçasına umutsuzca sarılmış kutup ayısı fotoğrafları, ne de “küresel ısınmanın” yol açacağı sonuçlar üstüne bilim insanlarının çizdiği “felaket tabloları”, kâr ve daha fazla kârdan başka bir dürtü tanımayan kapitalist dünyanın liderlerinin yüreklerini yumuşatmaya yetmedi.
Küresel ısınma ve iklim değişikliğini önlemek amacıyla, bağlayıcı bir anlaşma oluşturmak için bir araya gelen 193 ülkenin temsilcilerinin bir karar alamadan dağılması, emperyalist ülkelerin yöneticilerinin insanlığın geleceğini umursamadıklarını bir kez daha gösterdi.
Böyle bir konferansın hiçbir karar alamadan dağılmasının tepkilere yol açacağını düşünmüş olmalı ki, konferans boyunca, bir anlaşmaya varılmamasını taktik olarak benimseyen bu amaçla konferansı tıkayan ABD, Çin, Güney Afrika ve Hindistan’ın konferanstan sonra bir araya gelerek, bir anlaşma sağladıkları duyuruldu. Ancak, bu anlaşmanın bağlayıcı olmadığı da ekleniyor, “anlaştılar” haberine.
Doğrusu bu ülkelerin “kurtarıcı” olarak sahneye çıkmalarına bakınca, “Kurtarıcılar bunlarsa, vay ki vay insanlığın haline!” demek geliyor insanın içinden. Çünkü bu, katilin kurtarıcılığa soyunmasından başka bir şey değil!
Aslına bakılırsa, IMF daha konferans başlamadan, yoksul ülkelerin “Karbon salınım payları”nı zengin ülkelere satarak, ekonomilerini düzeltebileceklerini öne süren raporuyla, bu konferansın hiçbir ciddi karar alamayacağını ilan etmişti.
Konferans boyunca da, Obama başta olmak üzere hemen bütün konuşmacıların, “İklim Konferansı”nın başarısının önemine vurgu yapmaları ve kendilerini bir “çevre kahramanı” olarak sunarken, fedakarlığı da diğer ülkelerden beklemeleri de eklenince, konferansın ciddi bir karar almadan dağılacağı belli olmuştu. Türkiye gibi, iklim değişikliklerinden en çabuk ve en çok darbe yiyecek ülkelerin sözcülerinin bile, ayak sürüyen, dünyanın sürüklendiği felaketi görmezden gelmeleri ise, sadece felaketin yakınlığının habercisi oldu.
En son anlaşmada bile, dört ülkenin “Karbon salınımının yüzde 2’de tutulması” konusunda anlaştıkları belirtilmektedir ki; bilim dünyası bu rakamı ikilim değişiminde geri dönülmez bir felaket için son sınır olarak göstermektedir.
Kapitalizm, tarih sahnesine çıkmasından beri iktisatçılar, düşünürler, ahlakçılar, emekten yana politik çevreler, bizatihi işçiler tarafından sömürücü, baskıcı, insana değer vermeyen, insan toplumunun ihtiyaçlarını umursamayan, kârdan başka bir şey düşünmeyen, insanı insanlıktan çıkaran ve ahlaki çöküntüye de neden olan bir sistem olarak suçlanmıştır. Ancak bu gün; çevre sorununun böylesi devasa bir boyut kazanmasıyla artık bu suçlamalara, “İnsanlığı felakete sürükleyen bir sistem” (*) olarak suçlanması da pratikte eklenmiş bulunmaktadır.
Kopenhag Zirvesi’nde, gelişmiş ülkelerin liderleri başta olmak üzere önlem almamakta gösterdikleri direnç, “kalkınma”, “ekonomik gelişme”, “ulusal çıkar” gibi gerekçelerle, kendi adlarına dünyayı kirletmeye devam edeceklerini göstermiştir. Zirveyi protesto eden çevreci guruplara uyguladıkları şiddet de, yürüdükleri yolda kararlılıklarının işareti olarak görülmelidir.
Bu zirvenin; hem karar alamadan dağılması, hem de dört ülkenin “zirve kurtarmaya” kalkması sonucu vardıkları “bağlayıcı olmayan anlaşma” bir kez daha, kapitalistlerin insanlığın çıkarları, geleceği için kârlarından fedakarlık yapmayacağını göstermiştir. Ancak gidişatı önlemenin tek yolunun işçi sınıfının, onun her türden örgütlerinin, başta sınıf partisi olmak üzere tüm ilerici demokrat güçlerin çevre sorunu ve bağlantılı talepleri en önemli talepleri arasına almasının zamanının çoktan geldiğini unutmamaları gerekiyor.
(*) Marx ve izleyicilerinin kapitalizm eleştirilerinde elbette kapitalistlerin işçi sınıfı tarafından engellenmemesi durumunda insanlığı felakete sürükleyeceği vurgusu vardır. Ama bugün, artık bu sorun geleceğe dair bir tehdit olmaktan çıkmış, somut bir süreç olarak işlemeye başlamıştır.
İHSAN ÇARALAN
ÖNCEKİ HABER

Öfkeleri gözyaşlarıyla bilendi

SONRAKİ HABER

Diyarbakır'da Kur'an kursunda 40 çocuk yemekten zehirlendi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa