23 Aralık 2009 00:00

GÖZLEMEVİ

Hiç kuşku yok ki, Molière (1622-1673) ülkemizde benimsenen ve beğenilen ilk tiyatro yazarlarından biri.

Paylaş

Hiç kuşku yok ki, Molière (1622-1673) ülkemizde benimsenen ve beğenilen ilk tiyatro yazarlarından biri. Shakespeare, nasıl tragedyaya halk şakalarını katarak gerçekçi tiyatroya ve yeniçağ dramına ulaştıysa, Molière de komedyayı ciddileştirerek, ama güldürücülüğünü kaybettirmeden ciddileştirerek aynı şeyi yapmış. Ülkemizde benimsenmesi ve beğenilmesi de bu yüzden olsa gerek.
Ünlü yapıtı “Cimri”, İstanbul’da Kent Oyuncuları tarafından oynanmakta… Seyrettim. Seyrederken, halk şakalarının en acı insan gerçeğine nasıl yükseliverdiğine, bir dram gerginliği kazandığına da yeniden tanık oldum.
Bilmeyen, bilemeyen genç okurlarım için oyunun başkahramanının Harpagon olduğunu, Harpagon’un tiyatro tarihinin unutulmaz tiplerinden sayıldığını anlatacağım. “Harpagon’un tüm ihtirası tek bir noktada odaklanmıştır, o da paradır, paradır, ille de paradır. Para hırsı gözünü bürümüş olan Harpagon, para için ölümü bile göze alabilecek bir kişiliğe sahiptir” diyeceğim. “Cimri”nin, Parisli bir burjuva ailesinin ahlaki değerlerini, düşüncelerini, dünya görüşünü bütün içyüzüyle yansıtmakta olduğunu söyleyeceğim. “Cimri”nin: “İnsan, yemek için yaşamaz, yaşamak için yer” sözleriyle tanındığını ve ortaçağın ibret verici oyunlarını andırdığını da tırnak içinde söyleyivereceğim.
Oyun kişilerini on yedinci yüzyıl Fransa’sının burjuva ve aristokrat çevrelerinden seçen Molière, “Cimri” adlı yapıtında, tefecilik yaparak servet edinen bir tip olan altın düşkünü Harpagon’un kişiliğinde “İnsanın gerçek doğası”na eğilmiş. “Tiyatro sahnesindeki kişilerin halka tutulmuş bir ayna olduğunu” ilk kez söyleyen Molière, “Cimri”de aynasının sınırlarını evrensel olana açıp, güldüren bir “kara pinti” karikatürü çizmiş.
Kent Oyuncuları, oyunun ana eksenini cimriliğin kaçınılmazlığı üzerine kurmayı hedeflemiş. Mehmet Birkiye; ”Cimrilik bizi gülünç, budala hatta nefret edilen biri haline getirebilir. Bizi insanlığın en aşağılarına itebilir, ancak içimizde gerek birey, gerekse de toplum anlamında hep vardır. Bazen de kaçınılmaz biçimde büyür ve baskın bir olguya dönüşür” diye düşünmüş. İlkel kapitalizmden günümüz neoliberalizmine kadar geçen süreçte “para”nın önemli bir metadan, kimlikle eşdeğer tutulduğu bir olguya dönüşümünü izlemekte olduğumuz gerçeğini göz ardı etmeden, paranın varlık sorusunun yanıtı olduğunu savlar bir yorum getirmiş. Dediği gibi, bankamızdaki para cinsi ve sıfırların çokluğu bizi belirlemekte değil midir? “Öyleyse, böyle bir toplumda cimrilik ve kaçınılmaz olarak buna bağlı ya da bunun sonucu açgözlülük de, bir değer olarak var olmak durumundadır ve kaçınılmazdır.” Mehmet Birkiye’nin “Cimri”si işte bu düşünce ışığında bina edilmiş.
Molière oyunlarının özelliği eğlence, coşku, neşe yanında toplumsal koşulların yerilmesi ise, işin bu yanını da savsaklamamış Mehmet Birkiye. Toplumsal koşulların yerilmesinin altını çizmiş. Molière’in felsefesini, kara mizahını öne itmiş, iterken komedyanın görevini yerine getirmesini de istemiş; insanın, öncelikle de çağımızın insanının kusurlarını ön safta göstermeyi yeğlemiş. Doğası gereği bütün kusurların ve güçsüzlüklerin ancak güldürünün gücüyle düzeltilebileceğine, bu bağlamda hiçbir konunun eleştirel bakış açısının dışında kalamayacağına inanmış, mizansenini de öyle yaratmış. Rejisörlük sahnenin tanrıları ve tiyatronun esrarı ile buluşmak demekse, Mehmet Birkiye sahnenin tanrılarıyla da, perileriyle de, tiyatronun gizemiyle de buluşmuş.
Harpagon adındaki cimri, oğlu Cleante (Engin Hepileri) ve kızı Elise (Demet Evgar) ile yaşamaktadır. Napolili genç Valere (Bülent Şakrak), Elise’i bir deniz kazasından kurtarmış, onu sevdiği için Harpagon’un evine vekilharç olarak girmiştir. Cleante, Mariane (Hare Sürel) adlı genç kızla evlenmek istemektedir. Gençler evlenemeyecekleri; Harpagon da bahçede gömülü altınlarının çalınacağı korkusu içindedir... Harpagon, uşağı Fleche’i (Emrah Eren) kuşkulandığı için kovar, kendisinin Mariane ile evleneceğini; oğlunu dul bir kadınla, kızını da Anselme adlı varlıklı bir yaşlı ile evlendireceğini açıklar. Elise, bu evlenmeye razı olmamaktadır. Cleante da, Mariane’la evlenmek için para araştırmaktayken, babasının kendisine yüksek faiz ve birtakım işe yaramaz eşyaları satın alma koşuluyla para vermek istediğini öğrenir. Onunla yüzleşir; tartışırlar. Harpagon oğlunu kovar, kendisinden para sızdırmak isteyen Frosine (Kadriye Kenter) adlı bir düzenci kadını da aldatmayı başarır, falan...
Çiğdem Erken, Yavuz Çetin’in “Cherokee”sinden, Necdet Koyutürk’ün “Papatya Gibisin”ine; Lakmé’nin “Flower Duet”inden, Bizet’nin “İnci Avcıları”na değişik bir yelpazede müzikler hazırlamış “Cimri” için. Barış Dinçel “commedia dell’arte”variye kayan, “Brechtyen” biçemi de andıran stiller “manzumesi” bir dekor yaratmış. Kenter Tiyatrosu’nun sahne olanağına oyundaki devinime uygun sahne çerçevesi kurmuş. Sahneyi tasarlarken betimlemeden ziyade izlenim yaratmış. Başak Özdoğan, “matluba” uygun giysiler hazırlamış. Cem Yılmazer, hemen hemen hiç düz ışık kullanmayarak, oyuncu ve nesneleri doğal görüntüleriyle ve üç boyutlu olarak seyirciye gösterebilmeyi başarmış. Biçimin doğal görüntüsüyle yansıtılmasına titizlik göstermiş. Koreograf Cihan Yöntem, koreografisini gene Cihan Yöntem gibi çizmiş.
Çağlar Tüfekçi, Seval İşgören, Cem Bahşi, Ersin Olgaç, Simge Defne, Hüseyin Sevimli, Güneş Sayın, Çağrı Şensoy, Salih Bademci, Tara Demircioğlu, Algı Eke en yoğun anlatım aracının hareket olduğunu öğrenmişler, dolayısıyla adları tek tek anılacak kadar başarılılar. Emrah Eren, aklın ve duygunun uyumlu beraberliğinde karakteri gerçekleştiriyor. Mükemmel bir komedyen gömleği olan İlker Ayrık, tekstte Jacques karakterlerine ait ne bulduysa seyirciye abartmadan aktarmakta. Kavrama ve yorumlama sınırlarını biraz daha zorlarsa daha çok kazanacak, inansın bana. Hare Sürel, fiziksel varlık çizgisini Marianne olduğu süre içinde başarıyla koruyor ve sürdürüyor.
Bülent Şakrak, fiziksel olduğunca ruhsal yaşam duyusunu da içinde yarattığı ve yaşattığı Valere’i öyle mükemmel canlandırıyor ki, insanın içinden yüksek sesle “helal olsun” demek geliyor. Benim gözbebeklerimden biri olan Demet Evgar, bu kere de kendini heyecanlanmaya değil, birtakım özel eylemler yapmaya zorluyor. Daha doğrusu, nasıl heyecanlanacağı yerine, ne yapması gerektiğine şartlanıyor, dolayısıyla, abartısız bir Elise ortaya çıkartıyor.
Engin Hepileri ise mükemmel diksiyonuyla, yaratıcı duygularını aktarmak için her şeyi, ama her şeyi; sözcüklerini, sesini, jestlerini, hareketlerini, aksiyonunu, yüz ifadelerini cömertçe kullanmakta. Gerçekten de alkışlanacak bir performans sergiliyor Hepileri. Kadriye Kenter, Frosine’in duygularıyla, bu duyguların anlatım yöntemlerini pek güzel belirlemiş. Kadriye Kenter’i, rol aldığı oyunlarda genellikle sesi ve hareketiyle daha ilk adımda rolüne girmesiyle tanırız, severiz. Bu kere de Frosine’i nefis dengelemiş, abartmıyor, zerre kadar köpürtmüyor. Mehmet Birkiye’ye gelince, içindeki istek öğesini heyecanlanmak eyleminden başarıyla ayrıştırmasıyla gene öne çıkmakta.
Kent Oyuncuları’nın “Cimri”si, hiç kuşkum yok ki sezonun şu ana kadarki “iyi” oyunları arasında sayılmakta…
ÜSTÜN AKMEN
ÖNCEKİ HABER

Dedelerimizin mirası: TARİŞ

SONRAKİ HABER

KESK üyesi kamu emekçileri pek çok ilde eylemler yaptı: Sefalet zammına hayır

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa