22 Aralık 2009 05:00

RAMP IŞIKLARI

“Şimdi güzel bir ülkeye gidiyoruz. Ahlaksızlığın erdem, laf çevirmenin beceri, saf değiştirmenin zeka sayıldığı;

Paylaş

“Şimdi güzel bir ülkeye gidiyoruz. Ahlaksızlığın erdem, laf çevirmenin beceri, saf değiştirmenin zeka sayıldığı;
Oportünizmin meslek edinildiği;
her türlü ahlak ve insan olma kurallarını, günlük çıkarlara göre uyarlamanın ilahi bir amaca dönüştürüldüğü; cesur gibi görünüp, korkaklığın lime lime satışa çıkarıldığı; geçmiş günlerin pazarlandığı; geçmişine ihanet etmenin şan, şöhret ve çok yüksek ücretlerle kutsandığı; inanç pazarlamanın ya da mış gibi inançlı olmanın, anında paraya ve makama tahvil edildiği bir ülkedeyiz!..”
Yukarıdaki satırlar, bugünlerde Tiyatro Pera’da sahnelenen Bertolt Brecht’in üç farklı oyunundan ve başka metinlerinden kolaj yapılarak Türkiye gerçeğine uyarlanan “Rahat Yaşamaya Övgü-Brecht Kabare”nin yönetmeni Nesrin Kazankaya tarafından ikinci perdenin başlangıcına yazdığı bölümden alıntılandı. Bu bölümde 1930’lu yılların İngiltere’sindeki sosyal ve siyasal duruma ilişkin yaşananlar, Türkiye’nin yakın tarihinde ve bugünlerde yaşanan olaylarla paralellik kurularak aktarılıyor ve aslında dünyanın her tarafında küçük burjuva ahlakının sığ ve korkak tavrı, faşizm ve tek adam despotizmine ilişkin aymazlığın ölçüsüzlüğünün hep aynı olduğu görülebiliyor.
Kuruluşundan bugüne sanatsal tavrı ve toplumsal duyarlılığını büyük bir olgunluk ve uyumla bir araya getiren ve bu tavrı ile sanatsal ve estetik anlayışından hiçbir zaman ödün vermeyen Tiyatro Pera, Nesrin Kazankaya’nın sanat yönetmenliğinde çalışmalarını sürdürüyor.
Tiyatro Pera bu sezon Bertolt Brecht’in, faşizm dönemlerinde toplumsal ve siyasal duyarlılığın boyutlarını sorguladığı; savaş, sömürü, kolay yoldan kazanma hırsı ve dürüstlük gibi ahlaki tavırları eleştirel bir yaklaşımla gözden geçirdiği, savaş süreci ve emperyal yayılmacılığın konu edinildiği Aslan Asker Schweyk, gangster ve çeteleşme olaylarının anlatıldığı Arturo Uİ’nin Önlenebilir Tırmanışı ve devletin ortaklığında gerçekleşen soygunun deşifre edildiği Üç Kuruşluk Opera adlı oyunlarından oluşturduğu Brecht Kabare ile seyircinin karşısına çıkıyor. Oyunun kurgusunda ayrıca Brecht’in yazılarından da alıntılar yapan Nesrin Kazankaya, oluşturduğu tematik bütünsellik, karakterlerin yaşayan, canlı bir varlık olarak günümüz gerçeği ile birebir örtüşen kimlikleri, dildeki uyum ve olay örgüsündeki akılsal dizge ile yeni bir oyun yazmış gibi ciddi ve özenli bir çalışma ortaya çıkarmış.
Oyun, öncelikle ele aldığı konu itibariyle savaş, şiddet, faşizan psikoloji ile içi içe geçmiş olan çeteleşme olgusunun kapitalist sömürü sisteminde evrildiği noktayı saptaması ve sorgulayarak göz önüne getirmesi anlamında önemli bir sanatsal işlevi yerine getiriyor. Nesrin Kazankaya, metinleri bir araya getirirken özellikle sömürü sisteminin tarihsel geçmişine bir göz atıyor ve bugün anlamında korku ve şiddetle insanların duyarsızlaştırılarak sisteme nasıl dahil edildiklerinin de altını çiziyor. Evrensel bir olguyu yerel gerçeklerin ışığında başarılı bir sunumla yeniden ramp ışıklarına taşıyan ‘Rahat Yaşamaya Övgü’, bu yanıyla da önemli bir dramaturjik çözümleme ve bitiştirmeye imza atıyor. Oyunun anlatımının en önemli unsuru olabilme becerisi gösteren oyuncular, ses, tavır ve hareketlerindeki uyum ve aksiyona kattıkları özenli tekil çabalarıyla, her bir oyuncu görselliğinin sunumunda önemli bir işlevi yerine getiriyorlar. Yılların deneyimi ile sahnede her zaman özgül bir ağırlığı olduğu izlenimini başarıyla sunan Levent Öktem, yeni mezun ideal bir genç titizliği ve ciddiyetinde kendini ve rolünü izletme konusunda mükemmel bir gösterinin merkezine konumlandırıyor yeteneğini. Öktem’in yanında takım olabilme konusunda aynı çabayla görev üstlenen Başak Meşe, Erdinç Anaz, Volkan Aktan, Zeynep Özden, İlker Yiğen ve Linda Çınar’ın duygu, hareket ve seslerindeki başarılı ve özenli konumlanışları, metnin daha canlı anlatımına olanak sağladığı gibi aynı zamanda görselliğin estetik ve mimetik olarak ve artistik düzeyini yükseltiyor.
Oyunculukla ilgili olarak Tiyatro Pera’da belki de ilk defa bir takım ruhunun yakalandığı da söylenebilir. Tiyatro Pera oyuncuları, Türkiye’de zor başarılan ve hatta neredeyse artık talep dahi edilmeyen bir oyunculuk tarzını başarı ile kotarıyorlar. 1970’lerde oyuncuların sahnede ‘takım oyunculuğu’, ‘grup oyunculuğu’ gibi adlandırmalarla arayışında oldukları ve bir türlü beceremedikleri; oyuncuların duygusal, düşünsel ve teknik birlikteliği ve farklı oyunculuk modellerinin ortak uyumu olan grup oyunculuğunu, büyük bir yetkinlik ve samimiyetle kotardıkları gerçeğini sahnede kanıtlamış olmalarıdır. Diğer yandan oyundaki anlatımın tarzı ve reji konseptinin sarih ve anlaşılır olması da oyuncuların bu tarzı yakalamış ve içselleştirmiş olmaları ile açıklanabilir, bu gerçeğin de altı çizilmesi gerekiyor.
Sonuç olarak Tiyatro Pera, bu sezon kendinden haklı olarak fazlaca söz ettirecek gibi görünüyor; Rahat Yaşamaya Övgü adlı, emek ve özenle kotardığı oyunu ile.
Seyircinin, izlerken yaşadığı topraklardan tedirgin olduğu, insanlığını ve duyarlılıklarını yeniden sorguladığı bu kabareyi izleyin, “rahatınıza(!) ve hayatınıza bakın”! Ya da oyuna gelmeyin! Tedirginliğinizi ve korkularınızı örgütleyin!
METİN BORAN
ÖNCEKİ HABER

Yıkım değil tapu istiyorlar

SONRAKİ HABER

Rize'de mantolama iskelesi çöktü, güvenlik önlemi olmayan 2 işçi son anda kurtuldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa