24 Aralık 2009 00:00

MERCEK

2009 yılının sona ermesine az kaldı

Paylaş

2009 yılının sona ermesine az kaldı. 2009; ülkemizde, bölgemizde ve uluslararası alanda, önceki süreçten bazı yanlarıyla ayrışan ve önümüzdeki dönem(ler)in olası gelişmeleri açısından da bazı ön veriler sunan önemli gelişmelere sahne oldu. Aralık 2009 içinde ise bu gelişmelerle kıyaslandıklarında, daha dar sahada görülebilecek iki işçi eylemi özgülünde işçi-emekçi hareketinde(*) ve DTP’nin kapatılması üzerinden ülkenin başlıca toplumsal-politik sorunlarından biri olan Kürt sorununa ilişkin yeni gelişmeler meydana geldi.
SON ZAMANLARDA BİR İLK
Bize göre Emek Partisi’nin girişimiyle düzenlenen “işçi kurultayı” ve bu kurultayda değişik sektörlerden iki yüz civarında ve çoğunluğu genç olan ileri işçinin, ülkenin en önemli sorunlarından biri olmakla kalmayıp, sermaye cephesinin işçi-emekçi hareketinin birliğine karşı bir silah olarak da kullanmaktan geri durmadığı Kürt ulusal sorununu tek gündem konusu yaparak, ileri işçilerin ilkesel olarak doğru ve pratik tutum yönünden de olması gerekeni gösteren tutumunu ortaya koymaları; yılın ve son dönemlerin en önemli gelişmesi olarak kayda geçmeyi hak ediyor. 200 ileri ve genç işçi, Kürt-Türk ve diğer kökenlerden gelen işçi ve emekçilerin sermayeye karşı birleşik eylemi ve mücadeledeki sınıf birliği tutumunun hayati önemine, sadece çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve anti kapitalist mücadelenin ilerletilmesi açsından değil, Kürt ulusal sorununun Kürtlerin ulusal tam hak eşitliğinin kabulü ve yasal-anayasal teminata alınması açısından da ısrarla işaret ettiler; mücadele hattının takibi için de bir sonuç deklarasyonu yayımladılar. Onlar bu deklarasyonda belirttiklerini hayata geçirmek için kendilerini sorumlu ve görevli ilan etmekle kalmadılar; tüm ileri işçi ve emekçileri, iki ulus ve tüm milliyetlerden tüm ezilenleri de kendileriyle birlikte hareket etmeye çağırarak, bunun kan ve şovenist öfkeyle kurulan egemenlerin tuzağını parçalayacak tek güç ve yol olduğuna işaret ettiler. Şimdi önlerinde, ilan ettikleri üzere, emek ve demokrasi güçlerinin birleşik hareketini yaratarak büyük burjuvazi ve kapitalizmin güçlerine karşı mücadeleyi daha ileri hatlardan örme sorumluluğu bulunuyor. Bu, fakat diğer yandan; kendilerini ilerici, demokrat, sosyalist olarak gören ya da öyle olan herkesi, bu ileri işçi kitlesini yalnız bırakmama sorumluluğuyla yükümlü kılıyor. Rahatlıkla denebilir ki, Kürt sorununun çözümü ve demokrasi taleplerinin gerçekleştirilmesi için Türkiye işçi ve emekçilerinin mücadele hattı, artık buradan kurulmak durumundadır.
ANKARA’NIN ORTASINDA SINIF KAVGASI
İkinci önemli işçi eylemi, TEKEL işçilerinin, hükümet politikalarını protesto etmek için Ankara’nın merkezinde sürdürmekte oldukları direniş olmuştur. Bir haftayı aşkın süredir devam eden TEKEL emekçilerinin direnişi, sadece daha yaygın ve tüm işkollarına yayılacak bir emekçi direnişini davet eden özelliğiyle değil; sermaye, hükümet ve devlet güçleriyle işçi sınıfı ve emekçiler arasındaki karşıtlığı, kış soğuğundan da katı bir gerçeklik olarak sergilemesiyle belirginleşti. Kuşku yok ki, sermayenin hizmetindeki donanımlı “güvenlik güçleri”, işçi ve emekçilere ilk kez gaz bombalı, dipçikli, coplu, panzerli saldırıda bulunmuyorlar. Ama bu kez, başkentin göbeğinde; işçiler, işyerlerinin kapatılmasını, işten atılmaları, ücretlerinin düşürülmesini, sosyal haklarının gaspını reddettikleri için kendi deyişleriyle “sadece ekmekleri için direndikleri” için saldırıya uğradılar. Böylece gençlere, kadınlara, Kürtlere; hak mücadelesi yürüten kim varsa, ona saldırmakta tereddüt etmeyen polisin bu saldırılarının, “teröriste karşı”, “anarşist genç eylemcilere karşı” haklı eylemler olarak görülmesinin dayanaksızlığı ve yanlışlığı bir kez daha ortaya çıktı. İşçiler -direnişte olanları ve diğerleri- görmüş olmalılar ki, polis ya da öteki “güvenlik kuvvetleri”, patronlar, sermaye sahipleri ve onların çıkarlarını temsil eden hükümet ve öteki devlet kurumları, aynı cephede, aynı güç ve çıkar birliği içinde hareket etmektedirler. Polisin sağladığını iddia ettiği güvenlik, aslında sermaye sahiplerinin güvenliği; onların emrindeki güçlerin güvenliğidir. Ve polisin işçilere-emekçilere saldırmayacağı yönündeki spekülasyonlar bir yalandan öteye geçmiyordur.
Ankara’da sürmekte olan işçi eylemi, diğer yandan ulusal köken ayrımı olmaksızın, işçilerin, hükümet ve ardındaki güçleri demokrasi, Kürt sorunu ve “açılım” politikaları konusundaki ikiyüzlü tutumları ve direniş güçlerini çözüp-dağıtma taktiklerini deşifre edici açıklamalarına da sahne oldu. Televizyon kameralarına konuşan bazı işçiler, “Bizi bölme taktiklerini boşa çıkaracağız” diyerek, tüm ezilenlerin birleşik hareketinin örgütlenmesine olan ihtiyaca dikkat çektiler.
İKİ SINIF, İKİ CEPHE KARŞI KARŞIYA
İşçi kurultayında ve Ankara’daki direnişte bir araya gelen işçilerin tutum ve çağrıları, sadece emek-sermaye arasındaki dolaysız çelişkiler alanında değil; bununla da bağlı olarak, demokrasi ve Kürt sorununun çözümü alanında da hükümet ve devlet politikalarıyla karşı karşıya geldi. İşçiler; iş, ekmek, insanca yaşam koşulları, demokrasi, kardeşlik, barıştan söz ettiler ve bunun için birleşmenin-mücadeleyi ilerletmenin belirleyici önemine dikkat çektiler. Hükümet ise üzerlerine polis kuvvetlerini gönderdi. İşçiler, “açılım” ve “demokratikleşme”nin bir yalandan ibaret kaldığını, kendilerine ve DTP’ye karşı girişilen saldırı ve yasaklar üzerinden ortaya koyarlarken, hükümet sözcüleri, “teröre karşı mücadele ve demokrasinin standartlarının yükseltilmesi” üzerine lafazanlığı sürdürdüler. Sermaye güçlerinin işçi sınıfı ve emekçilere, Kürtlere ve demokrasi mücadelesi yürüten kitle örgütlerine karşı politikası başkentin göbeğinde ve Anayasa Mahkemesi yargıçlarının tek ulusçu-tek dilci dayatmayı en yukarıdan, bir devlet tutumu olarak yeniden ilan etmeleriyle bir kez daha berraklık kazandı; gizlenemeyecek bir meydan okumayla ortaya kondu.
ARTAN SORUMLULUK, BÜYÜYEN UMUT
Ama toplumsal hayatta sadece egemenin dayatmaları, yasakları, saldırıları ya da bunlar aracılığıyla dayatılan egemenliği bulunmuyor. Canlı-pratik kanıtlarıyla işçiler, kamu emekçileri(**), Kürtler ve öteki ezilen kesimler, talepleriyle bu yaşamın ve onun kavgasının tam da göbeğinde duruyorlar. Eylemleri ve hakları için tutumlarındaki ilerletici kararlılık ise umudu büyütmeye devam ediyor. Sorumlulukları artırıyor ve azmi bileyici bir işlev görüyor. Gerçek olan sadece koşulların çetin geçeceğine ve sınıf çelişkileriyle çatışmalarının keskinleşmesine işaret eden verilerin artması değildir. Özgürlük, demokrasi, hak eşitliği ve sosyalizme dair kavganın daha da büyüyeceğini gösterir gelişmeler de artmaktadır. Ülkemiz emekçi mücadelesi ve demokrasi tarihi yönünden kayda geçilmesi gereken yukarıdaki türden gelişmeler, önümüzdeki döneme daha hazırlıklı ve güçlü girmek için sorumluluklarımızı da artırmaktadır.
A. Cihan Soylu
ÖNCEKİ HABER

Yolsuzluk parasıyla Umre ziyareti

SONRAKİ HABER

Egemen Bağış, Prag Büyükelçiliğine atanıyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa