22 Aralık 2009 00:00

GÜNCEL

Geçen hafta Şeb-i Aruz törenlerinde Başbakan Erdoğan güzel bir konuşma yaptı. Türkiye’de yaşamasak, uzaydan gelsek ve ilk defa Erdoğan’ı orada dinlesek, muhtemeldir ki Erdoğancı olurduk.

Paylaş

Geçen hafta Şeb-i Aruz törenlerinde Başbakan Erdoğan güzel bir konuşma yaptı. Türkiye’de yaşamasak, uzaydan gelsek ve ilk defa Erdoğan’ı orada dinlesek, muhtemeldir ki Erdoğancı olurduk.
Erdoğan’ın okuduğu metni belli ki birileri yazmış. Yazılı metin tören alanındaki müminlerden ziyade kamuoyuna hitap ediyordu. Hem de entelektüel ve liberal kamuoyuna... Bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmektir diye Kuran’a atıf yaparken, insana ve insana ait her şeye vurgu yaparak Marx’a geçiveriyordu.
Başbakan, eşitlik ve adaletten bahsediyordu. Irkların, dinlerin bölemediği insanlıktan söz ediyordu.
Erdoğan’ı dinlerseniz, sanırsınız ki Erdoğan, bir Mevlana ya da Yunus.
Bütün dinler ilk ortaya çıktıklarında yoksulları peşine takabilmek için eşitlik ve adaletten söz etmiştir. Paylaşım, zengin fakir ayrımının ortadan kaldırılması vs. dinlerin ortak mesajlarıdır. Ama bütün dinler egemen pozisyona geçtiklerinde, mevcut sömürü ve eşitsizlik düzenini kutsar. İstisnalar elbette vardır. Anadolu’da bir lokma, bir hırka felsefesi ile eşitlik ve adalet ilkelerini yaşamlarında savunmuş dervişler olmuştur. Hatta egemenler, sultanın çerileri aman verdiğinde Anadolu bir dervişler yurdu da olmuştur. Bugün hâlâ, Latin Amerika’da eşitlikçi Hristiyan din adamlarına rastlanır. Çoğu kez devrimcilerle ittifak halinde faşist hükümetlere karşı mücadele ederler. Bizde, günümüzde, hatta son beş yüz sene içinde böyle eşitlikçi dervişler olmamıştır. Oldu ise bile bizim onlardan haberimiz yok. İran’ın bir Şeriati’si var. Bizim en solcu dindarımız ise bir zamanlar Ahmet Hakan’dı. O da ruhunu burjuvaziye sattı.
Ne Erbakan, ne Erdoğan ne de Fethullah, hiçbir zaman eşitlikçi ve adaletçi bir dini çizgi olarak izlemediler. Onlar, mevcut sömürü ve zulüm düzeninin yönetimine talip olan birer pragmatist olarak güzel sözler ve dini vaatlerle kitleleri sömürüye razı etmeye çabaladılar.
Hele Erdoğan, yoksulu ve işçiyi hiç sevmedi. Kendisi ticaret burjuvazisi içinde palazlandıktan sonra büyük burjuvaziye kapağı attı. Bakmayın bayramlarda çocuklara beş lira bahşiş vermesine. İşçilerin bütün taleplerini hınçla, bir burjuva refleksiyle reddetti her zaman. Şimdi Şeb-i Aruz töreninde “Kim olursan ol gel!” diyor. Ama AKP önünde taleplerini dile getirmeye çalışan TEKEL işçilerine hiçbir zaman “gel” demedi. Kürtlere de gel dediğini işitmedik. Aleviler keza öyle. Alevilere çalıştay yapıyorlar, çalıştaya Ökkeş’i çağırıyorlar. Kürt çalıştayına Yeşil’i çağırmak gibi bir şey.
Başbakan tam bir demagog. Güzel sözler ederken, pratikte en gerici politikaları uygulamaktan çekinmiyor. Eşitlik, adalet ve özgürlük adına yaptığı tek bir şey yok. Kürt açılımı diyor; Kürtlerin demokratik örgütlerini, öncülerini tasfiye etmeye çalışıyor. Alevi açılımı diyor; Alevileri Sünnileştirmeye çalışıyor. Özgürlük diyor; parti kapattırıyor. Yüzde on barajı ısrarla koruyor. Terörle Mücadele Kanunu’nu daha da tahkim ediyor. Basını tehdit ediyor. İşçileri ve memurları köleleştirmeye çalışıyor. Eğitimde bilimin yerine hurafeyi getirmeye çalışıyor. Din alimlerini bilirkişilikte referans gösteriyor. Tarih halife katliamları ile dolu iken “Bana Müslümanlar katliam yapar dedirtemezsiniz” diyor.
Sen Mevlana, sen Yunus, sen Hacı Bektaş değilsin Erdoğan. Sen olsa olsa Muaviye’sin, Yavuz’sun, Hızır Paşa’sın, Abdülhamit’sin. Ahmet Özhan ile Lale Devri komiklikleri yaparken, eşitlik ve adaletten söz etmek komik olmuyor.
KAMİL TEKİN SÜREK
ÖNCEKİ HABER

Yosullaştıkça şansa sarıldık!

SONRAKİ HABER

İran Dışişleri Bakanı Zarif G-7 zirvesinde

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa