20 Aralık 2009 05:00

Söz ola torba dola

Orta düzeyde bir ev büyüklüğündeki sinema salonlarında film izlemeye bayılıyorum. Hem büyük salonlardaki kalabalığın kargaşası olmuyor; hem de tıka basa dolsa bile, öyle aman aman bir kalabalık oluşmuyor. Üstelik, küçük salonların üç beş izleyicisi, eskinin büyük salonlarındaki denli göze batmıyor. Nerede elli kişilik salondaki üç beş kişi, nerede iki yüz kişilik salondaki oncağız insan?.. Çeşitli şenliklerde ödül almış filmleri bile o üç beş kişi izliyor ki, onun iki tanesi de ben ve eşim oluyoruz genellikle.

Paylaş

Orta düzeyde bir ev büyüklüğündeki sinema salonlarında film izlemeye bayılıyorum. Hem büyük salonlardaki kalabalığın kargaşası olmuyor; hem de tıka basa dolsa bile, öyle aman aman bir kalabalık oluşmuyor. Üstelik, küçük salonların üç beş izleyicisi, eskinin büyük salonlarındaki denli göze batmıyor. Nerede elli kişilik salondaki üç beş kişi, nerede iki yüz kişilik salondaki oncağız insan?.. Çeşitli şenliklerde ödül almış filmleri bile o üç beş kişi izliyor ki, onun iki tanesi de ben ve eşim oluyoruz genellikle.
Ali Taran’ın Ali Tarantula kahramanlı No Ofsayt filmini böyle bir kalabalık(!) içinde izledim işte. İyi ki de öyle izlemişim... Küçücük olan salon dolsa elli sekiz kişi alacakken, salonda sadece ve sadece 8 kişi vardı. Dolu sekiz koltuğun ikisi de bizimdi her zamanki gibi. En ilginç olan ise izleyicilerin yarısının kadın olmasıydı. Ayaktopundan tiksinen, ayaktopunu sevenlerden bile tiksinen; hoşlananlarının ise bir türlü ofsaytı anlamadığı kadınların sayısı, beklenenden çoktu anlayacağınız, genel izleyici sayısı beklendiği gibi olmasa da. Ayaktopundan nefret eden, onun yüzünden benden de nefret eden eşim de o kadınlardan biriydi ve o kadınların dörtte birini oluşturuyordu.
Buram buram ayaktopu kokacağı kuşkusu vermekle kalmayıp korku da salan film, korkulanı başa getirmiyordu neyse ki. Ofsayt denilen, ayaktopunun en tartışmalı ve en ayrılıkçı, bölücü kuralını kafaya takan ve bir tarantulanın ağını salması gibi çevresine yayan Ali Tarantula’nın üzerine kurulu film. Usta reklamcılığın ve reklamcı cinliğinin inceliklerini taşıyor bolca. Ve güldürüyor. Ben güldüm kimi yerde. Hem de yüksek sesle... Gizlemeye çalışsa da, eşim de gülüyordu. Demek ki çok ofsayt bir durum yoktu filmde. Ve en güzel yanı da, film bitiminde, reklamda insanı uçuran yağdan tatmış gibi ağırlıksız, uçuk, şen ve şakraktım.
Ali Tarantula’yı oynayan Yıldırım Memişoğlu, izleyeni sıkmadan bir başına götürüyor filmi. Diğer oynayanlar da onu bozmadan eşlik ediyorlar ve filme sıcaklık katıyorlar kuşkusuz. Reklam bile var filmin içinde. Düdük biçiminde çalar saat, oyma tahta kamyon oyuncak, camlı büfede zeytinyağlı yaprak sarma dolu çelik tencere öldürdü beni. Özellikle de o tencerenin duruşu... Ama üç büyüklerin kendi formasını giydirmeğe kalktığı Atatürk’ün duvarda asılı fotoğrafına bakıp, “O da no ofsayt derdi” sözünün ardından gülmemin yüksek ses düzeyi, yaklaşık onda biri dolu salonun tıklım tıklım boşluğunda olanca gücüyle salınıverdi. Diğer dört kişi de benim deli olduğumu düşünmüştür büyük olasılıkla. Beşinci zaten öyle düşünüyor.
Tarantula, taktığı ofsaydı kaldırmak için no ofsayt savsözüyle yola çıkıyor ve dünyaya yayıyor. Gerçekten de ofsaydı bilen(!) herkes kendi görüşünün doğru olduğunu savunduğu için, izleyenler doğrunun ne olduğu konusunda kuşkuya düşerler. Sonuçta onlar da kendi görüşlerinin doğruluğuna inanırlar. Böylesine kuşku verici bir karasızlığın sürüp gitmesi de anlamsız gelir insanlara. Öyle ya, doğru bir tanedir, iki ya da üç tane olduğu nerede görülmüştür?.. Aslında madem ki böylesine karmaşık bir durumdur, kalksın daha iyidir. Oyuncularla oyuncular arasında, oyuncularla yönetenler arasında itiş kakış azalacaktır, ayaktopuna daha çok zaman kalacaktır. Hem de kart kullanım oranı düşecektir. Türkçe bir karşılık bulmak yerine, “ofsayt değil”e onsayt karşılığını öneren Uğur Meleke de, diğerleri de bir güzel rahat edecektir ofsayt kalktığında. Bakınız, bir ilin yöneteni içki yasağı koyup trafik kazalarını azaltmayı düşünmüştür. Önlem(!) önlemdir(!) yani…
Tarantula’nın çabasının sonucunu filmde almalı herkes. Ben maydanoz olmayayım şimdi. Yoksa beni de UEFA’ya götürür, Tarantula bu. Ancak, ülkenin tek ofsaydı bu değil ki. Günlük yaşamda neler var neler... Geçelim parti kapatmayı, milletvekilliği düşürmeyi falan filan, bakalım oyun alanını sınırlayan çizgilerin dışında yer alan ileri gelenlerin, oturdukları yerde olanlar üzerine söylediklerine. Antalya belediye başkanının konuk takım gol atınca alkışlamasına örneğin. Nasıl bir ayıpmış o öyle, seçmenlerinin önünde! Konuk takımın başkanının hüzünlü duruşu üzülme olarak değerlendirilmeyip incelik olarak nitelendirilirken, belediye başkanının inceliğinin yakışıksız bulunması(!) tam da “Yaban”lık bir durum. Diyarbakır valisi, Diyarbakırspor’u alkışlayınca devlet adamı böyle şey yapmaz deniliyor. Belediye başkanı karşı takımı alkışlayınca da seçmene bu yapılmaz deniliyor. Yalancılığa çağrı yapılıyor yani. Gerçekten no ofsayt yani!..
Bu ne biçim açılım uleyynnnn!..
Kurtar bizi Tarantuleyynnnn!..
Üstün Yıldırım
ÖNCEKİ HABER

Enstantane

SONRAKİ HABER

27. Musa Anter Gazetecilik Ödülleri sahiplerini buldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa